Hakikat yolcusuna ne mutlu! Vasıtadan inerek yolda kalanlara da ne yazık!

Zuhûrâtlarınızı okudum. Bahriye Hanımın hâlâ eski evden ayrılmak istememesi dünyaya rağbetten ileri gelir. Bu âfâkîsi. Enfüsîsi de ruhunuzun ileri hamlesine nazaran nefsinizin gerilere olan nazarıdır. Bizler İstanbul’dan kalkıp Hopa seferi yaparken, bir kişi tam boğazdan geçerken “Şimdi biz İstanbul’a mı yakınız, Hopa’ya mı?” diye sormuştu. İstanbul’un içinde olduğumuz halde bize Hopa yakın idi. Çünkü vapurumuzun burnu, hedefi oraya müteveccih idi. Şimdi size “Mürşid mi yakın aile mi veya Hak mı yakın dünya mı?” deseler, cevabınızı biliyorum. Söylediğinizi duymuş gibiyim. Halbuki dervişleri evlerinden, eşlerinden ayıran yok. Bu gönül aleminde bir yolculuk ki itibarî bir keyfiyettir.
Tramvay da vapur gibidir, otomobil de, araba da, tayyare de; ama kaplumbağa gibi yavaş gidiyormuş. Durmuyor ya, gerilemiyor ya. Kâh hızlı, kâh yavaş. Hakikat yolcusu olmuş ya, gidenlere ne mutlu! Vasıtadan inerek yolda kalanlara da ne yazık! Kervan gözden gâib olduktan sonra başlarını taşlara vururlar, fakat heyhât! Bu geçen sohbet, muhabbet, vuslat saatleri her zaman ele geçmez. Kâmil bir insanın sohbeti Peygamber efendimizin şefâatı gibidir; insanlarda anlama kabiliyeti Hakk’ın hidâyeti gibidir. Onun için Resûlullah (s.a.v.) efendimiz, “İlmimi, fehmimi ziyade eyle ya Rabbi!" "Allah’ım bana eşyanın hakikatini göster.” diye dua ederlerdi. Onun ilmi, fehmi, hakikat-ı eşyayı görmesi noksan mı idi? Bizlere yol göstermek için, siz de böyle yapın diye böyle yaptı ve konuştu.
...
Sükût herkes için ve bilhassa da dervişler için altındır. Çünkü insanın ruhu sözünün peşinden gider. Hata yaptım mı? Doğru söyledim mi? Karşımdakini incittim mi? diye. Câhil susarsa hem kendi cehlini örter, hem karşısındakinden bir şey öğrenebilir. Eğer konuşursa cahilliğini, ahmaklığını, hamlığını ortaya koymuş olur.
Arif ve kâmil kimselerin konuşması altındır. Herkes istidâdı kadar alır. Fırsat bulunca onları söyletmeli, memesini emerek ilim sütünden istifade etmeli. Çocuğuna meme emdiremeyen annelerin memelerinde süt toplanır; hastalık yapar, ameliyat icab eder.
Orta derecede olan kimseler de küçüklerine yol göstermek için onları terbiyeye kalkarsa, kendisi yoldan kalır. Öğreneceklerini öğrenemez, hepsi birer perde olur. Herkes kendi küpünü doldurmaya bakmalıdır. Kâmil ve arif insanlar feyizlerini ilim deryasından almışlardır. Bir ucu denizde olan hortumun motoru çalıştıkça suyu eksilir mi?
Haydi bakalım saadetler, selâmetler, feyizler temennisiyle gözlerinizden öperim Sükûtî dede.

el-Fakîr, M. Nusret