'Her şey Merkezinde mi?' hikayesinden alıntılar

“Bâzınız bâzınıza düşman olarak yeryüzüne ininiz” ilâhi hükmü ne kadar açıktır, ve yeryüzüne indirilenler, Âdem, Havva, İblis, melekler olduğu bellidir. O halde burada mutlak sulh olmayacaktır, çünkü düşmanlık kaynakta vardır, o halde zıtların olduğu yerde bir merkez olmaz. O halde hiçbir şey karşı tarafa göre merkezinde değildir, gaye burada bu zıtlıkları bir bünyede toplayıp merkezi oluşturmaya çalışmaktır. “Cemîan ininiz” hükmü ise, her ne kadar bahsedilen dört varlık ise de, ayrıca kıyamete kadar bu zıtlıklar üzere geleceklerdir. O halde bu mertebede kıyamete kadar tek bir merkez olmayacaktır. 
Bu âlem-i şeriat, merkezler çatışması veya bazı yerlerde kısmen bazı grupların merkezler uyuşmasıdır. Evine giren bir hırsıza, hoş geldin yaptığın hem senin hem benim merkezindedir, diyerek ses çıkarmadan hırsızlığını ve çaldıklarını alıp götürürken, sana göre merkezindedir deyip al götür diyebilir miyiz, yoksa kendi merkezimiz olan malımızı koruma yönünde mi hareket ederiz? Veya aile fertlerinden birine göz dikmiş biri senin evine girip de gözünün önünde kötü muamele etmek isteyen bir kişiye, ne güzel bu da merkezinde, fiiline devam et, nefsin hoşlansın; diyebilir miyiz? O halde her şey her zaman merkezinde değildir. Ef’âl âlemi merkezsizliği merkezine çekme/getirmeye çalışma yeridir. Evine biri gelmiş yakıyorken, sen de Hak’sın, oh ne güzel yaptığın iş merkezindedir, deyip yakanla birlikte ona yardımcı olabilir miyiz. 

“Şeriat ve tarikat” mertebesinde merkez çoklu ve çeşitlidir. “Hakikat/fenâfillâh” mertebesinde her şey iki yönden genel merkezindedir. Birincisi, Cenâb-ı Hakk gerçekten her şeyi hakkıyla halketmiştir. Her şey’iyyet yerli yerincedir. İkincisi ise “fenâfillâh” durumunda olan kimsenin zâten kendine ait bir tefekkürü olamayacağından herhangi bir şey hakkında değerlendirme yapması o süresi içinde mümkün değildir, ve onun için her şey merkezindedir. Ancak bu düşüncenin ef’âl âleminde faaliyet sahası yoktur, ilmi ve zevkidir, belki ahirette ayni olarak karşımıza çıkacaktır. Burada idrak etmeye çalıştığımız her şeyin Hakkın bir zuhuru olması hükmü, bu idrake ulaşanlar içindir, fiili yaşayanlar hakkında ef’âl âlemi hükümlerinde geçerli değildir. Çünkü bu âlemde ceza ve mükâfat fiil sahibine aittir. Görülen hadise nasıl ise hüküm ona göre verilir. Tevhid ehli bunların hepsinin Hakk olduğunu bilse de, yapılan eksi bir fiil cezasız kalmaz, artı fiil de mükâfatsız kalmaz. “Ma’rifet/bakabillâh” mertebesinde gene iki yönden her şey, ve men, yani kimlikler merkezinde değildir. Birincisi, zâten şeriat mertebesinde geçerli olan beşeri benlik itibariyle olan hükümdeki çoklu merkez halidir. İkincisi ise, bakabillâh’dan şeriat mertebesine tenüzzül edip orada bu sefer şeriat mertebesi hakikati üzere yaşadığından, orada her varlığın kendi hakikati üzere, tafsil âleminde yaşadığını tam bir şekilde idrak ettiğinden. A’yân-ı sabiteleri gereği her varlığın programı ayrı olduğundan ve her varlıkta, Hakk olarak kendi varlığını yaşadığından, o zaman gene hiç bir varlık tek bir merkezde değildir ve her varlık kendi merkezine göre çoklu merkezlerde yaşanmaktadır. O halde netice olarak şeriat, tarikat ve marifet mertebelerinde çoklu merkez, hakikat mertebesinde ise tek merkez vardır.

(Rabbî erini ünzur ileyke kâle len terânî) (A’râf-7/143.) “Ey Rabbim!. Bana varlığını göster sana bakayım. Cenâb'ı Hak da buyurdu ki: Sen beni katiyyen göremezsin.” Âyet-i kerîmede de Mûsâ a.s. merkez arayışını görmekteyiz. Ancak merkez yolunun kendine kapalı olduğu belirtilmekte, bizlere ise merkez yolu sonuna kadar açık olduğu ifade edilmektedir yeter ki biz istikametimizi gerçek merkezimize döndürelim. Ümmet-i Muhammed’in merkezi (Men reani fekat reel Hakk/bana bakan Hakk’ı görür” hükmü ile evvelâ Efendimiz (s.a.v.) onun varlığında da, varlığında olan Hakk müşahedesine ulaşmaktır. Cenâb-ı Hakk bu çok merkezli yerde asli merkezimizin yolunu şaşırtmasın. Ahirette ise cennet ve cehennem olmak üzere iki merkez olacaktır. Bir de az bir grup olarak da A’raf merkezli olacaktır.
--
Bilen ayn bilinen gayr olması, bilinen kendi fark merkezinde, bilen de kendi cem merkezindedir. 
--
Aişe validemizin kervandan geri kalması merkezinde değildi. Peygamber Efendimiz bir ay hadise hakkında merkezsiz idi, Âyet geldi merkez oluştu. 
--
Eğer her şey merkezinde olsaydı, ateşe “İbrâhîm için soğu” denmezdi, ve bu âlemde hiçbir müdahele olmazdı, o zaman insanın birey iradesi olmazdı. 
--
Hızır as.ın merkezi, şer’an geçerli bir merkez değildi, sadece bâtında olandı, insanlar üzerinde tatbiki mümkün değildi. Mûsâ as. şeriat merkezi ise zâhiren bütün halkın uymak zorunda olduğu adalet merkezi idi. Mûsâ tenzîh, Hızır teşbîh, ikisi de birbirine zıt merkezdir, bunları Tevhîd ile toplamak ise hepsinin merkezidir. Bu da tevhîd-i Muhammed-î İnsân-ı Kâmil makamıdır.

Terzibaba Necdet Ardıç Uşşaki (k.s.)
Terzibaba kitapları 'Her şey Merkezinde mi hikayesi'nden