Fir’âvn

Mûseviyyet mertebesinin sahnesi açıldıktan sonra,  burada artık oyuncular ortaya çıkarak fiilî olarak uygulaması başlıyor. Seyri sülûk içerisinde bu mertebeleri henüz aşmamış isek ve daha yeni yeni bu mertebelere geliyor isek burada karşımıza gelen Mûseviyyet mertebesinin karşıtları da Fir’âvn ve Hâmân olarak isimler almaktadır, çünkü her mertebenin bir karşıtı vardır ve her mertebede bunu görmekteyiz, bu eksi ve artılar olmayınca hayât olmuyor zâten teklik oluyor ki o teklikte Hakk’a mahsûstur denilmiştir. Efendimiz (s.a.v) ’in dahi karşısında Ebû Cehiller, Ebû Süfyanlar vardı, yani Muhammedi mertebeye ulaşınca dahi bunlar ortadan kalktı demek değildir, bu oluşumlar ölünceye kadar devâm etmektedir.
Akıl olarak biz Mûseviyyet mertebesini temsil etmekteyiz ve biz her ne kadar daha önce nefsi emmâreyi geçmiş olsak da her mertebenin kendine ait nefsi emmâresi yani tam zıttı olduğu için bu mertebenin nefsi emmâresinin aldığı isim Fir’âvn ve yardımcısı yani levvâme nefs Hâmân’dır. İşte bu kuvvetlerin bulunduğu yeryüzü yani bizim beden mülkümüz bu mertebede Mısır olarak belirlenmiştir. Çünkü Mısır’da Nil nehri vardır ve onun bereketi, hakikâti, yaşam kaynağı vardır ve aynı zamanda çöl hakikâtleri yani vahdet hakikâtleri de orada yaşanmaktadır. (Yani Mısır mülkünde Nil ve çöl, yani hayat ve çölün sonsuzluğu vardır.)
Fir’âvn ve Hâmân yani nefsi emmâre ve levvâme bu yerleri bu mertebede hükmü altına almıştır ve Rahmâniyyeti temsil eden Mûseviyyet kavmini de hükmü altına almıştır. Öldürdüğü erkek çocuklarından kasıt ise aklı küll’ün zuhurlarıdır. Aklı küll’den gelen anlayışları, vâridatları ortadan kaldırmaktadır, çünkü aklı küllden gelen bu bilgiler onun en büyük düşmanıdır. Mûsâ hükmünde olan bu bilgilerin doğmaması için bütün çocukları öldürmektedir. Nefsi emmâre kendisi nefsi küll taraftarıdır ve aynı şekilde kendisi ile ilgili olan nisâları hayâtta bırakmakta ve nefsânileştirmektedir.
Zâhiren Fir’âvn câhil bir insân değildi, eğitilmiş, makam ve mertebe sâhibi yönetici bir kimse idi. Kendisinde bu kadar büyük güç ve kuvvet bulunca da bunları kendisine ait zannetti. Bâtınen dahi nefsi emmârenin beden mülkündeki gücü bu kadar yüksek mâhiyettedir. Fir’âvn tafsili ve yaygın olan bu âlemleri bu şekilde kendisine mâl etmek sûretiyle bozgunculuk yapıyordu aynı şekilde nefsi emmâre de fikirlerde ve düşüncelerde onların sâhibi benim diyerek bozgunculuk yapıyordu, yani Hakk’ın varlığını kendisine mâl etmekteydi. Bu nedenle bu mertebe bir hayli tefekkür ve mücâdele gerektiren bir yer ve mertebedir.

