Hû’daki "H" Vav’la kimlik kazanır, hiç bir şey boşuna değildir

“Huvallâhullezi lâ ilahe illa hu” diyor, Huve;O ki, Huvallah;O Allâh ki, işte oradaki Hû; Hüviyyet-i Mutlakâ. A’maiyetinden Ahadiyetine açıldığı zaman, tenezzül ettiği zaman, iki hal orada çıkıyor ki, iki ilk hal, yani o iki hal olmasa diğerleri hiç olmaz zaten. İşte Abdülkerim Ciyli İnsan-ı Kâmil’in bir bölümünde öyle diyor ona, İnniyyeti ve Hüvviyyeti meydana çıktı, ama ne olduğu belli değil daha henüz. İnniyyeti nedir Hüvviyyeti nedir, neyin kaynağıdır belli değil. Ama yine de bir tutacak, bir tencere düşün yine bir tutacak sapı var, iki tarafından tuttun mu o saplar asli saplar oluyor ve onu artık aktarabiliyorsun tümüyle birlikte, bak ne kadar mühim.

Dinleyenlerden biri: Bir sonraki mertebeye

Terzi Baba: Bundan sonrakine artık tümüyle birlikte aktarma hususiyeti çıkıyor, yani tutulabilir hale geliyor. Tek olsa yine olmuyor, tek elle onu aktarmak tek taraflı mümkün değil. O zaman yine işte Celâl ve Cemâl, yani zıt esmâ-i ilâhiyyenin çıkması gerekiyor, iki el bu zıtlıklarla ortaya çıkıyor, yoksa tek olduğu halde çıkmaz.

Hüvviyyetinden bütün bu âlemler ve nokta zuhur mahalli bizim güneş sistemimizde Kâbe-i Muazzamâ Hüvviyyetinden yani zâhiri dışı, İnniyyetinden de özü, ene’si ortaya çıkıyor ki o da Kur’ân ve insan, oradan doğuyor işte bir bâtında doğan ikiz kardeştir dediği Ahadiyyeti’nden “Kul hu vallâhû ahad” De ki işte oradan doğuyor, her ne kadar o doğmaz doğurmaz doğurmamıştır doğmamıştır diye ifade edilse de bu ef’âl âlemindeki doğma doğurma ma’nasındaki misal, yani o şekilde doğmaz. Ama yukarıda fiziki ma’nada doğma doğurulma değil bu a’yân olma ortaya çıkma ma’nasına oradaki bir bâtında doğan ikiz kardeştir, o kıyasi olarak misal âleminde yani ef’âl âleminden verilen bir misal. Ama orada ef’âl âlemi yok, yaşanmıyor, ama ef’âl âleminde de orası yok, o halde anlatacak bir terkip yok. Mecburen fiil âleminden bir benzetmeyle anlatılmaya çalışılıyor ama tabi anlatılamıyor, anlatılabildiği kadar işte anlaşılabildiği kadar oluyor. Ne oluyor o zaman, irfan ehlinin idrakine kalmış oluyor.

Oradaki “Huvallâhullezi”de bir “Hû” olması için yani Huvallâh, Huve Allâh, O Allâh ki, “Hu” olması için yani He’nin Hü olması “Hüvviyyet” olması için Vav’a ihtiyacı var, orada Vav yoksa oradaki He harfi Hi de okunur He de okunur Hü de okunur, üstünle esreyle ötreyle, ama Vav önünde olduğu Hû olarak oluyor yani mutlâkiyet veriyor. Hu’nun yani He’nin kimlik kazanması Vav’la mümkün, ki o da işte bir bakıma insanın kendisi, Hüvviyyeti ile birlikte yani insanın kaynağı ana rahmindeki olan insanın kaynağı, Vav şeklinde. Ayrıca zâhir ma’nada da oradaki Vav, Velâyet mertebesini ifade ediyor. Yani Hu’nun Hüvviyyetin gerçek ma’nada ortaya çıkmasına velâyet aracı oluyor, velâyet sebep oluyor, velâyet-i ilâhiyye sebep oluyor. Velâyet olmasa orada o He olarak kalır ve o He de gizlidir ne olduğu içinde bilinmez, her yöne gönderilebilir, çekilebilir oradaki He harfi. Ve Allâh kelimesinin bayraktaki ucu, yani dalgalanan, yani Allâh kelimesini bayrak olarak görelim, He harfi burada ve o He harfi bütün harfi yani yuvarlak He.

Dinleyenlerden biri: Sonsuzluk

Terzi Baba: Sonsuzluk, Hüviyyet-i Mutlakâ. İşte bugün Kâbe’ye o taç giydirildi. Yani biz oradayken başladılar ya o platform yapmaya, tam biz geliyorken bitti son bölüme biz yeni geldiğimiz zaman bitirmişlerdi. İşte, Kâbe’ye her yapılan bir ilaveyle, zâti bir hakikat orada zuhûra çıkmış oluyor. O He o nokta, hani bir de girişleri var ya, He’nin bağlantıları onlar da. Allâh esmâsına nasıl şöyle bir bağlantısı var Hû’nun Lâm’lara bağlantısı var, işte o girişler de oradan giriş oluyor Hüviyyete o girişlerden oluyor.

Dinleyenlerden biri: Boşu boşuna değil

Terzi Baba: Hiçbir şey boşu boşuna değil. Bugüne kadar Âdem (a.s.)’dan beri gelen Kâbe-i Muazzama bugünün en kemâli göstergesine ulaşmış vaziyette, sembolik ilâhi göstergeye ulaşmış vaziyette. Zannediliyor ki bunlar zordan yapıldı mecburiyetten yapıldı, tabii onlar bir sebep, mecburiyetten fiziki ma’nada yapıldı, ilmi mecburiyetten de irfâniyet için yapıldı. İlmi mecburiyet de var orada, sadece fiziki alan darlığından bir mecburiyet değil, o suretteki perde mecburiyeti o, yani zâhir ehline göre, ki zâhir ehli onlarda Hû olduğunu He olduğunu farkında değil zaten çıkıp dolaşıyor üstünde işte 7 defa dolaştım benim işim bitti diyor. Halbuki irfan ehli yukarıda dolaşırken Hû’da seyahat ettiğini biliyor.

Terzi Baba Necdet Ardıç Uşşaki (k.s.) 
Terzi Baba 2013 senesi Muhtelif Sohbetleri (Ses Kayıtlarından bir bölümdür)