ŞAH DAMAR

EUZÜ BİLLAHİMİN EŞŞEYTANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

(ŞAH DAMAR)

            

            “Andolsun ki, insanı biz halk ettik, nefsinin onu ne ile vesveselendirdiğini biliriz. Biz ona habl-i veridden (şah damarından) yakınız. (50-Kaf/16)

 

            191. Senin yârin senin heyben ve kesendir. Eğer sen Ramin isen Vise’den                                        başkasını arama.

 

      “Râmîn” ile “Vise” bir âşık ile ma’şûkun adıdır. Râmin, âşık, Vîse onun ma’şûkudur. Ferhad ile Şîrîn ve Leylâ ile Mecnûn hikâyesi dillerde destan ol­duğu gibi, bunlar da böyle meşhûrdur. Ya’nî “Tarik-ı Hak’ta senin yârin vü­cûdunun heybesi ve kalbinin kesesidir. Sen Râmîn gibi bir âşık isen Vîse gi­bi olan ma’şûkunun gayrini arama! Zîrâ senin kalbin ezelde Hakk’ın ayn-ı sâbitene olan tecelliyâtının kesesidir. Ve bu vücûd-ı izâfın ve cismânîn dahi o kesenin heybesidir; ve ayn-ı sâbiten mâdemki Hakk’ın ism-i İlâhîsinin mazharıdır ve isim, müsemmâ olan Hakk’ın gayri değildir, binâenaleyh âfâkta aradığın sendedir ve Hak senin hüviyetindir. Eğer âşık-ı hakîkî isen gayrın muhabbetinden yakanı kurtar ve hakîkî ma'şûku ve Vîse’yi kendinde ara!” Nitekim Yûnus Emre hazretleri buyururlar:

 

Dervişlik baştadır tacda değildir                                                                           

Kızdırmak oddadır sacda değildir                           

Ararsan Mevlâ ’yı kendinde ara                              

Kudüs ’te Mekke 'de değildir.

 

      Mısrî-i Niyâzî hazretleri de aynı ma’nâyı şöyle ifade ederler:

 

Aradığın candadır, canda ve hem tendedir.                            

Bilir iken bendedir, çağırırım dost dost.

             192. Senin Vîse'n ve ma'şukun yine senin zâtındır ve bu hârice mensûb olanlar bütün senin âfetlerindir.

 

           Ey sâlik senin Vîse’n ve ma’şûkun yine senin hakikatindir, zîrâ o ma’şûk-ı hakîkî Kur’ân-ı Kerîm’de (Kâf, 50/16) “Ben o kuluma şah damarından daha yakınım.” buyurur. Binâenaleyh sana vâki’ olacak tecellî yine senden ve senin hakikatinden gelir ve bu âfâkiler ve senin vücûdun hâricine mensûb olanlar, bütün senin âfâtındır ve senin hakikatine hicâbdırlar.

           193. Hazm odur ki seni davet ettikleri vakit, "Benim sarhoşum ve isteyicilerimdir," demeyesin.

 

           Hazm ve ihtiyât odur ki, o âfakî ve hâricî olanlar seni kendi taraflarına da’vet ettikleri vakit, sen onların da’vetlerine ve iltifâtlarına aldanmayıp, bunlar benim muhabbetimin sarhoşudurlar ve beni sever ve isterler, demeyesin. (Mesnevi-i Şerif Ahmed Avni Konuk Şerhi 5. Cild sayfa 77)

 

****************

 

           Efendi Babam Mesnevi Şerif sohbetlerin de 5. Cild 192. beyiti okurken şöyle bir soru soruyor. Soru şöyledir; Beyitte geçen Kaf suresi 16. âyette “Ben O kuluma şah damarından daha yakınım.” Bu yakınlığı buldunuz mu? Bulduysanız nasıl bir yakınlıktır. (Terzi Baba)

            192. beyit ile birlikte 191 ve 193. Beyitlerde burada konuyla bir bağlantı ve bütünlük olması bakımından yazılmıştır.