Kasas (28/6): “Fir’âvn’e ve Hâmân’e ve her ikisinin ordularına” 

Burada belirtilen üç kimlik-kuvvetin, ne anlamlara gelebileceğine indî olarak bakmaya çalışalım. Yaptığım araştırmalarda “Fir’âvn ve hâmân” kelimelerinin açık olarak lügat ma’nâlarını bulamadım, (bunlar bir isim olduğundan ve de bir padişahı temsil ettiğinden ayrı olarak lugâtta isimlerini bulamadım) sadece Fir’âvn’ın “âvn” kısmının “âvniyyet-yardım” olduğunu biliyoruz. Genelde “Fir’âvn” o günlerin zalim bir hükümdarı, “Hâmân” ise onun veziri olarak belirtilmektedir. Şimdi bu üç kelimeyi indî-bâtınî yönüyle incelemeye bakalım. “Fir’âvn” kelimesini aslı üzere iki hece kelimeye bölelim. “Fir” ve “âvn” olacaktır, bu harflerin ebced sayı değerlerine baktığımız zaman, “Fe-80” “rı-200” “ayn-70- 130” “vav-6” “nun-50” dir. Bunları toplarsak, (80+200+70+6+50=406) (4+6=10) diğer şekilde sadece tek sıra sayıları toplarsak, (8+2+7+6+5=28) bunu da toplarsak, (2+8=10) gene on dur. İki ayrı hece olarak toplarsak, “Fir” “Fe-80” “rı-200” toplarsak, (80+200=280) dir. “’âvn” “avn-70-130” “vav-6” “nun-50” toplarsak, (70+6+50=126) gene toplarsak, (1+2+6=9). Ayrıca büyük ebced hesabı ile toplarsak 130’dur ki o da 13’tür.
Şimdi burası mühim: Fir’âvn tasavvufta Fenâ’fir’rasûl (Rasûlde fâni olmak) diye bir tabir ve yaşam süresi vardır ki bu mertebede kişi Rasûlde fâni olur. (Fenâfişşeyh’ten sonraki Fenâ’fir’rasûl hali) Ancak bu makam yine mürşidinde vâki olur, yani o mertebenin idrâki, mürşidinin hakikatini rasûl makâmında görmek, bilmektir. (Ancak tehlikeli bir hâldir. Yani o kişi gerçekten bu hâlde değilse, yapılan işlerin tamamı yanlış olur. Onun için çok iyi araştırmak lâzım gelmektedir.) Hangi mertebenin sohbeti yapılıyor ise, o mertebenin “Rasûl-habercisi”dir. Fir’âvn: F:Fâtih,açıcı R:Rahmân ve Rahîm’dir. Bu mertebenin Rasûlu Hz. Mûsâ Mertebe-i Mûseviyyet olduğundan buradaki Fenâ’fir’rasûl Fenâ-i Mûsâ’dır. Çünkü Fir’âvn zaten “Mû” yani suda gark-fâni olmuştır. (Yani Fenâ’fir’rasûl buranın fâni oluşturacağı Mûsâ olduğundan, Mûseviyyet olduğundan, Mûseviyyetin başındaki “Mû” da su olduğundan suda gark fani olmuştur Fir’âvn. Bakın, Fenâ’fir’Mûsa. Fenâ’fir’rasûl, Mûsâ olmuştur.) Onun hükmü altına girmiştir. Sayı değeri 280, 28’dir ki bu yönüyle de Mertebe-i Muhammediyyet’e bağlıdır. (Yani her ne kadar Fir’âvn Fenâ’fir’Mûsa “Mû”da-suda fânî olmuş ise de, ama O da sayı değeri 280 olduğundan 28. Peygamber Hz. Muhammed’e bağlıdır. Yani her ne kadar Musa’da fânî olmuşsa da, Musa da Hz. Peygamber’de fânî olduğundan, O da Hz. Peygamber’de fânî olmuştur.) O zaman Mûsâ Hâdî ismi yönünden, Fir’âvn ise genelde Mûdîll ismi yönünden Fenâ’fir’rasûl-u Muhammedî’de fânî olmuşlardır. (Fenâ’fir’rasûl-u Muhammedî olmuşlardır) 
 
Terzi Baba Necdet Ardıç Uşşaki (k.s.)
6 Peygamber-4 Hz.Mûsâ Kelîmûllâh (a.s.) Kitabının Sohbetinden alınmıştır