BİR TALEP VE BİR ŞİİR. (OLMAZ)

Gerçekten dikkat çekici ve ibret verici bir hususu sizlerede belirtelim istedim. Mânâ âleminin kendi içindeki bağlantı ve hakikatlerini idrak etmek gerçekten bu âlemin en güzide işlerinin başlıcalarındandır. Şiir’in isminin (olmaz) olması tesadüfi değildir. Genelde insanlar (keramet) meraklısıdır’lar. İşte gerçek irfaniyyet, sûrî ve zâhiri (keramet) ile (olmaz) “istisnaları kaideyi bozmaz”. Gerçek “keramet,” (kerameti ilmiyye-ilmi keramettir) bununda ilk başlangıcı, kişinin, kendi hakikatini va eşyanın hakikatini idrak etmesi gerçek mânâ da kendine ulaşma kerametidir. Rabb’imize şükrederiz.
     (Terzi Baba 1) kitabımızın (122) nci sayfasında belirtilen aşağıya da alınan kopyasında da görüleceği üzere tam (24+2) sene evvel istenen bir kerâmet talebinin o zaman (26) beytlik bir yazı ile cevaplandırılmasının gerçek haliyle bir evlâdımızın kalem ve lisanından tam (24+2) sene sonra Hakk tarafından açığa çıkarılması gerçekten hayret edilecek bir husus olmuştur. Bu yazıyı sonuna kadar okursanız orada ki tarihide sene ve  izahı  itibarile Göreceksiniz. (Rabb-i zidnî fike tahayyuran) “Ya Rabb-î zâtındaki hayretimi arttır.”    (09/06/2011)  T.B.
-------------   
     (Terzi Baba 1) kitabımızı düzenleyen (Ç.H.) nin lisanından.
- Necdet Bey 1980’li yıllarda yazın birkaç ayını kendisine ait yazlık evinde geçiriyormuş.  Bir yaz günü komşusu ve muhibbi olan Erzurumlu Fikri Efendi ile evinin bahçesinde kazma kürek ile çalışıyorlar.  Sıcağın altında kazma seslerinin arasında bu çalışmayı sürdürürlerken Erzurumlu Fikri Efendi,  “Bir anda bende öyle bir hâl vaki oldu ki Necdet Bey ile kendimi, İbrâhîm aleyhisselâm ile oğlu İsmâîl aleyhisselâmın Kâ’be’yi inşa ederken yaptıkları çalışma gibi bir sahnenin içinde kendimi buldum ve o anı yaşadım,” diyerek bu hatırayı nakletmiştir.
- Yine o tarihlerde Tekirdağ sahilinde deniz kenarında kendi muhiblerinden Erzurumlu Ömer Faruk adında bir şahıs ile gezinti yaparlarken bu şahıs Necdet Bey’e dönerek, “şu denizden bir yunus balığı çıkartarak bir keramet göstermesini,” ister. 
O da “çıkarırız inşallah,” diyerek kendisine mukâ’belede bulunuyor.  Aradan bir zaman geçince 26 dörtlükten oluşan bir şiiri kendilerine vererek istediğini yerine getirmiş oluyor.                                                                                                     
07.06.2011        (7+6=13)
17.07.1987        (1+7+7=15)    (15-13=2)
          01(24+2=26) 

O L M A Z                                               
                                                                                                                           
   Şu dünyaya ölü gözünden bakma,                                                           
   Arifleri ara sakın geç kalma,

               Kurtulamazsın pek derinine dalma,
              Dünyaya bağlananın bakası olmaz.
   Her gördüğüne itibar et sen,
   Bakma hoş ol değişikte görsen,
   Eğer bunlardaki esrara ersen,
                         Sende cehlin yarası olmaz.
   Kâh efendi gözükür kâh geda,
   Bağzan çıkarır, bağzan çıkarmaz seda,
   Öyle işlerle eylerki eda,
             Ariflerin namu nişanı olmaz.
   Ateştir yakar sineni seni,
   Teslim et varlığın, ol hemen yeni,
   Unut böylece geçmişi dünü,
                         Arifler ateşinin dumanı olmaz.
   Buldun ise eğer sende bir Arif,
   Halkı cihan onu eyleyemez tarif,
   O seldir akar gönlüne hafif,
              Arifler selinin yıkası olmaz.