            Fakir soruyu kayıtlardan dinlediği için yaklaşık 1-2 ay önce bu soruya rastladım. Araya başka işler girince de bu konu hakkında yazı yazma işi ertelenmiş oldu. Hikmeti de işin sonuna doğru görülen zuhurat ile anlaşılmış oldu diye düşünüyorum. Bu soruyu yanıtlamak gerçekten zor gözüküyor. Çünkü âyetin başında Cenab-ı Rabb’ül âlemin “Nefsinin onu ne ile vesveselendirdiğini biliriz” diyor. Onun için nefsimin vesvesesine düşmekten, hayal ve vehim olan şeyler yazmaktan yine Cenab-ı Rabb’ül âlemine sığınır. Bu konu hakkında irfaniyet ve idrak genişliği niyaz ederim.

            “Şah Damar’ın” geçtiği âyet Kaf 50/16 dır. Sayısal değeri;

            50+16= 66

            6+6= 12                             

            (12) Hakikat-i Muhammed-i – İnsan-ı Kamil (Kamil İnsan)  

            (6) İman mertebeleri,

            (6) Altı yöndür.

            (12) Efendi Babam son günlerde sürekli olarak ma-illere verdiği cevapta Kurban bayramı ziyareti için ailece hep beraber 12 Ekim gününü işaret ederek bekliyorum diye yazmakta ve ayın (12) si diye bildirmektedir. Defalarca bu tekrarın olmasından dolayı bu davetin ve rakamında burayla bağlantısı olduğu düşünülebilir.

            12. dersimiz İnsan- Kamil (Kamil İnsan) dır. Öncelikle İlmi olarak yapılan eğitim ile İnsan-ı Kamil-i kendi bünyesinde bulup, yani bu âlemin Hakikat-i Muhammediye den başka bir şey olmadığını anlayıp kendinin de onun bir cüzü olduğunu idrak edip İlm-i olarak Kamil olmaktır.

           Önce bu sayısal değere bakınca bunu yakîn olarak düşünmüştüm. Âyeti inceleyince Âkreb yani kurb olduğunu gördüm. Peki yakîn ile kurb arasında ne fark var? Ne bağlantı var?

           Yâkin hali birlikte bulunma halidir. Aslında iki şey birlikte bulunur. İki şey yok, tek olan vardır. İlmi Yakînlikte, ilmin mürşidin ilminde fani ve yok edilmesi gereklidir ki, kalan sadece mürşidin ilmi olsun… Ayn’i yakînlikte, mürşidin bünyesinde bulunan Resülün Resüllüğünde fani olunsun ki Fena firresül hali vuku bulsun. Hakk’el Yakîn’likte ise Mürşidin bünyesinde bulunan Hakk’ta ve fani olunsun ve Beka halinde beka olunsun ki Hakk’el yakinlik bulunsun… Kurb’i yakınlıkta ise yakın olunan ve yakın olan vardır… İşte bunun ortadan kalkması için Şah Damar’ının kesilip Nefsi Emmare’nin gerçek manada Kurban edilmesi gerekir. Bunu derviş yapamaz ancak mürşid kestirir…

           Şah Damar vücutta yüze ve beyne giden olmak üzere iki tanedir… Yüz, vech, Cemal dir. Aynı zamanda yüz Fatiha’dır.. Beyn ise aklın ilmin olduğu yerdir. Bu yakınlık Esma-i ve Zati olan bir yakınlık olduğu da anlaşılıyor…

           Kan nereden pompalanmaktadır. Kalpten yani gönül ve Kürsinin olduğu yerden pompalanmaktadır. Şah damarından geçip beyne ve yüze yani baş bölgesi olan Arşa ulaşmaktadır. Kalpte yani gönülde vehim ve hayal olursa hayal ve vehim ulaşmakta, Hakk ve Hakikat olursa, Hakk ve Hakikat bilgileri ulaşmaktadır. 

       أَقْرَبُ

            Elif: 1, Kaf: 100, Re: 200, Be: 2,

            1+100+200+2= 303

            3+3=6

            (6) İman mertebeleri…

            (33) Mescid-i Nebevide ki ilk direk sayısı ve Esma ve Sıfat mertebesine işarettir.

           Âkreb, kurb şeklinde olan bir yakınlıktır… Kevser suresinde “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” ayetin de bu yakınlığa işaret vardır.   

