Evreni Kuşatan Şefkat ve Merhamet Hz. Muhammed (sav)

Evreni Kuşatan Şefkat ve Merhamet Hz. Muhammed (sav)
Prof. Dr. Mehmet Emin Ay
Peygamberler, Allah Teâlâ’nın seçerek farklı özelliklerle donattığı müstesna insanlardır. Sevgili Peygamberimiz ise bu peygamberlerin sonuncusu olarak çok daha farklı bir konuma sahiptir. O’nunla peygamberlik zinciri tamamlanmış, O’nunla bu mukaddes vazife zirveye taşınmıştır.
 Sevgili Peygamberimiz (sav) “Âlemlere Rahmet” oluşunun yanında, Cenâb-ı Hakk’ın isimleriyle vasıflandırılmasıyla da diğer peygamberler arasında özel bir yere sahiptir. Yüce Mevlâmız, çok şefkatli ve çok merhametli anlamındaki “er-Raûf” ve “er-Rahîm” isimlerini başka hiçbir insan ve peygamber için sıfat olarak vermemişken, Sevgili Peygamberimizin özelliklerini anlatırken, Esmâü’l-Hüsnâ’sından bu iki güzel ismini Peygamberimize sıfat yapmıştır:
 “Andolsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki; herhangi bir sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. Size çok düşkün ve müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe, 128)
Kıymetli okuyucum,
 Diyebiliriz ki, şefkat ve merhamet, Sevgili Peygamberimizin yaratılışında, özünde vardır. O’na Allah vergisi bu ilâhî bağışla, tüm insanlığa şefkat ve merhamet duymakta, kendisini, “insanları ateşten korumaya çalışan kişi”ye benzetmektedir. Nitekim son derece anlamlı ifadeleriyle örülü bir hadisinde şöyle buyuruyor, Şefkat Peygamberi:
 −Benim durumum ile sizin durumunuz, ateş yanınca çekirgelerin ve pervane böceklerinin ateşin üstüne atılmaya başladığı esnada, ateşin başındaki adamın durumuna benzer. İşte ben, ateşe düşmeyesiniz diye sizi belinizdeki kuşaklarınızdan tutuyorum. Siz ise benim elimden kurtulmaya çalışıyorsunuz.
Sevgili Peygamberimiz (sav) tüm evrene rahmet vesilesi olarak gönderildiği için şefkati ve merhameti de evrenseldi. O’nun nazarında tüm insanlar yanında, hayvanlar, bitkiler hatta cansız varlıklar bile Cenâb-ı Hakk’ın bir emanetiydi. Tüm çabası bu emanetin sorumluluğunu gereği gibi yerine getirmekti. Zaman zaman çevresindekilere yaptığı şu tavsiye ile bu evrensel rahmeti yeryüzüne yaymak istiyordu:
 −Merhametli olana Allah da merhamet eder. Siz yeryüzündekilere şefkât ve merhamet gösterin ki, göktekiler de size merhamet etsinler.
 Tüm insanlığa, evrendeki her varlığa karşı şefkatli ve merhametli davranmayı başarabilen Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz, bunun en güzel örneklerini, yüreğinde taşıdığı eşsiz sevgisiyle vermiştir. Şimdi geliniz, O’nun nasıl bir Sevgi Pınarı olduğuna değinelim.
Sevgili Peygamberimiz, Cenâb-ı Hakk tarafından kendisine bahşedilen şefkat, merhamet ve sevgi dolu yüreğiyle insanlık âlemi için hep ümitvar olmuştur. Kendisine zulmeden insanlara bile lânet etmemiş, onların helâki için beddua etmesi teklif edildiğinde her defasında şu cevabı vermişti:
 −Hayır, ben lânet okumak için değil, âlemlere rahmet olmak için gönderildim.
 O’nun insanlar hakkında beslediği bu duyguların en çarpıcı örneği Tâif yolculuğu esnasında yaşanmıştı. İsterseniz gelin, birçok yönden anlamlı o günlere yeniden giderek yaşananları yâd edelim, birlikte…
 Sevgili Peygamberimiz, Tâif’teki yakınlarından destek almak ve bir anlamda onları vasıta kılarak tebliğini insanlara ulaştırmak maksadıyla, yanında mânevî oğlu Zeyd b. Hârise ile birlikte bu şehre doğru yola çıkmıştı.
