“Mescid-i Nebevî” ve hakikati

Medîneye girme zamanı gelmiştir. Kafile Rebi’ül evvelin 12. Cuma günü Medîne şehrine doğru yola çıkar ve Medîne’ye girilir. Böylece “Medeni” hayata geçiş başlamış olmaktadır.
Medîneliler yani ensarın herbiri Rasulullah’ı evlerine davet etmekteydi, fakat o hiçbirini kırmak istemiyordu ve devesinin yularını serbest bıraktı, deve durursa orada bir müddet ikamet edecekti. Yavaş yavaş yürüyen kafilenin önündeki deve nihayet bir yerde durdu ve oturdu ancak az sonra kalkarak, tekrar yürümeye başladı; herkes heyecanlıydı, az sonra deve tekrar bir evin önünde durdu, oturdu ve orada kaldı.
Bu ev Eba Eyyübül Ensari’nin eviydi; bu arada Hz. Rasulullah (sav.) deveye hiç müdahale etmemiş, kararı “deveyi yönetene” bırakmış idi. Devenin ilk durduğu yere Mescidil Nebevî’nin yapılması, ikinci durduğu yerde de kalınması kararlaştırıldı. Böylece Cenâbı Hakk, habibinin mekan yerlerini hayvanların en hayırlılarından olan bir deveden tespit ettirmiş oldu.
Mûsâ (as.)’na ağaçtan konuşan Allah (cc.) Muhammed (sav.) Efendimize de bir hayvandan mekan tespiti yaptırmıştır.  Burada nebati tecelliden, hayvani tecelli daha üstündür. Ayrıca Hz. Rasulullah’a Cenâbı Hakk her mertebeden tecelli etmiştir.
“Çakılların konuşması,” maden mertebesinden;
daha sonraları üzerinde hutbe okuduğu “hurma kütüğünün ağlaması,” bitki mertebesinde;
“devenin yer tespiti yapması,” hayvanlık mertebesinden;
“insanlık tasdiği,” insanlık mertebesinden;
“cinlerle konuşması,” cinlik mertebesinden O’na hitabı ve o mertebelerin de O’nu tasdiğidir.
Böylece her mertebedeki varlıkların O’nu tanıması, O’nun alemlere rahmet olması yönündendir.
Az geriye dönerek bir izah yapmaya çalışalım; şöyle ki, eğer sen de peygamberinin yolundan gidip, O’nun hayatını yaşamak istiyorsan, nefsi benliğinden, “medeniyyet”e hicret etmen gerekecektir; eğer zaten yola çıkmışsan, sana “Medîne” şehrine girmenin yollarını göstererek kolaylaştırırlar.
Seni yolda taşıyan, “vücud” devendir.
“Medîne”ye girdiğinde devenin ilk çöktüğü yer, “gönül meydanı”dır, ki orada “gönül mescidi”ni kurmalısın.
Daha sonra devenin çöktüğü ve oturup kaldığı evin önü de “sabır evi”dir.
Çünkü Eyyubül Ensari “sabır ile yardımı” ifade etmektedir. Eskilerden beri “Eyyub” ismi “sabır” ile özdeşmiştir.
Nitekim, “Allah sabredenlerle beraberdir.” “Sabreden zafere erer.” “Sabredersen hakikate erersin,” gibi birçok şekilde belirtilen bu güzel haslet ile vasıflanmamız lazım geldiğini bilmemiz gerekmektedir.
Nihayet “Medîne Mescidi” “Mescidi Nebevî”nin inşaatına başlandı, yanına “Hane-i Saadet” inşa ediliyordu.
Bu hadise bize, Kur’anı Keriym Bakara 2/127 ayetindeki,
 “ve iz yerfe’u ibrahimül kavaide minel beyti ve ismailü”
mealen,
“o vakti hatırla ki, hani ibrahim ile ismail beytin duvarlarını yükseltiyorlardı.” oluşumunu hatırlatmaktadır.
Bu ayet ile bizlere “gönül kabe”mizin “lâ ilâhe illâ allah” “zat mertebesi” itibariyle yapılmasının gerekliliği bildiriliyorken, “Medîne Mescidi”nin yapılmasıyla da gönlümüzde “Hakikati Muhammedi”nin gelişmesini sağlayacak faaliyete geçmesi ile “muhammedin resul allahü” sırrının açılacağı mekan bildirilmektedir.
Mekke’de, “Kabe-i Muazzama” “lâ ilâhe illâ allah”
Medîne’de, “Mescidi Nebevî” “muhammedin resul allahü” dır.
İşte Hakk celle ve ala Hazretleri “Zati Zuhuru”nu her mertebesi itibariyle tecelli ettireceği mahalline müstakil bir bayrak “liva-il hamd” (hamd sancağı) vererek “medeniyyet yolunu” yani “kendini tanıma” yolunu bu mahalden açmıştır.
Eğer Hz. Rasulullah (sav.) Mekke-i Mükerreme’de kalsa idi ikinci derecede bir ziyaret yeri olacaktı, ki bu da onun şanına yaraşmaz ve sisteme de uygun olmazdı.
Senaryo gereği zahirde bazı zorlamalar ile “hicret” ettirilmiş ise de, hicret’in mutlak ifadesi, Hz. Allah (cc.)’ın habibine mutlak bir saltanat vermesi için Medîneyi seçerek, O’na sancak vermesidir. “Hilafeti”nin ve “Muhtariyeti”nin tasdiğidir.
Hacc ve Umre’ye gidenler, eğer azıcık dikkat etmişler ise, Medîne-i Münevvere de kendilerini “Muhammed (sav.) sevdası” kapladığında, hatırlarında hiç birşey kalmaz. Çünkü orası “muhammedin resul allahü” dır.
Orada O’nun saltanatı vardır. Orası, O’nun muhabbetiyle o kadar doludur, ki oraya hiç birşey giremez.
Fazla ileriye gitmemek şartıyle söyleyeyim, ki (beni lütfen hoş görün) orada “allah” lafzı celil dahi sadece ezanlarda, kametlerde, tekbirlerde ve lafızlarda kalır.
Medîne’de “muhammed” isminin tecellisi zahir, “allah” isminin tecellisi batın’dır.
Bu yüzden herşey “muhammed” ismini zikreder. Bu Allah (cc.)’nin habibine verdiği bir haktır; beşer cinsinden hiçbir insana nasip olmamıştır; çünkü “levlake levlak” (eğer sen olmasaydın, olmasaydın) sancağı merkez olan “Medeni” olarak “Medîne”de açılmıştır.
Böylece bilinse de, bilinmese de bu böyledir, vesselam.