            Elif: Ahadiyet, Kaf: Kudret, Re: Rahmaniyet – Rububiyet, Be: Risalet, Birliktelik,

           Ahadiyetin Kudret ile Aklı küll ve Nefsi Küll birlikteliği ile Efal âlemini meydana getirmesi olarak düşünülebilir…

            İman mertebelerini Terzi Baba’mın Vahiy ve Cebrail kitabından inceleyecek olursak,

            İ M Â N

 

  İmân; dini kitaplarımızda çok geniş şekilde izah edil-miştir.  İmân, özet olarak; Allah’ı ve gönderdiklerini “dil ile IKRAR, kalb ile tasdik etmektir,” diye belirtilmiştir. 

 

Şuhûdi  İman  Mertebeleri

  Biz “imân”ı dört şûhud mertebesi vardır.

 

1 – Ef’al = Şeriat mertebesi imânı:

Kûr’ân-ı Keriym Âl-i İmrân sûresi 3/193 âyetinde,

 

rabbenâ innenâ se­mignâ münâdiyen yünâdiy

lil imâni en âminu birabbiküm feâmennâ

rabbenâ fağfirlena zünubenâ ve keffir

annâ seyyiatinâ ve teveffenâ meâl ebrar

Meâlen :

“rabbimiz gerçekten biz, rabbinize imân edin diye imâna çağıran bir çağırıcıyı duyduk imân ettik”

“rabbimiz bizler için günahlarımızı bağışla bizden (çıkmış) kötülüklerimizi ört ve bizi iyilerle öldür.”

 

 Bu anlayış saf, temiz bir muhabbetle yapılan “şeriat” mertebesi imânıdır.

    2 – Esma = Tarikat mertebesi imânı:

Kûr’ân-ı Keriym Bakara sûresi 2/3 - 4  âyetinde;

 

 

 

“elleziyne yu’minune bilğaybi ve yükıymunessalâte

 ve mimma rezaknahüm yünfikune” (3)

“velleziyne yu’minune bima ünzile ileyke

ve ma ünzile min kablike

ve bil ahiretihüm yukinune”(4)  

Meâlen :

“Onlar ki, gaybe (görünmeyene) inanırlar ve na-mazı kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şey-lerden de infak ederler.” (3)

“onlar sana indirilene de senden önceki indiril-mişlere de inanırlar ve onlar ahireti de yakıynen tanırlar.” (4) 

Bu yaşantı “ilmel yakıyn” hali ile “esma mertebesi” imânıdır.

3 – Sıfat = Hakikat mertebesi imânı:

Kûr’ân-ı Keriym Meryem sûresi 19/96  âyetinde;

 

innelleziyne âmenu ve amilussali­hati

seyec’alü lehumürrahmânü vüdden

Meâlen :

“Muhakkak ki imân edip salih amel işleyenleri rahmân sevgili kılar.”

Bu yaşantı “aynel yakıyn” hali ile “sıfat mertebesi”  imânıdır.

 

4 – Zât = Marifet mertebesi imânı:

Kûr’ân-ı Keriym Bakara sûresi 2/285  âyetinde,

 

amenerrasûlü bima ünzile ileyhi min rabbihî

vel mu’minune küllün amene

billâhi ve melâiketihî ve kütübihî verrüsülihî  

 

Meâlen :

“O elçi rabbinden kendisine indirilene inandı, mü’minler de hepsi

Allah’a ve meleklerine ve kitaplarına ve elçilerine inandı.”

 

“amenerrasûlü”  “Rasûl imân etti.”

 Buraya ulaşmak, daha evvelce belirtilen mertebelerden geçip yükselmekle olur. Bu yaşantı “hakk-el yakıyn” hali ile “zât mertebesi” imânı, diğer ifadeyle “ikan yakıyn” halidir.

    Bu yazının hacmini aşmaması için kısa bilgi şeklinde alınan iman mertebelerinin geniş açıklaması için (11) Vahiy ve Cebrail kitabına müracaat edilebilir.

 

    Âkreb ile yakın halinin idrak ve fehim ile meratibleri geçerek ulaşılacak olan zat mertebesi imanı ve bunun sonucunda idraken lika hali olacağı açıktır. Tamamen bir yakîn ve lika hali bu dünyada oluşacak bir hadise değildir. Bu ancak ahret yaşantısında oluşur.   

