Cananımdan Can istedim lütfedildi bize Can,

Bütün alem oldu Can, Canla kaldık Canla Can,

Eğer her kim ister ise hemen gelsin bizde Can,

Evvel duyduk sonra uyduk cümle olduk, Canla Can.

 

“Kulak” ayarlarının yapılması

Sohbetlerimizde çokça zikretmeye çalıştığımız, kişinin evvelâ “kulak” ayarlarının yapılması gereğidir. Mevlânâ Hz. İfade ettiği gibi dilin müşterisi kulaktır. Hakikat-i İlâhiye ancak kulak kapısından İnsan şehrine girip, evvelâ misafiri sonra da ev sahibi olmaktadır. Bunlar irfaniyyet mektebinde okunan müşahedeli gerçeklerdir.

Vahidiyyet, Ahadiyyet mertebesi

Vahidiyyet, birlerin çoğalması, Ahadiyyet mertebesi ise teklik mertebesidir. Ahad oluşu sayısal bir birlik değildir, tekildir ve bir ikincisi yoktur. Bir'in ikincisi olup, birer birer sonsuza kadar gidebilir ancak tek'in bir ikincisi yoktur. Burada bütün, küll olan bir tek vardır, işte bizler tek-bir aldığımız zaman “Allahu Ekber” diyoruz ki bu “Allahu Ekber” bu makâmın en büyük ifâdesidir. “Tek ve bir” ya’nî ahadiyyet ve vâhidiyyet mertebesini “Allahu Ekber” demekle biz ifâde etmiş oluyoruz.

Kazâ ve kader

Kazâ ve kader hususundaki mezhebler içerisinde “ehli sünnet ve’l cemâat”in bâtını ile birlikte düşünülen ve kaydedilen anlayış, en sağlam ve en isâbetli anlayıştır. Buna göre kulun üzerinde Hakk’ın mutlak tasarrufu kabûl edilir ancak hayâtının bazı bölümlerinin tasarrufu kula bırakılır.

Onlara orada, Rahîm olan Rab'den «selâm» sözü vardır.

Yasin (36/55-56): “Gerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler. Kendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır. Onlara orada, Rahîm olan Rab'den «selâm» sözü vardır. Meyve vardır. Onlara orada ne isterlerse vardır.”
Onlar meyvelerle meşguldür, irfan ehli bunlardan Allah’a sığınır. Dost, dostuyla meşguldür. Abdülkadir Geylani Hazretleri (k.s) “Ya Rabbi, cehennem ehlinin cehennemden sana sığındığı gibi, cennetten sana sığınırım” der.

Muhakkak ki Allah'ın evliyasına (dostlarına) korku yoktur

Yunus (10/62) “Muhakkak ki Allah'ın evliyasına (dostlarına) korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar, değil mi?”
Korkan kendinde bir varlık vehmeder, ona zarar gelmesin ister de korkar. 
Sevinen de aynı şekilde. Ama zuhurda olan Hakk ise; “İkan sahiplerinde bu korku yoktur” deriz.

Terzibaba Necdet Ardıç Uşşaki (k.s)

“Fa'lem ennehu lâ ilâhe illâllâh”

“Fa'lem ennehu lâ ilâhe illâllâh” 
 (Bunu söyleyince Ahadiyyet-i zâtıyyeyi, Vahidiyyet-i zâtiyyeye indirmiş oluyoruz)
 Fa’lem (iyi bil ki) 
 enneHU (Allah’ın hüvviyet-i mutlakâsı - bir gözü bireye ait göz oluyor bunu söylediğimizde) 
 lâ ilâhe illâllâh" 
Doğru yapan için, bunu yaparken feyz-i akdesin feyz-i mukaddese dönmesinin karşılığı oluyor, nuzül oluyor. Feyz-i Akdes, feyz-i mukaddes olarak iniyor sâlikler üzerine.

 Feyz-i Akdes: Zâtından zâtına olan kudsiyyeti. (Akdes: en mukaddes)

Görülen zuhuratların tercümeye ihtiyaç var

Kişinin herhangi bir şeyi seviyorum demesi, kendisinden başkasını sevmesi değildir. Kendi hayâline aşıktır, karşısındakine değil. 
Mühim olan, kişinin kendi özünde olan hakiki m'âşukunu bulup, ona aşkıdır.
"Ey sâlik, senin sevdiğin ve mâ'şukun yine kendi hakikatindir." 
Yani kimsenin kendinde olandan başkasına aşık olmaması lazım, çünkü O hakiki mâ'şuk.
Kaf 50/16: “Biz ona şah damarından daha yakınız” (Ara yok ki başka varlık araya girebilsin)
“O resûl size içinizden (nefsinizden,hakikatinizden) geldi”  Kur’ân-ı Kerîm'le geldi, uzakta aramaya gerek yok, 

İnsân-ı Kâmil'in perdesi kendisidir.

İnsân-ı Kâmil'in perdesi kendisidir. 
Herkese sûreti görünür, ama kendi bedeni kendine perde değildir. 
(Kişinin evinin perdesi dışarıdan perdedir, içindekilere perde değildir) 
Nâkıs olanın perdesi kendi kendine perdedir. O halde perde maddi değil ilmi mânâdadır.

 Terzibaba Necdet Ardıç Uşşaki (k.s)

Ümmet-i Muhammed'in ihtişamını düşünebiliyor muyuz?

Mir’ac gecesinde kul Rabb’ına yükseliyor, Kadir gecesinde ise Rab kuluna ulaşıyor. Bu yol başka ümmetlere kapalıdır, onların Hakikati Muhammedî üzere olan kadirleri yoktur. Musa (a.s.)ın ulaştığı en yüksek oluşum “len terani” (sen beni göremezsin) oldu. Çünkü Mertebe-i Museviyet tenzih üzeredir, Allah ve kul ikiliği olduğundan ötelerde olan bir Allah’a yönelme vardır, kişinin beşeri kimliği üstünde olduğu sürece de “sen beni göremezsin” hitabına maruz kalacaktır. Museviyet mertebesinin en yüksek hali budur, bu mertebede bulunanların kadr-u kıymetleri bu yaşantı içindedir.

Abone ol

ERLER DEMİNE

NUSRET TURA

Ey yolcu biraz gel dinle beni.

Kervan yürüyor sen kalma geri.

Nûsret denilen derya gezeri.

Hatmetti bu gün seyru seferi.

 

Dost, dost, dost, dost.

Devrane uyup seyran edelim.

 

        Eyvah, vah, vah, vah demeden

ALLAH diyelim.

Lâ ilâhe illâllah, lâ ilâhe illâllah.

Lâ ilâhe illâllah, Hûû.

SALAT, NAMAZ

SALAT

Kıl namaz, eyle eda.
Beş on dakikanı et feda.
Güzel ömrün, olmasın heba.
Gelir misin dünyaya bir daha?

Namaz mü’minin Mi’racı.
Müslümanın baş tacı.
Her derdinin ilacı.
Çözümün nuru namaz.

Necdet ARDIÇ

UYANDIK

UYANDIK

Bir kamili canan et,
Derde çare dost elbet,
Gemisine al bilet,
Deryasından uyandık.

Âdemiyet iskelesi,
Meleklerin secdesi,
Reddedip inmesi,
Nasr'ından uyandık.

Murat CAĞALOĞLU