Ârif insanın vazifesi

En mükemmel ayna insanı kâmilin kalbidir. En mükemmel tecelli de onda bulunan insan kalp aynasının tasfiyesi nisbetinde tecelliden yükselir. İnsanın kalbi de hariçte ve nefsinden gelen hatıralarla daima menkul bir haldedir. Bizim yegâne vazifemiz, tecelliyi gözletecek ve bozacak şeylerden tasavvurlardan duygulardan düşüncelerden kalbimizi temiz ve masum tutmaktır. Zât-ı Kibriya en ufak bir toz olan kalbe nazar etmez, tecelli eylemez, teşrif buyurmaz. Emel ve arzularının dahi doğruluğu lâzımdır. ...Hatta onların gönüllerindeki bu iyi arzular bile müşahedeye bir perdedir.
Kalpleri en temiz ve olgun insanlardır ki, bütün vücûtları ile keder olmuşlardır. Kendilerinden dahi geçmişlerdir. Onların artık görmeleri mevzubahis olamaz. Onları görmek, bilmek, tanımak bile çok yüksek mertebelerin ehli olmak lazımdır. Akıl "Hakka giden yol benim yolumdur" der. Başkalarını tekfin ve techil eder, yalnız kendisini beğenir.
Gönül sahipleri ise, bütün yolların ortasını bulabilmişlerdir, orada dururlar, bütün yolların kendisinden başladığını, kendisinde bittiğini bilirler. Kâinatın kıblesi ve Kâ’be’si olmuşlardır fakat demezler, vücûtlarının içinde bir güneşe bir hazineye sahiptirler ama senin benim gibi ararlar dururlar, Hak nerede. Yani Hakkı arayan nerede demek isterler. Anladınsa helâl olsun, nuş can olsun sevgili kardeşim afiyetler olsun.
Hakiki varlık Hz. Allah'ındır. Göze görülen ne varsa hepsi onun isimlerinin ve sıfatlarının tecellisinden başka bir şey değildir. Âlemlerin ve tabiatın yaratılmasından-zuhur, gaye insanın ve nihayet olgun insanın zuhura gelmesidir. Kâmil insanın hayatta vazifesi irfan ile, hikmete göre yaşamaktır. Hikmet? Eşyanın hakikatini imkan nispetinde ve olduğu halde üzere bilmek ve muktazasile amel etmektir. Yani? Arif insanın vazifesi kainatın kanunlarını arayıp bularak kendi hal ve hareketini ona uydurmaktır. Kainatın gidiş ve akış nizamı muvazeneli ve ahenkli bir tekâmüldür. Bir insan-ı kâmil de bu ahengi bu tekâmül alemine uyarak gaflette ve cehilde kalanları irşad ederek kendine ve kâinatı ahengine uydurmak için nefsini hasretmesidir. Bu hareket aynı zamanda Allah'a kulluk ve ibadettir. Kâinatın yaradılış-zuhur, sebebi böyle insanların yetişmesidir, ki (Teklif) zât-ı böyle istiyor. 
...
Bu yazılarımı okuyup tamamiyle anladığınız anda tanışmamızın başlangıcını asırlarca geride bulursunuz. Ezel ve ebed noktaları vücût dairesinde kaybolmuş bulunur. Evvel, âhır, zahir, bâtın olanla beraber bulunduğunu anlarsınız ve kendinizden geçersiniz. 
Her insan; kendi istidadıyla yakınlık peyda eden bir insana gönül verir. Bu da yarım bir aşktır. Aşkı, âşıkı, maşuku birleştirmek, kâmil bir insanın son mertebesidir. Rabbin de en büyük Lütfudur, atâsı’dır.
Müsb'et ve menfiyi; iki gözün birbirine karışan nuru gibi görüp ayniyet makamına yükselirseniz iki görünenin ve görenin bir olduğunu anlarsınız ki gören zat, görünen de onun sıfatıdır.
...
Sen bu sahnede gülünç ve acemi bir uşak rolünde olmamaya dikkat et. Tam ve kâmil bir insan rolünde oynamaya çalış. Hiç olmazsa buna istidat hasıl et. Arzulanan üstün kıymetin esrarını çözebilmek için bu âlemde muhakkak aşk teknesine binerek yolculuk yapmak lâzımdır. Beyaz sakallarına, okumuş oldukları birçok kitaplara rağmen hâlâ kemâle erememiş ham ve aç insanlar vardır. Çünkü onlar, ilim sütünü veren meme sahibini bulamamıştırlar. Ağızlarındaki kuru meme ile avunurlar. Sen o kuru memeyi at, anan ölmedi, onu ara bul, temiz ve taze sütle beslen. O süt aşk, anan da mürşittir. Akıldan delil isteyen akılsızlıktan kurtulamaz. Burada akıl, çocukları oyalayan kuru emzik gibidir.

MEKTUPLARDA YOLCULUK - M. NUSRET TURA
İRFAN SOFRASI NECDET ARDIÇ TASAVVUF SERİSİ (82) No'lu kitaptan alıntı cümlelerdir..