 

    Şah damarı âyetinde geçen halakna (halkiyet) ve kurb yani yakınlık perdesi ile bu bağlamdaki bilgileri “Vahiy ve Cebrail” kitabında geniş manada değinilmiştir…

 

           “Dur Rabbin namaz kılıyor”

           Efendimizin şahsın da fiili boyutta değil, manasal boyutta Allah’ın namaz kılması ve bireysel boyutta bağlı bulunan Esma-i İlahiyyenin yani kişinin Rabb-i Hasının namaz kılması vardır. Burada vekaleten Rabbi namaz kılmakta ve kul kılamamaktadır. Bu mutlak bir hadise değil ve geçici bir hadisedir…

           Aynı şekilde yaratma kelimesi Aşk kamusunda bulunmamakta ve yerine zuhur ve tecelli bulunmaktadır. Hayali şeriat ve tarikat mertebesinde kullanımı mazurdur. Anlaşılacağı üzerede bir hayal perdesidir.

           İşte yukarda verilen bilgiler ışığında hayali imanın şuhudi imana dönüşmesi ve kurb halinin yakîn haline dönüşmesi ile “Şah damar”ından yakınım hadisesi anlaşılabilir diye düşünüyorum…

           Bu soruya cevap vermek yani bu yakınlığı nasıl buldunuz bir iddia ve ben de şu hal bu hal var demek yani benlik olacağından bu konuda susmak daha doğru olacaktır…

           Yalnız ailece son Bursa ziyaretimde bu âyet ile ilgili zuhurat-müşahade-yaşantı ve neşeyi aktarmak doğru olacaktır.

           Bu ziyaretten önce bir zuhuratın ilgili bölümünü aktarmakta fayda var…

 

           24-08-2014

           Şaşkınlıkla Efendi Babamın boynuna sarılıyorum, Efendi Babam da benim boynuma sarılıyor. “Bir tanemsin, canımsın, canımın içisin, Sultanım” diyorum. Hiç bu kadar mutlu olmadığımı düşünüyorum.

            Zuhuratın görüldüğü tarih sayısal toplamı,

            24+8+20+14= 66

            Şah damar âyetide; 50/16, 50+16= 66

            Bir tanemsin, Bir tenimsin Efal mertesi imanına…

            Canımsın, Esma mertebesine, Esma mertebesi İmanı Ayn’el Yakîn…

            Canımın içisin, Sıfat mertebesi İmanı Ayn’el Yakîn…

            Sultanım, Zat mertebesi İmanı,  Hakk’el Yakîn ve Ikan…

           Bursa ziyaretimizde 13-14-15 Eylül de olmuştu… Bu üç günde Alış-Veriş için gittiğimiz Koza Hanın ile alt geçitlerin bulunduğu mağazalar arasında otururken gününü hatırlamadığım bir günde bir hanım tam yanımda elimde beyaz kağıt bir torba ile belirdi. Bu poşetin üstünde ilginç bir şekilde “ŞAH DAMAR” yazıyordu. Peki niye burada bu “ŞAH DAMAR”  ile alakalı ilim torbası müşahade edilmişti. Bu da “Koza” daki hikmetten ileri geliyor. Koza; İpek böceğinin kelebek olmak için ördüğü kozasıdır. (Mesnevi-i Şerifte bu konu ile alakalı beyitlerde Kese-Heybeden bahsedilmekteydi). İçinden çıkmadan kaynar suya atılıp ipek elde edilmektedir. Kaf suresi 16. Âyetin başında “And olsun biz insanı halk ettik. Nefsinin onu ne ile vesveselendirdiğini biliriz.” İnsan halk edildikten sonra İpek böceğine benzemektedir. Şeytan’ın yani Nefsi Emmare ve Nefsi Levvamenin vermiş olduğu bu hayal ve vehim kozasını delip çıkamaz ve Hakikate kanat çırpamaz ise bu perde Şah Damar’ından yakın olan Rabbine ulaşmasın da en büyük perde olacaktır. İşte üç gün Koza Han’a gidilmesinin sebebinin (3) İlm’el, Ayn’el, Hakk’el Yakîn perdelerinin ortadan kalması olarak düşünülebilir. Bu üç gün boyunca ailece (12.) derse geçiş ile alakalı müşahade ve yaşantı olması da bunu desteklemektedir. (Bunun ne olduğunu yazmak uygun olmadığı için yazamıyoruz. Bu da 139 (13 Hz. Muhammedin Şifre Sayısı) numarada ki Hacı Şeriften gelmişti…

            Kur’an- Kerime lafzi olarak şeytandan Allah’a sığınmak ile başlamaktayız. Yani; “Eüzubillahiminişşeytanirracim” sözü ile başlanılmaktadır. Yine bitirirken yani hatim ederken Nâs (İnsan) suresi ile bir şeytandan sığınma vardır.

