Gerçek tasavvuf eğitimi

Sohbetlerimizde çokça zikretmeye çalıştığımız, kişinin evvelâ “kulak” ayarlarının yapılması gereğidir. Mevlânâ Hz. İfade ettiği gibi dilin müşterisi kulaktır. Hakikat-i İlâhiye ancak kulak kapısından İnsan şehrine girip, evvelâ misafiri sonra da ev sahibi olmaktadır. Bunlar irfaniyyet mektebinde okunan müşahedeli gerçeklerdir. Cenâb-ı Hakk daha sonra onu göz mahallesine aktarır, orada müşahede ehli olmaya başlayınca kendisi daha sonra “fuad” gönül mahallesine aktarılır, bütün mahallelerde oturup o civarları tanıdıktan sonra yeni bir anlayış ile insan şehrinin diğer mahallelerini de dolaşıp tanımaya başlar. Ancak bu şehrin kapısı yukarıda da bahsedildiği gibi kulaktır, bunun da anahtarı tevhid ehline emanet edilmiştir. O izin verir açarsa! ancak o kapıdan içeri girilir. Girmek içinde kapı eşiğinde bir müddet beklemek ve rüşdünü ispat etmek gerekmektedir.
...
Gerçek bir tasavvuf eğitiminin ancak bire bir, olarak tahakkuk edebileceği açık olarak görülmektedir. Kalabalık olan yerde genel eğitim olur. Gerçek Tasavvuf/İrfan eğitimi ise çok meşakkatlı çok sabır, gayret ve ince bir zekâ gerektirmektedir. Tarikat ehli bulmak kolaydır. Hakikat ehli bulmaksa oldukça zordur. Marifet/Tenzih-î ve Teşbîh-i birleştiren, gerçek Tevhid ehli bulmak ise zordan da zordur, çünkü onları avam halk için tanıma imkânı yoktur.
O yüzden “Hakk ehlinin olmaz nişanı” denmiştir. “Ne puşu abâ cem ol, ne puşu abâ fakrol, bir bilinmez sûret içre padişah-ı âlem ol” diyen muhterem kimse bu hakikati belirtmek istemiştir. Yani (Ne çok süslü elbiselerle âlemin içine çık, ne de çok derbeder olarak fakir halde yaşa, bu ikisi arasında bilinmez bir surette, ancak kendi gönlünde âlemin padişahı olarak yaşa.) demek istenmiştir ki, ender bir haldir. Rabb’imiz talipli olanlara yolunu kolaylaştırsın ve her iki bölümden de faydalanmayı nasib etsin İnşeallah.
...
Nusret Babam kendisi zâten “Hay” isminin zuhuru ve tatbik mahalli idi, ölü kalpleri nefesi rahmaniyyesi ile diriltirdi. Zaman gelir dervişinin Cebrail-i olur ma’nâ âleminden haber getirir.  Zaman gelir dervişinin, Mikâil-i olur ilâh-î rızıklar getirir.  Zaman gelir dervişinin, Azrâil-i olur, nefsini öldürür. Zaman gelir dervişinin, İsrâfil-i olur, sûru’nu üfler nefsi varlığını alır, yeri geldiğinde onun sûru’nu tekrar üfleyerek “ba’sül ba’delmevt” öldükten sonra tekrar diriltir. “El ilmü hayyen lem yemüd ebeden” “ilim ile diri olan ebeden ölmez” hükmünü tecelli ettirmekteydi. 

Terzi Baba Necdet Ardıç Uşşaki (k.s.)

MEKTUPLARDA YOLCULUK / M. NUSRET TURA
NECDET ARDIÇ TASAVVUF SERİSİ 82 nolu kitaptan alıntılardır