 Şehre varınca oranın ileri gelenlerini topladı ve onlara İslâm dinini anlatmaya başladı. Fakat çok sert bir tepkiyle karşılaştılar ve şehir halkının tahrikiyle çocukların taş yağmuruna hedef oldular. Atılan taşlar sonucunda Sevgili Peygamberimiz ayaklarından, O’nu korumak için kendisini siper eden Hz. Zeyd ise başından yaralandı.
 Zar zor bir bahçeye sığınan Resûl-i Kibriyâ (sav) Efendimiz, yorgun ve bitkindi. Dahası, kaybettiği eşi ve amcasının acısı hala yüreğini kanatıyordu. Hüzün üstüne hüzün yaşadığı bu anlarda, ellerini açıp şöyle yalvardı Rabbine… Sonradan gelecek ümmetine örnek olacak tazarru ve niyaz cümleleriyle…
 −Allah’ım! Güçsüzlüğümü, çaresizliğimi, insanlar tarafından hor ve hakîr görülüşümü Sana arzediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi!... Herkesin zayıf görüp üzerine yüklendiği çaresizlerin Rabbi Sensin… Eğer bana karşı bir gazabın sözkonusu değilse, başıma gelen bu belâlara, çektiğim bu sıkıntılara aldırmam! Ancak Senin rahmetin bunları da göstermeyecek kadar geniştir.
 Allah’ım!... Gazabına uğramaktan ve rızandan mahrum kalmaktan, Senin engin nûruna sığınırım. Sen benden razı oluncaya kadar işte huzurundayım ve Sen’den affımı diliyorum. Bütün kuvvet ve kudret ancak Senin elindedir Rabbim!…
 Bu yakarışı sonunda bir müddet sükûnet yaşayan Sevgili Peygamberimiz, kendilerine üzüm getirip ikram eden Addas isimli bir köleye, bu en zor anlarında bile İslâm’ı tebliğden geri durmadı. Tâiflilere nasib olmayan nimet, bir köleye nasib oldu ve Addas hemen orada İslâm’a gönül verdi.
 Sadece bir kişinin imanına vesile olabilen Yüce Resûl, karşılaştığı muameleden dolayı buruk bir şekilde Mekke’ye doğru yola çıktığında Vahiy Meleği Hz. Cebrâil gelerek şöyle dedi:
 −Allah, insanların senin hakkında söylediklerini işitmiştir. Onların seni korumaya yanaşmadıklarını da biliyor. Sana, dağların sevk ve idaresinden sorumlu şu meleği gönderdi. Ne istersen emrine âmâdedir.
 Melek, Peygamber Efendimize selam vererek şöyle dedi:
 −Ey Muhammed! Evet. Ben bunun için buradayım. Sen istersen eğer, şu iki yalçın dağı üzerlerine çöktürüp onları helak ederim. Emredersen eğer, bunu hemen yaparım…
 Eşsiz şefkatin ve merhametin timsali Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz, o günden bugüne tüm tarih kitaplarını süsleyen güzellikteki ifadesiyle şöyle buyurdu:
 −Hayır! Bunu kesinlikle istemem… Ben Rabbimden, onların neslinden gelecek insanlardan, sadece Allah’a ibadet eden ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayan bir nesil lûtfetmesini diliyorum…
Bir zamanlar, kendisiyle alay eden toplumunun eziyet ve işkenceleri karşısında,
 −Rabbim! Ben gerçekten yenildim artık. Ne olur bana yardım et! (Kamer, 10) diye yalvaran Hz. Nuh (as) misâli, Resûl-i Kibriyâ (sav) Efendimiz de aynı şekilde içinde bulunduğu çaresizlik halini Rabbine arz etmişti. Ancak Hz. Nuh (as) duasının devamında:
 −Rabbim! Şu inkârcılardan bir tek kişiyi bile yeryüzünde bırakma, onların tümünü helâk et. (Nûh, 26) derken, Şefkat Peygamberi Efendimiz, ondan farklı bir tavır göstererek, kendisini taşlayan toplumunun helâk edilmesi teklifini kabul etmemişti… Çünkü O, “âlemlere rahmet” olarak gönderilmişti…YENİ DÜNYA