(25) KÖLE VE KARA İNCİR

Terzi Baba.     (08/10/2014)
     Hayırlıgeceler Mu… oğlum. Hamdolsun bayramı güzel geçirdik sayılır sizlerinde ailece güzel geşmiştirİnşeallah. Geçmiş, geçmemiş, gelecek olan bütün zâhir ve bâtın bayramlarınız, mübarek olsun İnşeallah. 
     Gönderdiğin dosyanı indirdim okudum oldukça güzel olmuşellerine diline gönlüne sağlık, Epey bağlantılar bulmuşsun. Uygun bir yere ilâve ederim.  Cenâb-ı Hakk daha nice açılımlar nasib eder İnşeallah.  
 
     Pazar günü bekliyoruz. Sana kızlarımıza selâmlar Nüket Annenizinde selâmları vardır. Hoşça kalın Efendi Babanız. 
-------------------
Mu…  Ca….    (06/19/2014)
    Nüket Anneciğim, Efendi Babacığım Bayramınız Mübarek olsun.
 
     Se….. ve Es…. Şu… kızlarınızda bayramınızı tebrik edi-yorlar. Selâmları vardır. 
 
     Nasip olursa (12) pazar günü görüşmek üzere İnşeAllah.
     Ekli dosya da bir yazı mevcut. İzmir ziyareti ve Bayram yoğunluğunuzdan göndermeyi biraz erteledik.  Yoğunluğu-nuz  hafiflemiştir. İnşeAllah
     Nüket Annemiz ve Necdet Babamızın Hürmet ve muhab-betle ellerinden öperiz.
--------------   
 BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM
Mu….  Ca…. 
(25) KÖLE VE KARA İNCİR 
     Hayırlı günler Mu….  ğım. 
     Yeni gelen kardeşlerin listesini güzel yapmışsın ellerine sağlık. İçlerinden (25) İl.. Ko… dersi yoksa ona birinci dersi ver, varsa ikinci dersi de ver. Diğerlerinin hepsine, ikinci derse başlamalarını söyle, onu da derslerine ilâve etsinler. Böylece, onların durumları meydana çıkmış oldu, yani devam edecekler gibi gözüküyorlar. Bahsettiğin o yeni gelen iki kişinin, dersi yoksa onlara da birinci dersi ver. Daha sonra bu iki kişi ve (25) numara hariç. Ancak (25) numarada diğerleri gibi birinci dersini yapıyor ise, o da dahil hepsine ikinci dersi ver, ve her iki ayda bir derslerini (6) tıncı derse, gelinceye kadar ver, orada duralım ondan sonraki seyirlerini zuhurat görmelerine bağlayalım. Başka soracağın bir şey olursa sorarsın Dünya ahret, işlerin kolay gelsin. 
     Selâmlar hoşça kal Efendi Baban. 
-------------- 
     Bu yazımız, yukarda Necdet Babam’la istişare ettiğim yol hakkında ki gelen cevap maili ile başlıyor.
     Yazımız derken ma’nâ olarak içinde, “Kaderimiz, Kazamız, A’yân-i Sâbitemiz” olduğunu fark ettim. Bu arada Cenâb-ı Hakk’tan tasdik mahiyetinde haber geldi. İşyerimin telefonunu, Darlık (86…) numaralı telefon arıyordu.
     Televizyon da bir haber gördük. İki güvenlikçi arkadaş vefat etti diyordu. Haberim yok dedikten sonra, bizim güvenliği aradım. Paşaköy de iki yeni arkadaş tesis içinde devriye gezerken, kenarda bulunan su dolu kanala uçup hayatlarını kaybetmişler. Güvenlikten, İm… ve Şu… müdahale etmişler kurtaramamışlar. Saat 16:00 da oradan geçerken, Sü… man’ın da orada olduğunu görmüştüm. İşte Kader, Kazâ ve A’yân-ı Sâbite hakikatlerinden gelen bir haberdi. 
     Hâlin gereği araya giren olayı aktardıktan sonra vardır bir Hikmeti diyerek konumuza dönelim. 
     Efendi Babama gönderdiğim listede, (25) numaralı kişinin dersli olduğunu, ders verildiği tarih ve nerelerden işaretleri olduğunu, bildirdiğim halde özellikle, bu (25) numaraya, dikkatimi çekmesini, araştırmaya başladım.       
     (25) numaralı sûre Furkan idi. Bu Mürşid’ten geldiğine göre Cem’den sonraki farka davet olabilirdi.
     (25) numara Silsile sıralamasında Peygamber boş bırakılmıştı. Bunun nedeni Hakikat-i Muhammed’inin oluşuydu. 
     (25) Numaralı Esmâ Allah, Rahmân, Rahîm El Basîr (Her şeyi hakkıyla gören)…
     (25) Bir günllük 5 vakit namazın, 15 Rek’at-ı Eûzü Besmele ile 25 Rek’at-ı namaz ise Besmele-i Şerif ile başlamaktadır.
