Hakkın tecellîsi; nurunun istilâsı Ramazanda olur..

OKUYUCULARIMLA (02.01.1967)

MUHTEREM Nusret Tura Beyin Ramazan vesilesiyle yazdıkları namaz ve oruç hakkındaki yazısını aynen koyuyorum:
Salat = Namaz kılmak. Namaz, mü'minin mi'racıdır. Kıyamda durduğumuz zaman (A) harfini yâni ağaçların ömürleri boyunca ayakta bulunmalarını temsil etmiş; rükû'da hayvanlık makâmına intikal ederek eski (Dal) şeklinde yazmış olan bir vücûd hareketini yapıyoruz. Secdede (Mim) harfini yazarak insanlığa erişmemizin şükrünü yapmış oluyoruz. Bu hareket Hakk’ın (Vescid vaktirib = Secde kıl yaklaş) emri mucibince Allah’a yaklaşmanın bir sembolüdür. (Mim) harfi Muhammediyet makâmının feyziyle kemâle ulaşmak mânâsını da vermektir. O zaman Elif yâni âdemiyetin baş harfi vahdet-i vücûdu gösterir. İnsanın kıyamda durması da on iki noktanın üstüste gelmesiyle yedi noktanın meratib-i nefsiyeyi göstermesi dolayısiyle etvar-ı seb'a derler. Daha üste gelen beş noktaya da hazerat-ı hamse derler ki bu makâma erenlere hazret denilebilir.

Elif'den sonra gelen (Dal) harfi de su, ateş, hava, toprak dediğimiz dört unsurun kemâliyle yâni mutedil olarak birleşmelerini gösterir. Bu kimseye âdem-i ma’nâ derler ki insanın ceddi olan Âdem Peygamberde makâm-ı âdemiyeti gösterir. Yoksa hattıüstüva taraflarında çepçevre âdem hayatının başladığına delâlet eder.
Her zerre mi'rac ve kemâlata yükselmektedir. Ölüp dirilmek ve başka başka neşelerde, şekillerde tezahür ederek tekemmül etmek sûretiyle insan sûretinde son haddini bulmaktadır. Fakat ruhi tekâmül de ancak makâm-ı Muhammediyette kemâlini bulur.
Nitekim velîlerden bir zât rüyasında Fahr-i Âlem Efendimizi görmüş ve yüksek bir âlim olarak tanınan şahıslar hakkında malûmat sormuştur. Efendimiz filânca zât benim yolumu tâkip etmedi. Filânca zât benden öne geçmek istedi, geçemedi. Bir başkası açıklardan dağlık yoldan beni geçmek istedi ve nihâyet hepsi düştüler. Uçurumlarda kayboldular. Yalnız hiç ummadığınız bir tanesi beni izledi ve yüksek bir şahsiyet olarak hedefe vardı, buyurmuşlardır ki bu iş kemâlât işidir. Âlimlik taslamak, hocalık etmek, zengin olmak, yüksek memuriyetlerde bulunmak keyfiyeti değildir. Yokluk, mahviyet, tevâzu yoludur. Yokluğa uğramadan ebedî varlığa ulaşılmaz. Ölümde hayat, hayatta kısas vardır. Namaz biter. Hakkın huzurunda oturarak konuşarak, gönlümüzdeki talepleri dışarı vurarak her şeyi isteriz. O da verir ve vereceğini vaadeder. Bâzı isteklerimiz zamanı gelinceye kadar gecikir. Kulun arzûsu Hakkın arzûsuyla olursa o iş derhal olur. Namaz onun vergisi için bir vesiledir.

Oruç = Savm. 
Avâmın muhâl zannettikleri vuslat, ikiliğin muhabbetle bir oluşu için iki şekil vardır. Ya kul Allah’a doğru mi'rac eder, yükselir. Bu hal namazda ve tefekkür halinde olur. Yahut Hakkın tecellîsiyle, tenezzülüyle, lütf-u keremiyle hâsıl olur. Tenezzül kelimesini anlaşılması için kullandım. Şeriat ehlinden başka yol bilmeyenlerin katında tenezzül kelimesi kullanılmaz, günahtır. Halbuki tasavvufta Allahtan başka varlık yoktur; şirktir, küfürdür. Yalnız; mertebelere riâyet etmek lâzımdır. Evet hep O'dur. Fakat bilenler için nurlar, feyizler saçan bu cümle noksanların, idrâksizlerin fehmiyle bağdaşamaz.
Gönlümüze cin, peri dolarsa deli oluyoruz. Allah'ın nuru dolarsa niçin velî olmayalım? Esâsen Rabbimizin «Acıktım, beni doyurmadın. Hasta oldum, ziyâretime gelmedin. Ey Habîbim o toprağı atan sen değilsin benim, kulumla benim öyle ânım olur ki aramıza ne Nebîyyi Mürsel, ne de melek-i mukarrib girebilir!» Kelâm-ı kudsîleri zühre yıldızları gibi gönül semâsında idrâkimize nur saçmaktadır. 
İşte Hakkın tecellîsi; nurunun istilâsı Ramazanda olur. Vuslat budur. Oluş budur. İdrâk budur. Bu oluşu müsbet ve menfî tellerin birleşmesiyle hâsıl olan nura benzetmek kâbildir. Bu neşeyi hayatta zevk etmelidir.

(77) AŞK VE MUHABBET YOLU - M. NUSRET TURA 
DERLEYEN NECDET ARDIÇ