Âlem halkı, Sultan'ı sırmalı elbiseler içinde görmeyi tahmin ederler..

Ah çocuklar! Zaman gelecek, boş geçen, laklakayla sarf ettiğiniz ömür dakikalarını arayacaksınız. Heyhat! Hava veren hava alır. Oduncu odun keser, satar para alır, karşısındaki “Hay” diyen de paranın sesini alır. Gecenizi, gündüzünüzü değil, her nefesinizi değerlendiriniz ki gönlünüz daima aydınlık olsun. Bizimki gibi arada sırada kararmasın. Nefes alışta “Allah”, verişte “Hû” derseniz, ilim ve irfan güneşinden daima nur alırsınız.
Kafes olmadan kuş muhafaza edilemez. Kuş sahibi olmak isteyen, muhakkak bir kafes tedarik etmelidir; insanın vücud kafesi de milyonlarca sene zarfında hazırlanmış ve ruh kuşu içine konmuştur. Kuşun kafeste uçma sahası gayet dardır. Yemini, suyunu o kafesin içine korsunuz, her tarafı kapalı bir odaya da kafes korsunuz. Kafesin bir çubuğunu kırar veya bir kapı yaparsınız ki kuş kafesten ara sıra çıksın, odanın içinde uçsun dursun, kanatları kuvvet bulsun ve karnı acıkınca da yine kafese girsin. Eğer odada bir delik olur da kuş çıktığı bu deliği bulup odaya giremezse ölüme mahkûmdur.
Kafesin çubuğunun birisi kırılırsa yani insana bir dert, bir hastalık gelirse Hak tarafındandır. Ruh kuşunun kafesten dışarıya çıkabilmesi uçmayı öğrenmesi içindir. Hızır aleyhisselâmın yeni bir kayığın tahtasını kırmaktaki maksadı, fakirin malını hırsızların çalıp istifade edememeleri içindir. Ruhun Hakk’a ilticayı öğrenmesi içindir. Dert ve hastalık lazımdır ve bir şifâdır. Kafes kuş içindir. Vücudumuz ruhumuz içindir. Kafesi altın olmuş ne çare, kuş olmazsa kıymeti yoktur. Yalnız maden bakımından olan bir kıymet, kuşun değerine nazaran bir hiçtir.
Kafesten başka odadan da dışarı çıkan ve geri dönmeyen kuşlar gibi olan ruhlara meczûb derler, mecnûn derler. Kafesi istediğiniz renge boyayabilirsiniz, fakat ruhu boyayamazsınız, elbise giydiremezsiniz. Halbuki kuş beslemekteki bu kadar külfetten maksat sesini duymaktır. Allah-u azîmüşşân da kendi isminin zikrini duymak için insanı, insan için de kâinâtı yaratmıştır. Ötmeyen kuş, zikir etmeyen insan leş olmaktan kurtulamaz.
Sultan, tebdîl-i kıyafet etmiş aramızda geziyor. Şahsen tanıyanlar hürmette kusur etmiyorlar. Tanımayanlar bakıp geçiyorlar. Âlem halkı, Sultan'ı sırmalı elbiseler içinde, binlerce maiyyeti arasında görmeyi tahmin ederler. Halbuki bu maiyyetin ortasında arabada bulunan Sultanı görmek yine onlara nasip olmaz. Haydi uzaktan gördüler ve o da pencereden herkese el salladı. Bu bir kıymet ifade eder mi? Onun sarayında, sofrasında, sohbetinde, halvetinde bulunmazsa ne faydası var? Bu hayatın ne kıymeti var? 
...
Bugün âmâ olan yarın da âmâdır. “Ey insanlar size birçok nimetlerle beraber ömür verdim, sıhhat verdim. Siz de orada ne kazandınız? Bana ne getirdiniz?” diye kulağınızda çınlayan vicdanınızın seslerine kulak veriniz, cevap hazırlayınız.

el-Fakîr, M. Nusret Tura