     (25) Numaralı Terzi Baba kitabı; köle ve İncir dosyası dır…   
     Bir müddet sonra, yaşadığım olaylarla ilk sırada, yazdıklarım olmakla beraber, ağırlığın Köle ve İncir dosyasından kaynaklandığını anladım. Ve bu dosyayı tekrar okudum. Okumak ile de, ne kadar faydalı bir iş yaptığımı anladım. Orada birçok kardeşimiz ve Efendi Baba’mın yorumları var. Hepsinden Allah razı olsun. Efendi Babam ben olsaydım, şöyle yapardım, böyle yapardım diyor. Birde fark ettim ki, ben de şöyle olup, böyle olup, bu olayı yaşamaktayım. Tabi daha evveliyatında bunun ilim ve müşahade yönlerinin de olduğunu fark ettim. Hikayeyi buraya almakta, faydalı olduğumu düşünüyorum. Aksi takdirde ne denildiği anlaşılmayabilir, ve söylenenler hava da kalıp, hedefini bulmaz.
-------------- 
Necdet Ardıç: (13/09/2009)  Pazar.  H…. K… 
     Hayırlı akşamlar. Akıllı kızım, hamd olsun hepimiz iyiyiz, ismini duymuşsundur, Abdullah bin dinar, isminde bir zat varmış. Bir gün nefsi kendisinden (incir-yemiş'i) istemiş, bu isteğini yedi sene ertelemiş bu süre içinde, nefsine bu yemişten hiç vermemiş, nihayet bu süreden sonra bir gün  pazarda  dolaşır-ken  incircinin önünden geçtiğini fark etmiş.
     İşte tam o esnâda nefsi kendisine konuşmağa bağlamış! Abdullah, bak yedi yıldır bana bir incir yedirmedin, bende kabul ettim, bak işte senin dediğin oldu, ne olur bir tane incir alda, artık yiyeyim demiş, bunun üzerine, başından savmak için param yok ki; nasıl alayım, diye cevap vermiş bunun üzerine nefsi  ayakkabılarını sat, onun  parası ile alırsın demiş.          
     Bunun üzerine Abdullah peki deyip incir tezgâhının başında duran satıcıya bir incir karşılığında nalınlarını vermeyi teklif eder, bunun üzerine benimle dalga mı geçiyorsun? diyerek nalınları uzak bir yere fırlatıp atmış. Bunun üzerine Abdullah, yedi seneden sonra tekrar nefsinin oyununa geldiğinden üzülerek oradan ayrılmış.  
     Ancak az yanda olan ve bu hadiseyi takip eden satıcının arkadaşı hemen incir satıcısına gelip yaptığının çok yanlış olduğunu, ve o kişinin zamanın çok değerli bir insan-ı olduğunu, ve eğer benden bir incir isteseydi ona bütün tezgahı verirdim der.  Bunun üzerine aklı başına gelen incir satıcısı, hemen yanındaki hizmetçisine demin gelen adamı hemen bul şu bir sepet inciri karşılık istemeden ona ver almasını sağla, seni kölelikten âzâd edeceğim der.
     Bunun üzerine görevli, hemen  pazarda Abdullah-ı armaya koşar nihayet bir yerde üzgün halde bulur. Ve şöyle der; efendim, özür dileyerek, bu incirleri kabul etmenizi rica ediyor, diyerek incir sepetini kendisine uzatır. Bunun üzerine  Abdullah o, o zamandı artık incire talebim ve ihtiyacım yok, diyerek kabul etmez. Bunun üzerine de köle; efendim ne olur benim hatırım için alın, çünkü bu sepeti alırsanız ben kölelikten kurtulup hür olacağım demiş. 
     Yine bunun üzerine! bu sefer Abdullah! eğer alırsam o zaman yine ben nefsimin kölesi olacağım diyerek, incirleri kabul etmemiş.. Diye bir kitapta okumuştum, gerçekten bu hadise olmuş mudur? yoksa kurgumudur? bilmiyorum ama ibretlerle dolu bir hikâyedir.  
     Şimdi gelelim günümüze, (akıllı kızım sen olsaydın) o kişinin azadlığı karşısında incirleri alırmıydın, yoksa sende almaz mıydın,? ve hangi gerekçelerle. Tabii işimiz Abdullah bin dinarı eleştirmek değil. O kendi doğrusunu yapmış, Cenâb-ı Hakk hepsinden razı olsun.       
--------------
     İşte bu soru sorulalı, tam 5 yıl geçmiş ve 6. Yılın içine girilmiş. Bu konu hakkında Terzi Baba (25) numaralı Köle ve İncir dosyasından detaylı bilgiye ulaşmak mümkündür.
     Burada önemli olan nokta, ilk tefekkür konusu olması ve naleynlerin çıkarılması, ile Mûsâ  (a.s.) Mûseviyet mertebe-sininin (Tûvâ) vâdisine, yani temiz olan vâdiye gelinmesi ve İncir görülmesi veya yenilmesi ile (Benzeri her taze meyva olabilir) Mûseviyyet mertebesinden, İseviyet Fenâ-fillâh mertebesine geçilmesi ana noktayı oluşturmaktadır.  