            114-NAS:  

1 - De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine,

2 - İnsanların hükümdârına,

3 - İnsanların ilâhına,

4 - O sinsi vesvesecinin şerrinden.

5 - O ki, insanların göğüslerine vesveseler fısıldar.

6 - Gerek cinlerden, gerek insanlardan.

             Görüldüğü gibi (50/16) “Şah Damarı” ayetinin baş tarafında bulunan “Nefsinin onu ne ile vesveselendirdiğini biliriz.” Nas suresinde, yani insanın suretinde açığa çıkmaktadır. İnsanın sureti yani Efal’i ve Nefsi Emmaresi, Levvamesi, Mülhimesi şeytandan başka bir şey değildir. Yalnız şeytanın ağırlığı nefsi mülhimeye doğru hafiflemektedir. Peygamber efendimiz “Ben şeytanımı Müslüman ettim” dediği gibi bizde onun ümmeti olarak bu hisseden pay alabilir isek bu kısmı geçmiş olur ve vesveseden bize şah damarından yakın olan Rabbimize ulaşmış oluruz. İnşeAllah…

             Bursa’da gittiğimiz ilk gün şöyle bir müşahademiz olmuştu. Ailem ile arabamızı park ettiğimiz yokuşu çıkmaya başladığımız yolun başında “KADİR TERZİOĞLU” saç bakım merkezi ilgimi ekmişti. Terzioğlu ismi Efendi Babam tarafından tasdik ile fakire verilmişti. Kadir ismini de yaklaşık 2 senedir Rabbi hasım olduğu yönünde zuhurat ve müşahadelerim olmaktaydı. Binanın yanına dönünce 13 numarayı da görünce Cenab-ı Hakk tarafından bunun bir tasdik olduğunu anladım. Bunu aktarmakta ki gayem Nas suresi başında geçen “İnsanların Rabbi” genel mana da Rabb’ül Âlemin olan Allah olmakla beraber, hususi (özel) mana da geçen sine ve vesvese ile bunun Rabb-i Hass ile alakalı olduğu anlaşılıyor diye düşünüyorum. Zaten kişi hayali Rabbi ile yaşıyor ise bu vesveseden başka bir şey değildir. Cem’den önce ki fark âleminde yaşıyordur. “Cem’ül Cem’ül Cem ile Feth olundu hüda kapıları” dendiği gibi, Koza-Vesvese kapısının da, bu Cemleri birleyip Rabb-i Hass ile feth etmek yani açmak gerekir. Esma-i ilahiyyenin özellikleri farklı olduğundan bu açılımlarda farklı olacaktır.

            Koza Han’ın Han burada alışveriş veya konaklama olarak kullanılmaktadır. Han, Şah manasına da kullanılmaktadır. Yani burada Şah da vardır. Aslında biraz yakınında olan Ulu Camiinin manasına bakınca bunu görmemek mümkün değildir.

            Ulu= Uluhiyet = İlahlık = İnsanların İlahı Allah = İnsanların tamamı bir insandan başka bir şey değil oda Hakikat-i Muhammediyedir.

            Camii ise bu mertebenin cem olma toplanma yeridir.

            Bize daha net bilgi vermesi için “Habli’l Veriyd” Şah Damar’ın sayısal değerine bakmaya alışalım;

            حَبْلِ الْوَرِيدِ

            Ha: 8, Be: 2, Lam: 30 Elif:1, Lam: 30, Rı: 200, Ye: 10, Dal:4

            8+2+30+1+30+200+10+4= 285

            8+5= 13 (Hazreti Muhammed’in Şifre Rakamı)

            2 ise Zahir ve Batını İfade etmektedir.

            Bulduğumuz toplama âyet sayısal değerini ilave edersek,

            285+66 = 351 toplamı 9 ile Rububiyet mertebesi,

            Ve içinde bu sayı tersten 13 ve 53 sayılarını barındırmaktadır. Ahad olan Ahmed ve 53 Terzi Baba’ma ait yolumuzdan verilmiş şifre sayısıdır. 