    Enginlere açılarak her dem,
   Fırtınalar gibi eserde hem,
   Vuramaz iki cihan ona bir gem,
                        Ariflerin nefsi hevası olmaz.
               An gelir kabarır deryayı Hak,
   Ondan bir şule alda kendini yak,
   Daha sonra Dünyanın haline bak,
              Arifler coşmadıkça sükûtu olmaz.
   Aşk ile oldular kendileri aşk,
   Mest etti onları şarabı aşk,
   Oldu meskenleri meyhaneyi aşk,
                         Arifler şarabına kanası olmaz
   Deryalar gibidir enginlerde, 
   Dostuyla mest olur seherlerde,
   Çıkar gider dolaşır yadellerde,
              Arifler bahrinin sahili olmaz.
   Yürür gider hep görmeden herkes,
   Biganelere çıkarmaz hiç ses,
   Bulunmaz onlara belli bir mahles,
                          Ariflerin yerde izi bulunmaz.
   Hep görürler cümlede dost yüzü,
   Gördüğünde kaynaşır hemen özü,
   Yaşamanın budur rahatı düzü,
               Ariflerin gayriyi göresi olmaz.
   Kendinde kendini kaybeder her dem,
   Nefsine dönmez olur, gayrı bir dem,
   İsmine cismine denir Adem,
                           Arifler kendine dönesi olmaz.
   Biter yanarak sonunda güzelce,
   Ölüm ona yaklaşamaz ecelce,
               Varlığı ortadan kalkar gizlice,   
              Arifler varlığını bulası olmaz.              
                            Seyran ederek geçerler hemen,
                            İskeleyi Hakka kırarlar dümen,
   Yollarının ucu olsada Yemen,
                            Ariflerin dünyada kalası olmaz.
   Ahirete etmeden itibar,
   Cümle dosttur dediler hepsi yar,
   Kazançlar olduğunda büyük kâr,
              Ariflerin ahirete bakası olmaz.
   Dünyaya gelirler iki zamanda,
   Biri  beden biri de  ruhunda,
   İkisinden de geçerler sonunda,
                          Ariflerin dünyada atası olmaz.
   Halk'ta Hak olmuşlarda bir bütün,
   Sanki içinde özü olmuş sütün,
   Dışta değil içte bulmuş özün,
              Ariflerin gayrı ile sözü olmaz.
   Gaflet ehli olmadan hiç bir zaman,
   Bu hale gelmek yaman da, yaman,
   Duyulur her an Haktan bir ferman,
                            Ariflerin gerçekten gafleti olmaz.
   Nerden girersin arif bağına,
   Çıkmış gibidir Ağrı dağına,
   Yaslamış sırtını Hamd Sancağına,
                 Arifler yolunun kapısı olmaz.
   Meskenini bulamazsın bir yerde,
   Yarenlik vardır ezelden serde,                             
                            Gönlüne  girdiğim dediğin yerde,
                            Arifler evinin yapısı olmaz.
   Atadır hep işleri cümleye,
   Hakka çağırırlar söyleye söyleye,
   Rahmet yağar bulundukları bölgeye,
               Arifler vermedikçe bahtiyar olmaz.
   Bazan anlatırlar güzel fıkralar,
   Hem güler hem güldürür lâfı aralar,
   Bazanda bağlatır yaslı karalar,
                           Arifler güldürür şakası olmaz.
   Bir gömlek giyer olur muttaki,
   Arşa erişir onun idraki,
   Ne sırlar gizlemişsin İlâhi,
     Arifler gömleğinin yakası olmaz.
   Deryaya daldılar hep ezelde,
   Bu işler hazırlandı güzelde,
   Zuhur etti derya ile tezelde,
                           Arifler deryadan çıkası olmaz.
   Bakarsın bir hoş belki de nahoş,
   Sana nasıl gelir, onlar hoştur, hoş,
   Ne olursa olsun onlara koş,
              Arifler derdinin devası olmaz.
   Necdetten hediyedir dostçuğuma,
                            Ne dilerse desin bu varlığıma,
   Hatırlamak içün koyup sandığına,
                            Arifler hediyyesin pahası olmaz.