     Tevhid-i Esmâ mertebesinin hali âyetinde bu geçişin Celâl tecellisinden sonra ikram ile olacağı belirtilmiştir.                                                                                                                                                        
     Kûr’ân-ı Keriym; Rahmân Sûresi; (55/26-27) Âyetlerinde  bu hâle işaret vardır.  
                                                                                                                      
    “Küllü men aleyhe fe’nin ve yebka vechü Rabbike zülcelâli vel ikram”                                                                                                                                                   
     Meâlen:  “Varlık âleminde bulunan her KİM’lik fânidir, ancak yüce ve ikram sahibi  Rabb’ının VECHİ, varlığı bakidir.”  
--------------     
     Son tefekkür konusu olan Merkez dosyasında ise Fenâfillâh mertebesinde olan grubun Bekâbillâh mertebe-sine geçileceğine işaret edilmiştir. Peki tefekkür konuları niye Fenâfillaha giriş ile başlamış ve Bekabillah’a geçiş ile bitmiştir. 
     Fakir şöyle tefekkür etti bu konuyu; Nusret Babam (r.a.) ın sûresi “Tur” sûresi, yani Tevhid-i Esmâ mertebesini ifade etmektedir. Necdet Babama bir gün Nusret Babam (r.a.) in “Râh-ı Aşk” kitabının sohbetini yapabilir miyiz? diye sorduğumda. Olur tarikat mertebesindendir demişti. Bu konu da kendisinden de bir tasdik geldiğini düşünüyo-rum. Necdet Babama ait Necm sûresi de Mi’rac Hakikat-lerini, yani Hakikat mertebesini anlatmaktadır. Buradan Arifibillâh, Kâmil İnsan mertebesinde olmadıkları sonucu çıkarılmasın. Her iki mümtaz şahsiyet yetiştirdikleri talebe-lerinin fevkindedir. Nusret Babam (r.a.)  “Tur” - Tarikat mertebesine Hazmi Babam (r.a.) vekil olarak görev yapmıştır. Mi’rac-Hakikat mertebesinin asâletine sâhiptir. Necdet Babam, Necm-Mi’rac-Hakikat mertebesinin vekilidir. Hilâfet-Vekâlet verdiği marifet mertebesininde, asâleti vardır.  Tasavvuf mesleğinin ve yolun belli bir menzile ulaştırılması vardır. Yolda görevli her pirimiz, kendilerine verilen görevleri en iyi şekilde yapmış ve yapacaklardır.
     Cenâb-ı Hakk’ın hepsinden râzı ve hoşnut olması niyazımızdır. İnşeAllah…
     Hz. Mevlânâ “Bu dünyaya gelişimiz bir kaç mahbusu kurtarmak içinmiş” diyor. Nusret Babam (r.a.) Efendi Babama, “Oğlum bu dünyaya geliş gayem senin içinmiş” derken. Fenâfillâh’tan sonra Bekâbillâh ve Seyr-i Anillâh Hakk’tan halka’a dönüş hakikatlerini anlatmaktadır. Nusret Babam (r.a.) ten, Necdet Babama “Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi murad ettim” hakikatleri aktarılarak Necdet zâhir, Nusret bâtında kalarak Necattan bizlere zât-i yardım gelmektedir. Bu genelde değil, özele olan hususi bir durum-dur. Taliplilerini ilgilendirir.     
     Tefekkür dosyalarının sayısal değerleri de bunu vermektedir.           (25+27+34+62+76+67= 313) 
     (313) 13 bağlı olduğu gibi aynı zaman da 313 Rasûl ve Nebidir. Ashab-ı Bedir de 313 kişiydi. Cenâb-ı Hakk gönüllerine “sekene” hâli indirmiş ve mutmain olmuşlardı. Ve her bir ashab bir Resül ve Nebiyi temsil ediyordu. Sekene; “Sâkin olma” hâli Fenâfillâh mertebesinin hâlidir. Tefekkür dosyalarımızın sayısal toplamı da bunu vermektedir. İş bu tefekkür dosyalarına ulaşan, ve okuma zahmetinde bulunan, kardeşlerimiz mutmain olacak, ve gönüllerine necâtiyyet sekinesi ineceği açıktır. Cenâb-ı Hakk bu hakikatleri gönüllerden gönüllere aktarılmasını nasip etmesi niyazımızdır. İnşeAllah…     
     (25) nolu Tefekkür dosyası 18 Eylül 2009 tarihinde tamamlanmış. Muhtemelen de fakire ilgilendiği siteye konması için gönderilmiştir.  
     (25) nolu dosyada yazılanlar, genelde, ilim yani İlm’el Yakin mertebesindendir. Daha üst mertebede olanlar müşahade - Ayn’el Yakin ve yaşantı - Hakk’el Yakin merte-besinden olanları aktarmadıkları anlaşılıyor.
