Cebir, iki varlık arasında olur

Bazı insanlar bunun farkında olamıyorlar ama kazâ-kader bahsinde bu mevzuu bilinmezse tam bir mutmainniliğe erilemiyor. Kimisi de her şey burada düzenlendi, faaliyete geçti yazıldı, faaliyete geçtikten sonra yazıldı, diyor. Daha evvel kazâ-kader diye bir şey yok diyor burada yazılıyor diyor, diğeri de herşey yazıldı burada tatbik ediliyor, diyor. İkisi de yarım, ikisi de tatmin edici değil tefekkür edildiği zaman. Eğer herşey mutlak ma’nada yukarıdan yazılıp burası sadece tahakkuk yeri olsaydı, o zaman bu âlemin ismi dünya olmazdı başka bir şey olurdu, memuran takımı olurdu yani herşey memur olurdu burada, o zaman insan nesli olmazdı.

Kendi filmimizi burada tahakkuk ettiriyor olurdu ve de öldürsek de ölsek de ikisi bir olurdu bizim için, çünkü başkası üstümüzde bir hüküm etmiş biz onu oynuyoruz olurdu. Ona da Cebriye denilirdi bir bakıma, Cebriyenin söylediği düşündüğü o ya, ben fiilimi yapmakta mecburum diyor yani yapacak bir şeyim yok diyor, o bakımdan bakıyor ona cebriye diyor. Tabi a’yân-ı sâbitesinin mutlak kaderi, mutlak kazâsı hükmünde cebriye kişi, fiilini yapmaya mecbur. Ama orada da Cebriye iki türlü, birisi kabul edilmeyen Cebriye yani mantıksız cebriye, birisi de mantıklı Cebriye. Yani ikisi de düşünülüyor da birinin altyapısı yok, birinin altyapısı var.

Ehlululâh diyor ki “cebir iki varlık arasında olur” değil mi, bir cebreden olacak bir de cebir edilen kabul eden olacak, e bu âlemde iki varlık diye bir şey yok ki zaten, nereye kim kime cebredecek. Ama bu hakikati bilmeyen yahut anlamayan yahut anlamak istemeyen, iki ayrı varlık gördüğünden, yaptığı fiilini ben mecburum yapmaya diye yani kendini ayrı gördüğü için mecburum o zaman bir cebreden var bir cebredilen ortaya çıkmış oluyor. O zaman o, fillimi yapmak mecburiyetindeyim dediğinde, bütün her varlığı da aynı şekilde aynı kefeye koymuş oluyor.

Yani Cenâb-ı Hakk Câbir, gerçi onun Ceberrut Âlemi diye cebren yapılan bir âlemi vardır ama oradaki cebriyyet; muhkemiyet ma’nasında yani ayrı olan varlıklara cebretmek değil, kendindeki hakikatin irâdi olarak mutlaka ortaya çıkacağı ma’nasındaki oradaki cebriyye, yani ikinci bir şahıs yok orada. Cebbârun Mütekebbir diyor yani, çok cebredicidir dediği, fiil olarak halkettiği şeyi mutlaka zuhura getirir ma’nasında, bir başka varlıklar da oraya tasarruf ediyor cebrediyor ma’nasında değil.

Terzi Baba Necdet Ardıç Uşşaki (k.s.) 
Terzi Baba 2013 senesi Muhtelif Sohbetleri (Ses Kayıtlarından bir bölümdür)