BİR ÂYETİN HİTÂBINDAKİ İBRETLER

Kur'ân-ı Kerîm (Hûd Sûresi 11/49) âyetinde şöyle buyurulmaktadır:
   “İşte bu gayb haberlerindendir. Bunu sana vahy ediyoruz. Bunu ne sen ve ne de kavmin bundan evvel biliyordunuz. Artık sabret. Şüphe yok ki âkibet sakınanlar içindir.”
   İşte bu gayb haberlerindendir. Yani Peygamber Efendimizin daha evvelce bilmediği bu haberleri Cenâb-ı Hakk kendisine Cebrâil (a.s.) vasıtasıyla bildirmektedir. Hatta Peygamber Efendimize bildirmesi, dolayısıyla, daha evvelce kitaplarda yani Tevrâtı şerifte bugünkü haliyle olması, mutlak manada Nuh Peygamber'in hayat hikayesinin dosdoğru bir şekilde olduğu anlamında değildir. Onun da üstünde “bu gayb haberlerindendir “ denmektedir. Yani her ne kadar Tevratta var ise de aslında o yok hükmünde bilgi. Gaybdadır, Nuhî hakîkatlerin aslı gaybdadır diyor. Yoksa Tevratta şöyle geçti diyebilirdi orda. İşte onların hükmü tamamen yok olduğundan, o yok olarak kabul ediliyor, var olarak değil. Gayb haberlerindendir.
   İnsan daha evvelce bilmediği bir mevzuyu idrak ettiği zaman, bu hakîkat orada ona açılmakta. İşte bu gayb haberlerindendir, şimdi sen bunu öğreniyorsun. Bu sadece bu âyete has bir oluşum değildir. Nerde, ne zaman bilmediğimiz bir şey öğreniyorsak, belki o dışarda gayb değildir, hâzırdır, bilinir başkaları tarafından ama, biz bilmediğimizden bizim için gayb haberlerindendir.
   İşte ne kadar gayb haberine ulaşırsak, ne kadar gaybi haberleri idrak edersek ilmimiz ve fehmimiz o kadar genişlemekte. Bilmediğimiz şey; başkası için şuhûd dahi olsa bizim için gaybdır. İşte onun için bu hitapta çok büyük ibretler vardır. Bu gayb haberlerindendir, bunu sana vahy ediyoruz. Bakın Cenâb-ı Hakk kendi zâtından bunu bildiriyor, vasıtasız olarak. Ne kadar müthiş bir şey. Yani; Allah'ın insana yakınlığının ne derece olduğu, yakın olduğu uzaklarda olmadığı. “Ve hüve meaküm, eyne ma küntüm”  “O sizinle beraberdi, siz neredeydiniz?”. İşte bu soru bize sorulmasın inşallah, siz neredeydiniz demesinler bize.
   İşte biz Hakk'la beraber isek zaten bu gayb haberleri bize her zaman gelmekte. Bazen vasıtalı gelir, bazen vasıtasız da gelir. Bir kimse, herhangi bir ilâhi manada mevzu hakkında yoğunlaştığı zaman, o gayb haberlerini açar Cenâb-ı Hakk ona, mutlaka açar.
   İşte zaten bizim yapmaya çalıştığımız şey, gayemiz; kişilerin kendi gönüllerinden kendi rablarına yol bulmalarıdır. Yoksa sadece ötelerde olan bir Allah ile ünsiyet etmek veya îman etmek, kendisi var diye O'na ulaşmak mümkün değildir. Ötelerde, beşerî tenzih anlayışıyla bir rab tasavvur edersek O'na ulaşmamız zaten mümkün değildir. Ulaşılmayan bir şeyle de nasıl birliktelik olacaktır. Ne dünyada, ne  ahirette, hep hayalde kalmış olur. 
TERZİ BABA