     Fakir de, o tarihlerde eski yolu, yani Tarikat mertebesini bırakıp, Efendi Babam ile, Hakikat mertebesinden devam etme kararı alma aşamasındaydım. Bu dosya tamamlan-dıktan sonra bir zuhurat görmüş ve akabinde Efendi Babama intisap etmiştim.
     Bu zuhurat şöyleydi.  (13-03-2010)
     Tekirdağ’a Efendi Babamı gelmişim, (İnşeallah hakikati de nasip olur). Hanım anne (Nüket Anne) kapıyı açıp buyur ediyor. Ferahça evin solonuymuş cadde tarafına bakıyor. Hanım anne evin daha loş bir bölümüne geçiyor. Size  telefonla ulaşıyorum, gelmek üzereyim diyorsunuz, ve biraz sonra içeri giriyorsunuz. Biraz sohbetten sonra, kendimi Tekirdağ sokaklarında buluyorum. Hastane bakıyorum. Hastaneler sigortalılara bakmıyormuş. Birinden merdivenler den yukarı çıkarken ayağımdaki önü açık beyaz terlikler, ayağımdan çıkıyor, giymek istediğimde giyemiyorum.
     Karşıma kapalı bir kadın çıkıyor. Gece namazı kıl bak ben kıldım, bu hâle geldim diyor. Ona yaptığım şeyler olduğunu, ulu orta söylemenin yersiz olduğunu belirtirken, abdestsiz gezmediğimi, söylüyorum. O gene, gece namazı kıl diyor. Yine Tekirdağ sokaklarındayım, sulu kar yağıyor. Tekrar fakirhanenizin solonun da kendimi buluyorum. İki tane ihvanızdan gençten kardeş masaya geçiyoruz. Birini Cerrâhi Emre adındaki kardeşimize benzetiyorum. Yerde iki çocuk oynuyor. Biri acaba Emre'nin midir? diyorum (Çocuğu yok).  Siz ayağa kalkıyorsunuz saçınız sakalınınız kısalmış, üstünüzde beyaz entari, başınızda da gökkuşağı gibi bir takke (takke yaklaşık 8 veya 12 eşit parçaya bölünmüş, ve ortasın da bir merkezi var) tekrar  masaya geliyorsunuz. Siz gençlerle ilgilenirken, camdan dışarıya baktığımda her taraf bembeyaz kar olmuş. Ne oldu bir şey mi var diyorsunuz. Eve nasıl döneceğim zincirimde yoktu derken zuhurat sonlanıyor.
--------------
     Zuhuratta görülen terliklerin çıkması “Köle ve İncir” dosyasında ki, nalınların çıkması hadisesidir. Kar yağması Celâl tecellisi ve ondan sonra gelen vahdet (birlik) hâlidir. Tevhid-i Esmâ mertebesinde geçen “Zül Celâli vel İkram”a işaret vardır. Zincir ise başta ki (Ze) sayısal değeri ise 7 dir. 7 seneye işarettir. Geriye kalan ise incirdir. Görülen zuhurat Âlem-i Misâlden ilm bir yansıma olduğudur. Yani (25) “Köle ve İncir” dosyasının İlm’el Yakîn halidir diyebi-liriz.
     Efendi Babam dan başta gelen mailde (25) 3 kere tekrar edilmiştir. (25) “Köle ve İncir” dosyasında ki İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn hâlinin ve bunları kapsayan 4. Mertebe yani tecellisinin oluşacağına işaret edilmiştir. İlk iki hâl daha önceden oluştuğuna göre Hakk’el yakân yani yaşantı ve tecelli halleri olacağı aşikardır. Mail inde birde parantez içinde (6) sayısı geçmektedir. Hepsini toplarsak;
     25+25+25+6= 81 tersi 18 ile toplarsak; 81+18= 99 Esma’ül Hüsnayı vermektedir. 
     İşyerinde Ek…. izinden işe döndüğünde beyaz bir terlik ile gelip gidiyordu. Zuhuratta Ayn’el yakîn mertebesinden ayağımdan çıkan beyaz terlik, sıfat mertebesinden zâhirde ikram olunmuştu. (Daha sonra fakir de beyaza yakın bir ayakkabı aldı) Beyaz uluhiyet sıfat mertebesini ifade etmektedir.
