Alâkasız kalblerden duyulmaz

Regâib demek, rağbet etmek demektir. Sultân-ı zîşânımız küçük bir insan değil. Rûh-u mübarekleri arz ve kâinâtımızı kaplamış. Zerrât-ı cihân “Ya Muhammedi” diye feryat ederek zikr-ü teşbihlerde bulunurken, insân-ı kâmilin gönlünde duyulan bu cûş ve hurûş azametli bir haldir. Ve bütün sûretlerin fenâ buldukları bir andır. Alâkasız kalblerden duyulmaz. Sereyanî bir neş’esi vardır. İşte Cenâb-ı Kibriya’nın buyurduğu gibi: “Ey Habîbim! Sen olmasaydın bu âlemi yaratmazdım” kelâm-ı kudsîsi bu an için söylenmiştir. Mesele zevkîdir. Nutfe-i Muhammedi bu âlemin mihrak noktasıdır. O da insan-ı kâmilin gönlüdür. Zikir ve teşbihler hep bu anı, bu neş’eyi idrâk için yapılmaktadır.

M. Nusret TURA UŞŞÂK