Bir makâm vardır ki kâinat diriliğini bu tek ve münferid insan-ı kâmilden alır

“Hay”= diri. Kâinâtta diri olmayan yok. Her şey, her zerre “Hay” ism-i şerifiyle diridir. İnsanların diriliği de kendi zâtî istidadı kadardır. Mürşidlerin vazifesi, bu diriliği azamî nişbete ulaştırmaktır; kabiliyetinin sonuna kadar varmaktır, vardırmaktır. Çünkü diriliğin ve ölmezliğin sembolü “fenâfillah” olan insan-ı kâmillere mahsustur. Mürşidde fânî olanlar da bu dirilikten müstefîd olurlar. Bir makâm vardır ki kâinat diriliğini bu tek ve münferid insan-ı kâmilden alır. Çünkü onda İlâhî dirilik vardır. Kendi yok, O vardır.
Kenarda kalmış bir avuç toprakta bile otlar vasıtasiyle hayat fışkırmaktadır. Zâtî olan bu tecelliye sahip olanlar her an diridirler. Uykuları bile ibadettir. Sabahın seherini denizde idrâk etmenin büyük bir neş’esi, huzuru vardır. Alem uyurken dervişin uyanıklığı ne güzel şeydir. Ruhu kıbleye, Kâ‘be-i şerife kadar götürür.
... Ehlullah için günah kadar sevap da yüktür. Huzurda pabuçları bile istemiyorlar.
... Ölmeden evvel ölmek, ibtila ve ihtirastan, istikbâl düşüncelerinden soyunmak lazım ve de akl-ı cüz’ü akl-ı küllî’de eritmek ki ebedî hayata ulaşılsın. Akıl fânî vücutta, toprakta değil, arş-ı Rahmanda olsun. Mi'râç yaparak vücudunuzda gizli olan mertebelerin zirvesine çıkmak lazımdır.
Zikir yalnız ağız ile değil, akıl ile, hatta gönül ile, bütün azalarımız dile gelerek, mesâmeleriniz ürpererek olmalıdır. Sen değil adeta kâinât “Hay” ism-i şerîfini okumalıdır. Ağız, akıl, gönül ayrı ayrı havalar çalmamalıdır. Zikirde insan söylediği gibi olmalıdır.