     Böylece çıkardık deryadan (26) balık,
   İstemiş idiniz bir zamanlar deryaya bakıp,
   Dilerim siz de lütfedersiniz bize birkaç taze balık,
              Alır hem yer hem dostlara dağıtırız.
----------   
      Bu bölüm bize zaman, zaman yazarak zuhuratlarını gönderen (M.C.-T.Ç.) oğlumuzun zuhurat ve yorumlarının bu mevzu ile ilgili bir bölümüdür. Okuyunca yukarıda belirtilen hususların bağlantısını göreceksiniz. Okuma lütfunda bulunanlara faydalı olacağı düşüncesindeyim. Cenâb-ı Hakk “Alîm ve Habir” isimleri ile tecelli etmesini niyaz ederim. T. B.
----------
     1 = Tüm mertebeleri kapsıyan Ahadiyyet mertebesi.
     Bunların verdiği bilgiler ile Tecellinin gelişine bakarsak  Ahadiyyet Mertebesinden,  Nur-i Muhammedi ile İnsân-ı Kâmil Üzerinden gelen Zât-î tecelliyi, İnsân-ı Kâmile olan Teslimiyetle Fenafillâh hâli ile İlmel Yakin, Aynel  Yakin ve Hakkal Yakin mertebelerinden Zâhir Bâtın Altı cihetten seyirdir.
     Bu  oda genelde namaz kıldığımız oda ve kıbleye döndüğümüz yön ise Tecellinin olduğu Zât-î köşedir..
     Diğer gece görülen zuhuratta Efendi Babam ile sohbete gitmem ve Ce…. Ce…. müşahade ise, sohbette ki Cemâl’e dikkat idi. Burada bir nokta da Arabalı vapurun Arabalar ile mertebeleri Cem etmesi ve yol ehline yardımcı olunmasıydı.. Efendi Babam İhsanın karşılığı, İhsan değil mi? derken burayı açıyordu.
     Şimdilik her ne kadar göremiyorsan, Onu görüyormuş gibi ibadet etmek müşahade, yani Zâti tecelli olan Cemâli İlâh-î kapılarını açıyordu. Bu tecelli Nur ile oluyordu diyordu. Efendi Babam Lutf-i İlâh-î ki, şükründen aciziz, bu tecelli Cemâl Cem deki, Cem ile Mücmel olmaktaydı. Rabbul Âlemîn-i görüyormuş gibi yönelişimiz bu Lutf-i İlâh-î ile ikram bulmuştu.
     İbrâh’im’iyyet mertebesinde ki  14 sayısı ve Efendi Babamın sohbetinde bu sûre hakkında 77 sayısı ulaşımında ve ziyaretimizde zuhuratımız üzere üçüncü mertebe eksikmiş, oluştu denmesi yine bizi burayla ilgili bir takım düşüncelere sevketti.
     Mertebelerde Şeriat, Tarikat, Hakikat, Marifet veya Ef’âl, Esmâ, Sıfat, Zat, Kûr’ânın dört, hatta yedi, Hatta yetmiş, Hatta sonsuz hadisi şerifini hatırımıza getirdi.
     Bu dört mertebenin kendi içlerinde mertebeleri bulunmaktaydı. Şeriatin Şeriatı, Şeratın Tarikatı, Şeriatın Hakikatı, Şeratin Marifeti.
     Bu 77 sayısından ise
     Aslında mertebelerin bu 7 özelliği Şeriatin İnsân-ı Kâmil-i, Şeriatın Hakikat-i Muhammed-i, ve Şeriatin Nûr-u Muhammed-î mertebeleri..
     Tüm bu 7 mertebenin bu şekilde kendi içinde mertebeleri  ve hadîs-i şerife görede sonsuz mertebenin içinde sonsuz mertebeler olduğu anlaşılıyor.
     7 nefis mertebesi  içsel mertebeleri  toplamı  49 yan yana toplamı 13,
     7 Tevhid mertebesinin içsel toplamıda 49 yan yana toplamı 13,
     13+13= 26 Efendi  Babam  Sahilde Keramet görmek isteyene bu rakkam ile cevap vermiş.
     2+6= 8 Tevhid-i  Ef’âl ile iki 13 toplamından buraya ulaşılmıştı. 
