Dostlar bir sofra kurdum sînem üzre bir makamdır bu

Dostlar bir sofra kurdum sînem üzre bir makamdır bu,
Ehl-i aşkı davet ettim bir makâm-ı Mustafa’dır bu,
Davetim Hak davet, ümmetim Muhammed ümmeti yâ hû,
Gelmeyenler kendi kendin yer rıdvan cennetidir bu,
Gel, ey dünya ilmin bilmek ve bildirmekle zevk almış 
Bu bir ilm-i ledündür kim Resûl’ün armağanıdır bu 
Eğer bir can verir olsan, sana bin can verir Allah 
Buna olmak yolu derler, bilip susmak yolu değildir bu 
Bu ilmin mektebinde diz çöken bir tıflı ebcedhan 
Yarın başlar üzerinde gezen bir padişahtır bu 
Eğer bir damla yaş verirsen, sana derya verir Cânân,
Yarın arş üstüne tahtın kurar can ve cihândır bu
Bu bir Hak ilmidir, kim diğerân toprakta kaimidir
Seni davet eden gönüle Ezân-ı Nusretâdır bu 
İşit artık Bahriye Hanım seni davet eden kimdir 
Habîbinin nutkuna sahip niday-ı Murtezâ’dır bu 
Ne alimler, ne başbuğlar bu yolda, yolda kalmışlar 
Hüdâ mihmanıyız anlar isen zevk-i visaldir bu 
Bu dünya ilmine mağrur olan başlar yarın mahzun 
O bir gün ateş düzahte dâr imtihandır bu 
Seni dilhâneye davet eden bil hubb-u mevlâdır 
Halas ol sen sanemlerden Samed’den bir nidadır bu
Senin gönlünde bir kaşane kurmak istiyor Nusret
Harâb etmek gerek emin ol adetullahtır bu
Kabul oldun ise Hakk’ın huzuruna sevin şükreyle
Ve illâ her seher ağla sanırsan emr-i Hak’tır bu
Bütün ihvân seni gözler yanında saf saf olmuşlar
Heman bir el tut abdest al makâm-ı aşk-ı Hakk’tır bu
Kâ‘be’dir herkes tavaf eyler o yer bil ki mekânımdır
Ehl-i dil derler bize, fehmet makâm-ı evliyâdır bu
Yok olup girdi, giren var oldu da çıktı bu menzilden
Ne türlü arz-ı hal etsem bilinmez Beyt-i Hudâ’dır bu
“Leyse fı’d-dâr gayre yâr” demiş âşık ve sâdıklar
Cümle âlem emre ferman bir makâm-ı “künfekân”dır bu
Anlamış olsan gerek ey duhter-i pâkize geç kalma
Bildiğin, cümle nevadır bir makam ki terk-i terktir bu.

Nusret Tûra Uşşâki (k.s)