            13 ve 53 toplandığı zaman 13+53= 66 sayısı ile âyet sayısal değerini vermesi de ilginçtir.

             Yakınlık yani Âkreb’te ilave edilirse;

             351+303= 654

             (6) İman mertebeleri,

            (54) Kamer Suresi ve 53 nolu pirlik makanın halifeliğidir..

            Kamer suresinde Âyın yarılması hadisesi vardır… Bu yarılma ile (11) Hz. Muhammed mertebesi (12) Hakikat-i Muhammediye mertebesine dönüşür, âyet sayısal değerimizde 12 idi.

            (54) Hilafet makamında olanların bu Şah damarından yakınlığın (53) Piriyet makamında bulması ve Yakîn mertebelerini bir bir geçerek İkan ve Lika hallerine ulaşılabileceği olarak düşünülebilir. Bu mutlak bir durum değil hususi yolumuzu ilgilendiren bir durumdur.

            Yazımızın Şah Damarı sorusun sorulduğu beyt ile ve bunun ile bağlantısının olduğunu düşündüğüm zuhurat ile bitirelim.

            Senin Vîse'n ve ma'şukun yine senin zâtındır ve bu hârice mensûb olanlar bütün senin âfetlerindir.

            İstanbul’a döneceğimiz günün sabahı otelde şöyle bir zuhurat vaki oldu.

           Efendi Babam beyaz bir çarşafın altında uzanmış yatıyordu. Sağ tarafında fakir ve karşısında eşim Serpil ve Kızım duruyordu. Vasiyet ederek, “Ailene iyi bak” dedi. Yüzümü onlar tarafına çevirdim. Daha sonra Efendi Baba’ma baktığımda yüzü de örtülmüş ve emri Hakk vaki olduğu halde “İkram” dedi. 

           Bu zuhuratın farklı manaları olmak ile beraber “Yakînlik” üzerinden bakarsak…

           Yukarda yazılan ilk zuhuratta Efendi Babam – Mürşidim bünyesinde İslam-İman-İhsan-İkân vardır. Bu zuhuratta Îkan’ın Vechullaha yani Lika’ya dönüşmesi haline işaret vardır. Mürşidin aradan çıkması ve Nefsi Küll olan Vise’nin Vechini işaret etmesi ve Hakikat’ın orada olduğunu bildirmesi olarak düşünülebilir.

           Başta âyet sayısal değeri verilmişti… (12) Hakikat-i Muhammedidir… Zuhuratta Efendi Babam’ın beyaz çarşaf altında olması Uluhiyet-Hakikat-i Muhammediye mertebesine işaret olarak düşünülebilir.

 

             Gerçek kimliğin ortaya çıkınca,

            Zahir, bâtın, evvel, âhir bir olunca,

            Bütün âlemde kendini bulunca,

            İşte o zaman, o zaman işte,

                   kendine, zatına, özüne,

                             Rahmân’a benzersin.

N.A.

 

 

           Kaynaklar:

1-   Mesnevi-i Şerif, Ahmed Avni Konuk Şerhi.

2-   (11) Vahiy ve Cebrail, Gönülden Esintiler, Necdet ARDIÇ

           Heza Min Fazli Rabbi…

           17-10-2014

           Murat CAĞALOĞLU

          

*      

*        

Şah Damar

 

Murat CAĞALOĞLU

17.10.2014

Kime: Necdet ARDIÇ

 

Efendi Babacığım Hayırlı Cumalar,

 

Şah Damar yazısını yeniden düzenleyip gönderiyoruz. Ekli dosyadadır. Hakk'ı ile anlamak nasip olur. İnşeAllah 

 

Hürmet ve Muhabbet ile Nüket Anne ve Necdet Babamızın ellerinden öperiz.

 

Necdet ARDIÇ

 19.10.2014

Kime: Murat CAĞALOĞLU

 

Hayırlı geceler Murat oğlum yazını açtım okudum indirdim güzel olmuş eline diline gönlüne sağlık, güzel bağlantılar bulmuşsun. Cenâb- Hakk daha nice müşaheleri idrak ettirir İnşeallah. selâmlar hoşça kal Efendi baban.