     Bu maille birlikte Efendi Babam Ku… dosyası göndermiş. Bâzı kardeşlerde, Cemâlde Celâli bularak yoldan ayrılmışlar dı. Zül Celâli vel İkrâm’ın tersi yani Esmâ tecellisi demektir. Efendi Babam bu kişileri bu halin ilerde olması gereken bir durum olduğu konusunda uyarmasına rağmen tercihlerini ayrılmak yönünde kullandılar. Canları sağ olsun, yolları açık olsun. Rasûli Ahlâk anlaşılmış olsa bu haller kişinin başına gelmez diye düşünüyorum. Ebu Cehil, Ebu Leheb Hakikat-i Muhammedinin Celâli yönlerinin yansıması idi. Rasûlüllah efendimiz ben bir aynayım, her kes halini seyreder dedi…
     Benzer bir olayda fakirin başına geldi. Ab… bin Fe… olan kardeşimiz, yaklaşık, On yıl önce babasının vefatı ile miras sahibi olmuş ve halin gereği Ab… bin Dinar gibi hareket ediyordu. Burada yanlış anlaşılmasın kimseyi eleştirmek gibi bir derdimiz yok. Kendisi de yapmış olduğu fiilerin yanlış olduğunu anlayıp, hâline değiştirme kararı aldı. Cenab-ı Hakk yardımcısı olsun. Kendisi ile yaptığımız konuşmada, Celâl’i bir hal aldı. Daha sonra evine sohbette gittiğimizde ise ikram olarak ceviz ve “Kara İncir” getirdi. Tabi o zaman hâlin gereği onunla ilgili konuyla ilgilendiğimiz den bunları anlaşılması zamana yayıldı.
     Bu hâdise de, Hakk’al Yakîn olarak Tevhid-i Esmâ yaşantısından Tevhid-i Sıfat yaşantısına geçiş olduğu gözükmektedir. Sohbetten sonra cemaat ile kılınan akşam namazı İseviyet Fenâfillâh mertebesi namazıdır. Buda bir tasdik ve müşahadedir. Olaydan sonra Efendi Babam hiçte öyle birine benzemiyordu dedi. İncirin içinde bulunan tanelerin bitişik olması sebebi ile bu dünyada Esmâ-i İlâhiyyenin ve ona bağlı zuhurların ayırt edilmesindeki zorluğu belirtiyordu.
     Köle = Kul = Abd ve İncir= Tin dir.
     Ayn= 70, Be=2, Dal= 4, toplamı 76 dır.
     Te= 400, Ye =10, Nun= 50 toplamı 460
     460+76= 533 tür.
     53 ve 3 şifre sayımız olan Allah, Rahmân, Rahîm 53 tür.
     İncir’in içinde “N,C” 53 olması da ilginçtir. Cenâb-ı Hakk hakikatini anlamayı ve idrak etmeyi nasip etsin. İnşeAllah.
     Bunun birde tecelli hali var demiştik. Efendi Babam 31 Ağustos 2014 te görmüş olduğum bir zuhuratımız için, “Zâhirde olmaz. İnşeAllah demişti”. 
     Zuhurat şöyle idi.
     31-08-2014
     İşyerinde lâvabodayım. Kumanda odasında Mu…. 6 numaralı motoru çalıştırıyor. Motor çalışmıyor ve ses geliyor. Mu… fa’ya basma diye sesleniyorum. O tekrar tekrar çalıştırmaya çalışıyor. Yine aynı şekil seslenerek içeri geliyorum. Güç devresi panosu patlıyor ve kapakları açılarak güç devresi kesici disjönktörü dışarı fırlıyor. 
--------------       
     Bu zuhurattan 3 dört gün önce işyerime öğleden sonra geldiğimde, Ek…. bir konudan ötürü, Mu… çok sinirli alttan alsan iyi olur. Ben ona Mu… iyi niyetle bu işi yapmıştır diye söyledim, dedi. Gerçekten de dediği gibiydi. Gece Mu… gelince gönlünü alıp sakinleştirdim. Tabi zuhuratta görüldüğü üzere, enfüsünde olayı farklı değerlendirdiği anlaşılıyor.
     Peki konumuz ile bağlantısı nedir. Burada bir esmâ tecellisi olduğu anlaşılıyor. Önce Ek…. yâni İkram ve daha sonra Mu…. kanalı ile Celâl gelmesidir. Celâlden sonra, Efendi Babamdan bir ikram daha gelerek Hakk’el Yakîn sıfat mertebesinden yaşantıda korunma olunmuştur.
     Bu konu ile alâkalı 13-14-15 Eylül 2014 tarihlerinde yapmış olduğumuz Bursa gezimizin konu ile alâkalı bölümlerini aktaralım.
     Bur - Sa;
     Bur= Burak – Berk - Zati Tecelli – Mirac,
    Sa= Sad - Sıfat mertebesi – Sıfat Tecelisi –Salât – Namaz, 
     Namaz müm’inin miracıdır. (Hadis-i Şerif)
     Vahdette Kesret = İncir… Esma Tecellisi
     Bursa’nın plâkası 16; İlm’el Yakin, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn Hakikat-i Muhammedir.
     Bursa merkezi ilk gün (13 Eylül) gezmek için arabayı caddeden yukarı doğru bir yerde bırakmıştım. Arabayı almak için farklı bir yerden ailem ile girdiğimde, Efendi Babam dan daha önce tasdiği gelen Terzioğlu yazısını gördüm. Baş tarafında da Rabbi Hasım olarak düşündüğüm Kâdir ismi vardı. “KADİR TERZİOĞLU” Saç Bakım “merkezi” diyordu. Saç; Esmâ-i İlâhiyye remzidir. Binanın yanına dolanınca 13 numara olduğunu gördüm. Bunun Cenâb-ı Hakk’tan bir tastik olduğu kanaatine vardım. “Merkez” ise son tefekkür konumuz, “merkez dosyası” Fenâfillâh’tan, Bekabillâh’a geçiş halidir.      
