Âdem-i Hakîkat

Cenâb-ı Hakk bütün bu âlemleri var etmezden evvel kendi varlığında a’ma da idi, oradan ilk zuhuru ahadiyet mertebesine oldu, oradan vâhidiyyet mertebesine oldu. İşte bu aşamada yani ahadiyyet mertebesinden vahidiyyet mertebesine geçişte bütün bu âlemde var olan ve varolacak olan varlıkların programlarını yaptı ve ilmi İlâh-î olarak meydana getirdi çünkü programı olmayan işlerin neticesi düzgün olmaz ve bu programlara “ayân-ı sâbite” dendi ve her bir “ayn” kendi kabiliyetine göre açığa çıktı. Bundan dolayı her bir “ayn” işlediği fiilini veya ortaya koyduğu özelliğini kendi ezeldeki programından almaktadır, sonradan bir etki olmamaktadır.
Cenâbı Hakk böyle bir tasarıyı meydana getirdi Âdem’i “ve nefahtü” sü ile birlikte ve kıyamete kadar gelecek olan bütün insanlar kendisinde mevcut olarak ve hem erkeklerin hem kadınların bütün özellikleri kendisinde olarak halketti ve cennete koydu, üzerinde hiç elbisesi yoktu, çünkü salt Ulûhiyyet mertebesi olarak dolaşıyordu yani Allah’lık tecellisi vardı kendisinde, hem aklı küll hem nefsi küll mevcuttu ve Cenâb-ı Hakk’ ın zati tecellisinin ilk defa bireysel olarak hareket ettiği haldir Adem (a.s.) bütün âlemde sıfat ve isimleriyle yaygın olan Cenâb-ı Hakkk’ ın simge olarak zuhurudur, Cenâb-ı Hakk ona isimleri öğretti, böylece esmâ mertebesini onun bünyesine aktardı. Daha sonra sıfat mertebesi, yani güçler mertebesini zuhura getirmeside, Havva validemizi varetmesiyle oldu, işte o zaman Âdem-î hakikat zat mertebesinden sıfat mertebesine tenezzül etti, aklı küll Havva simgesi içerisinde nefsi küllü ortaya getirdi ve ikiliğe dönüşüm oldu. Havva üretkenlik hakikatidir, bu olmasa idi hiç birşeyin devamı sağlanmazdı. Bünyesinde mevcut Esmâ-ilâhiyyeyi idrakiyle de esmâ âlemine yani rububiyyet âlemine tenezzül etti. Rububiyet âleminde dolaşıyorken ağaçların arasında yani çoklukta yasak olan ağaca yaklaşması da esmâ âleminden efal âlemine tenezzülü oldu, çünkü ağaca yaklaşması sonucu dünyaya iniliyor, görüldüğü gibi her tecellide beşeriyete tenezzül ederek bireysel yaşama iniliyor, Âdem(a.s.) cennette kalmış olsaydı ne biz dünyaya gelirdik ne de böyle bir şeylerin varlığından haberimiz olurdu. Ağaca yaklaştıklarında daha önce kendilerinde olmayan organları ortaya çıktı ikisindede ve bu nedenle örtünme ihtiyacı hissettiler ve ef’al mertebesinin başlangıcı burası oldu, beşer Âdem ve beşer Havva oldular yoksa daha öncesinde İlâh Âdem ile İlâhe Havva idiler.Özetle Cenâb-ı Hakk zât-î zuhurunu fiil mertebesinde ortaya çıkarmayı murat etti, “Allah Ademi kendi özellikleriyle halketti” sözü burası içindir, yani Ulûhiyyet asaleti üzere halketti.

Zâtının içinde sıfatı var, esmâsı var, ef’ali var ama bunlar beşeri duygular ile zannettiğmiz gibibir anda ortaya gelmedi, mertebe mertebe tenezzül ileoldu ve en son mertebede bizler gibi beşer hale dönüştüler, yani ef’al mertebesine reddedilmiş olduk, eğer reddedilmemiş olsaydık zatında örtülü olarak kalacaktık ve aslımızı bulamamayacaktık, dolayısıyla bu bize zahmet değil rahmettir.

Terzibaba Necdet Ardıç Uşşaki k.s.
"İsra Suresi" Kitabından