     Bireysel  Benlikler ve Tüm âlem de ki fiillerin şey’iyyet’lerin (eşyanın = Maden, Bitki, Hayvan, İnsan) kaynağının bu 13 ler olduğu, Hakikatinin bizatihi Allahın Rûhu ve Nûru olduğu Efendi Babam keramet mi arıyorsun önce bir kendine, bir de âlemlere bak 26 dan iyi keramet mi olur diyor. Bir gün gösteririz diyor. Aslında her an göstermekte Ne diyelim Anlayana, Köre ne, Göre ne…
49+49= 98 = Yan Yana toplamı
17= Dört mertebeden hakikati Muhammediyyeyi
49+49+13+13= 124 12400 Peygamber ve Velinin sayısını vermekteki, tüm bu mertebelerin bu zuhur mahallerinden yansıdığı da anlaşılmaktadır.
     98 ve Tüm Esmâ ve Sıfat-ı İlâhiyye Câmi olan Allah Esması ile, 99 Esmâ-i İlâhiyye, 9+9= 18000 âlem.
     Ve bu âlemler ve bunu ihata eden İnsân-ı Kâmil ile 19 dur. 19 nedir? Efendi Babam sohbette bunu da çok arıyorlar diyor.
M…….. C………
07-06-2011            17.07.1987
13   
----------   
 07-06-2011   
 17.07.1987 
               24
                 2
              ----
               26
      Bir küçük uygulama yapalım. (7+6=13) (1+7+7=15) (15-13=2)  (24+2=26) böylece (26) tının hakikati burada da meydana çıkmış olmaktadır. Bu sayılar üzerinde daha başka bağlantılar da vardır fakat yeri olmadığı için bu kadarla yetinelim. T.B.
**********
RE: ZİKİR
İ…. A….., 27 Jun 2011 16:21:02
     Aleyküm selâm M…….çiğim yazdıkların, duyguların ve
20
ifadelerin güzel olmuş ellerine diline gönlüne sağlık, Cenâb-ı Hakk daha nicelerini lütfeder İnşeallah. Gerçek tasavvuf zâten gerçek yaşam demektir. Ancak bu tür duyguları mümkün olduğu kadar kontrollu tutmak ve iş hayatına bunları karıştırmamak lâzımdır, eğer karışırsa kavram kargaşası olacağından zahirdeki yaşantılarda sorunlar olabilir. O yüzden bu tür düşünce anlayış ve bilişler sadece kişinin şahsına ve iç bünyesine ait olduğundan bâtında kalması ancak ehli ile birlikte kullanılması mümkündür. Çünkü zâhir âleminin hukuku "isneyniyyet-ikilik" üzere olduğundan ve bu da ayrı bir mertebe olduğundan iki mertebe arasında da farklılık olduğundan bu iki mertebenin hükümleri kendi düzeylerinde geçerli olduğundan bu hususların birbirine karıştılmamasıda gene bir irfaniyyet işidir.
     İrfan ehlinin dediği gibi "el işte, gönül dostta" ifadesiyle hayatımızı devam ettirmeliyiz. Karşımızdaki ehli zâhir ise bizde o sürelerde ehli zâhir, bâtın ehli ise gene o sürelerde bizde ehli bâtın olacağız. Yani bu dünya da ne devamlı ehli zâhir olarak yaşamak mümkündür ne de devamlı ehli bâtın olarak yaşamak mümkündür. Kemâlât her ikisininde hakkını verek yaşamaktır. O yüzden bu tecellilerin mutlak hükmü altına girmeden idrak ve zevk ederek ve Rabb-ımıza şükrederek yolumuza devam ederiz. Cenâb-ı Hakk hazmını versin itidali elden bırakmadan yoluna devam edenlerden eylesin. Böylece bizde çevremizde bu anlayışlara eren kimseleri gördükçe çalışmalarımızın boşa gitmediğini, şükrederek görmüş oluyoruz.  Cenâb-ı hakk'tan kendi hakikatini bizlere çekebileceğimiz kadarını vermesini niyaz ederiz.  Hayırlı günler hoşça kal İ…..çiğim annene halana herkese selâmlar. Nü…… anneninde selâmları vardır. işlerin kolay gelsin. 
--------------