--------------                 
     14 Eylül günü Mudanya tarafına doğru yola çıktık. Yol bir hayli kalabalıktı.  Mudanya bölgesi “İncir” ve “Zeytin” yetiştirilmesi ile; ünlüdür.
     İncire ve zeytine and olsun. (Tin/1) âyetini anımsatıyordu. Mudanya da “Kara İncir” festivali olmuş ve ziyaretimizden 13 Eylül 2014 tarihinde kapanışı olmuş. İncir ve köle dosyasının da 13 Eylül 2009 tarihinde başlamış olması gayet ilginç… Üzerinden tam 5 yıl geçmiş. (5) Hazret mertebesidir. 
     Kara = Zulmet= Sevâd-ı A’zam = A’mâiyyet Hakikatleri
     İncir= Vahdette Kesret   
     Fes-tiva-l =  
     Fes= Başa giyilen tac yukarda ilk verilen zuhuratta Efendi Baba’mın başında renkli bir tac vardı. 
     Tiva=Tûvâ= Vâdi-i Eymen, Nalınların çıkarıldığı temiz/Mukaddes vâdi ve Yemen/eymen/sağ taraf, ile Nefesi Rahmâni…
     L=Lâm= Ulûhiyyet= Efendi Babamın üzerindeki beyaz entari, ve çıkan beyaz terlikler.
     “Biz, gerçekten insanı en güzel biçimde halk ettik. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik”. (Tin/4-5) âyetlerine işaret vardır.
     Oturduğumuz İncir Cafe’ydi ve altında Necati usta börekçisi vardı.
     İncir aynı zamanda Tevhid-i Esmâ dan, Tevhid-i Sıfata geçişti. İngilizce “Cafe” okunuşta Kafe dir. Kaf- Kef ise “Ke –Sen” ve Kün – “Ol” dur.  İncir dışında tekliği içinde çokluğu barındırmaktaydı. “Levlake levlak lema halaktül eflak.” Sen olmasaydın, sen olmasaydın, bu âlemleri halketmezdim. Âlem bazında Hakikat-i Muhammedi ve nokta zuhur mahalli olan, efendimiz Hz. Muhammed’e ve onun şahsında, bizlere kendi birimselliğimizde, bu müjde verilmiştir. İncir gibi bir bütünlüğün içinde, zıt olan Esmâ-i İlâhiyyeleri vücûdumuzda barındırmaktayız.
     “Vema Ersalnâke İllâ Rahmeten Lil Âlemin” (21/107) Biz seni (Kef) göndermedik, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. Hakikat-i Muhammediyenin ilmi İlâhi programda daha henüz gönderilmemiş olması ve vakti gelince âlemlere rahmet olarak gönderilmesidir.
     Altta Börekçi Necati Usta olması; Börekler yufkadan yapılır. Efendi Babamın dervişlerine karşı yufka yürekli olması ve onların her derdi ile dertlenmesidir. İşte Vahdette kesret’e – Tevhid-i Esmâ dan, Tevhid-i Sıfata, Necat (Necdet) ustanın börekleri yenmeden çıkılmaz. Yenen börekler dervişte mirac eder ve Fenâfir Rasûl ve Fenâfillâh mertebesi hakikatleri ortaya çıkar. Ondan sonrada derviş börek gibi kızarır, ve taliplilerine kurtuluş böreklerinden ikram ederler.
     Ama unutulmamalıdır ki; Ku…larda bu ilçede oturmaktaydılar ve Cemâl de Celâli bulmuşlardı. Kimse yufka yürekliyiz diye bizi nefsani emelleri doğrultusunda yemeye kalkmasın. O zaman bulacakları Cemâl değil, kendi nefislerinden çıkan Celâl olacaktır. Tabi ki bundan da kendileri sorumlu olacakları aşikardır.    
     İstanbul’a döneceğimiz günün sabahı otelde şöyle bir zuhurat vâki oldu.
     Efendi Babam beyaz bir çarşafın altında uzanmış yatıyordu. Sağ tarafında fakir ve karşısında eşim Se… ve Kızım duruyordu. Vasiyet ederek, “Ailene iyi bak” dedi. Yüzümü onlar tarafına çevirdim. Daha sonra Efendi Baba’ma baktığımda yüzü de örtülmüş ve emri Hakk vaki olduğu halde “İkram” dedi.
     Efendi Babam  “İkram” demişti. Bulunduğa hal ise Celâl tecellisi idi. Zül Celâli ve’l ikram’ın. Yâni Tevhid-i Esmâ’nın İlm’el Yakîn, Ayn’el Yak’în, Hakk,el Yakîn ve bunları kapsayan Esmâ Tecellisi haline işaret etmiş olarak düşünülebilir. 
