Feyz-i Akdes'in Feyz-i Mukaddes olarak inmesi

“Fa'lem ennehu lâ ilâhe illâllâh” 
 (Bunu söyleyince Ahadiyyet-i zâtıyyeyi, Vahidiyyet-i zâtiyyeye indirmiş oluyoruz)
 Fa’lem (iyi bil ki) 
 enneHU (Allah’ın hüvviyet-i mutlakâsı - bir gözü bireye ait göz oluyor bunu söylediğimizde) 
 lâ ilâhe illâllâh" 
Doğru yapan için, bunu yaparken feyz-i akdesin feyz-i mukaddese dönmesinin karşılığı oluyor, nuzül oluyor. Feyz-i Akdes, feyz-i mukaddes olarak iniyor sâlikler üzerine.

 Feyz-i Akdes: Zâtından zâtına olan kudsiyyeti. (Akdes: en mukaddes)
 Feyz-i Mukaddes: Zâtından sıfatına olan kudsiyyeti (Ahadiyyetinden Vahidiyyetine)
Ahadiyyetteki feyz-i akdes, bir halin sayısal çokluğunu değil de faziletli yüksekliğini belirtmektedir. İşte bu feyzin aktarılması hali de feyz-i mukaddes olmaktadır. Ahadiyyetteki feyz-i akdes “lâ-taayyün”dür, feyz-i mukaddes ya’nî vahidiyyet mertebesi “taayyünü evvel” ya’nî “birinci taayyün”, esmâ ise “taayyünü sânî” (ikinci taayyün)dür. Ef’âl âlemi ya’nî içinde bulunduğumuz âlem “üçüncü taayyün” dür. Feyz-i akdes zât-ı mutlaktır, feyz-i mukaddes ise Hakîkat-i Muhammediyye’dir çünkü oraya akmaktadır. Ki bu da ulûhiyyetin tam karşılığı kopyası olan ya’nî sûreti olanıdır. Ancak sûret açıldığı zaman orada ilâhî tasdîk ile “aslının aynıdır” denilmektedir. Bunların hepsi ef’âl âleminde de vardır ancak birbirine perde olmaktadır. Eğer o perdelilik olmasa o makâm bu sefer ortaya çıkmaz ve onun tanımı ve ifâdesi olmazdı. Yoksa ef’âl âleminde ahadiyyet âlemi olmamış olsa ef’âl âlemi zâten olmaz, ya’nî ortaya çıkamazdı ve hiçbir şey zuhura çıkıp kendi kimlikleri üzere ayrı ayrı yaşayamazlardı.

Terzibaba Necdet Ardıç Uşşaki (k.s.)