     Vasiyet aynı zamanda mirastır. Ma’nevi bir miras, yani “dinar”dır. Ulûhiyyet mertebesinden, Risâlet mertebesine, Risâlet mertebesinden kulluk, mertebesine gelmiş Abdullah bin Dinar hakikatleri ortaya çıkmış diyebiliriz.
     Aile Esmâ-i İlâhiyyedir. Rabb-i Hasıma … ve Efendi Babamın Rabbi Hası olan Eslem – Esselâm’a işaret var denilebilir.
     Aile – Eş – Nefs-i Küll’dür. Bir şeyin zatı nefsidir… Zuhuratta görüldüğü üzere Efendi Baba’mın isteği üzerine uluhiyet-sıfat mertebesinden zat mertebesine yönün çevrilmesi istenmiş olarak düşünülebilir.  
     “İkram” kelimesini (5) Salat-Namaz kitabını gözden geçirirken namaz ile alâkalı olduğunu da anladım. Hayatımız iki rekatlı zâhir ve bâtın namazdan ibarettir. Önce Efendi Babama bakmam Akl-ı küllüme olan “Selâm” yani namazdan çıkarken sağ tarafıma verilen selâmdır. Ailem yani Nefsi küllüme (Eslem-Selâm) bakmam ile sol tarafıma bakmak ile verilen selâm ise, namazdan çıkış ile verilen selâmdır. Efendi Babam’ın üzerinde gerçekleşen “Celâl” tecellisi ve “İkram” ise namazdan çıkış duası olan, “Allahümme en tesselamu ve min kesselam tebarekte yazelcelali vel ikram”dır.       
     ALLAHÜMME EN TESSELAMU VE MİN KESSELÂM
     “Allahümme en tesselâmu ve min kesselâm tebarekte yazelcelali vel ikram” diyen müezzin veya namaz kılan kişi, 
     “ey Allah’ım selâm sensin ve selâmet sen­dendir, sen bereket, yücelik ve ikram sahibisin”demiş olur.
     Bu ifadeleri değişik mertebelerden çok iyi değerlendir-mek lazım gelir
     Ehli indinde gerçekleri bi­lindiği üzere, Hak kendi kendini yücelterek kulunun ağzından  cevap vermektedir.
     Hak’kın güzel isimlerinden “Esmâ’ül hüsna”dan biri olan “selâm”, büyük ağırlığı olan bir isimdir ve “insan”ın kay­ınaklarından biridir.
     Nasıl ki “Sübbuh” ve “kuddüs” melekler  için  kullanılırsa,  
     “Aziz” ve  “cabbar”  ve “mütekebbir” de cin ve şeytanlar için kullanılır.
     Namazın sonlarında oluşan (99) selâm ismi, başta oluşan (99) “esmâ-i İlâhiyye”ye birer selâmet geçidi olurlar.
     Şöyleki: Mesela, “Kahhar” esmâsından başına bir zorlonma gelecekse, namazda okuyarak oluşturduğu selâmlardan bir tanesi onun önüne geçer, tamamen selâmete ulaştırır veya en azından şiddetim azaltır.
     Böylece her bir selâm, her bir esmânın ya karşıtı, veya destekleyicisi olur. Yani (99) esmâ’nın biri vasıtasıyla sana faydalı bir şey de gelecekse onu da arttırır.
     “Selâm”ın bir başka ifadeside; “kendinde olmak” tır, kendinde olan kişi de selâmette olur.
     ALLAH’ın c.c. isimlerinden olan selâm, kulunda te­celli ettiğinde o kul birimsel benliğinden uzaklaşmış, Hak varlığı ile gerçek selâmetine ulaşmıştır. İşte o kul görünümündeki “zuhur” her varlığa selâmet ve huzur kaynağı olmuştur. 
     Netice itibariyle, olgun bir namaz, kulu yüce idraklere çıkarıp “İrfan” ehli olmasını sağlar. 
     İşte böylece na­mazların sonlarında bulunan selâmların sırları meydana çıkmış olmaktadır.
     Allah’dan c.c. her birerlerimiz için selâm ve selâmeti! neticeler niyaz ederiz.
--------------     
     Yazıyı biraz dikkatli okuyanlar yukarda geçen “Zü’l Celâl-i Ve’l İkram” (55-27) âyeti ile “Yazel Celal-i Ve’l İkram” duası arasında ki bağlantıyı fark edecekledir. Dua da ki zâhiri ikram ile Tevhid-i Ef’âl mertebesinden Tevhid-i Esmâ mertebesine geçilmektedir. Âyette ki bâtıni ikram ile de Tevhid-i Esmâ dan Tevhid-i Sıfat mertebesine geçilmektedir. Cenâb-ı Hakk taliplilerine yardım etsin. İnşeAllah…
     Öğleden sonra İstanbul’a doğru yola çıkıldı. İkindi namazı için “İmam Aslan” mola verdik. Abdest almaya çıktığımda bir baba ve 10 yaşında ki oğlu da oradaydı. Baba öğle namazı için abdest alıyordu. Oğlu ile ben abdest alıyorum, ve namaz kılacağım, en çok sevabı ben alacağım diye şakalaşıyordu. Abdest aldıktan sonra ikindi namazında mescide girdim. Daha önce şöyle bir hâdise oldu. Aşağıda mescid girişinde, kasalarda bulunan incirlerden, bir tanesini bu çocuk almış, ve yemekteydi. Yukarı da namazını da kılmıştı. Yazmış olduğum ilk zuhurata Efendi Babam Tevhid-i Ef’âl ve Tevhid-i Esmâ mertebesinden işaretler var demişti. Bu baba ve çocuğun bünyesinde bu hâdisenin yaşantısı ve tecellisi oluşmuştu. 
     Defalarca bu mescidde namaz kıldığım halde mihrabın üstünde ki âyet ilk defa dikkatimi çekti.      
     Berat gecesi sonrası Rasûlüllah efendimize ve şahsında Müslümanlara gelmiş olan kıblenin değişim âyeti yazıyordu.  
     Fevellü Vecheke Şetral Mescidil Haram. (2/144)
     Hemen yüzünü Mescid’ül Haram tarafına çevir. 
 
     Se… öğlen kahvaltı yapmak için börek almıştı. Kutunun üzerinde SİNİ yazıyordu. Yola çıkmadan arabanın yanında kalan börekleri Se… ile beraber yedik. Kutuyu çöpe götürmek için aldım. Yanıma Se… de geldi. Tam karşımda Mescid-i de görünce sabah gördüğüm zuhuratın ne olduğu da ortaya çıktı.
     Börek yukarıda yazılmıştı. Sini; Üzerinde yemek yenen büyük tepsi demek. Kelime itibari ile YASİN ve SİNA yı da çağrıştırmaktadır.
     Üzerinde yemek yenen tepsi, sofra “Maide” dir. Fenâfillâh mertebesidir. Efendi Babam zuhuratta Fenâfillâh, “sekine” hâlinde beyaz örtünün yani Ulûhiyyet örtüsünün altında yatmaktaydı.
     “Sina dağına and olsun, Bu güvenli şehre (Mekke’ye) and olsun.” (Tin/2-3) âyetlerine de işaret vardır.
     “Haram” türkçe çöp ma’nâ’sına da gelmektedir. “Mescid” ile “Haram” arasında ben ve ailem kalmış ve yüzüm eşime yani Harem’ime doğru döndü. Efendi Babam zuhuratta “ailene iyi bak” diye söylemişti. Bir şeyin zâtı da nefsidir.                   
     Eslem yani “Selâm” beyaz arabamızın yani Uluhiyyet örtüsü altında bulunmaktaydı.
     İşte Efendi Babam dan, zuhuratta yansıyan, ve onun ikramı olan, bu hal ile namazın da sadece, şekilden ibaret olmadığıdır. Namazın bir hayat düsturu, ve yaşam tarzı olduğu, ve kişinin tüm halini namaza dönüştürürse, her anının namaz olacağı, ve tıpkı bu zâhir âleminden bâtın âlemine göçerken namazdan âhirete geçeceği, ve orada onu karşılayanın da Rabb’ül Âleminden başkası olmayaca-ğını ve onun da bâtın-i ikram ile beklediğini bizlere anlatmıştır…  
     Efendi Baba’mın “Siyah Örtü Neyi Örter Bilir misin”? Şiirinden ilgili bölümleri… 
     Hüccac döner tam bir vecd ile, 
     Beyazlar giymiş kefenler ile, 
 
 
     Bu hale hayret eder Melekler bile, 
     Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
 
  Bir zaman ezan okunur durur tavaf, 
            Az sonra sakinleşir etraf, 
            Fevelü Vecheke Şetral Mescidil Haram, 
            Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
 
     Namazda bütün Kâbeye döner hacılar, 
     Kalmaz hatırda akraba dost ana bacılar, 
     Kendi varlıklarından yeni doğanlar, 
     Siyah örtü neyi örter bilir misin?
 
            Sende gir o örtünün hemen içine, 
            Seyret alemi koy biçimden biçime, 
            Mahrem ol seni nefsinden çekene, 
            Siyah örtü neyi örter bilir misin?
 
     Kâbededir İnsan hakikati vahdet sırrı, 
     Bu öyle bir duygu ki zahirden ayrı, 
     Nasıl açılır sırrı bundan gayrı, 
     Siyah örtü neyi örter bilir misin?
--------------             
     “Heze min fazli Rabbi”.    
     Kaynaklar:
     (5) “SALAT” - NECDET ARDIÇ – Gönülden Esintiler 
     (25) “Köle ve İncir Dosyası” - NECDET ARDIÇ – Bir Çok Hikâye Bir Çok Yorum… 
 
     Mu… Ca….. 
     06-10-2014 
     Not: 6+10+20+14 = 50 (Tarihin sayısal toplamı)
 
     (50) 50 Vakit Namaz… “Yazel Celâli Ve’l İkram.”