Hz. Lübâbe’nin Tevbe sütunu

“Mescid-i Nebevî” ve hakikati
“Mescidi Nebevi”nin diğer bazı özellikleri
Ebû Lübâbe, Medîne’li ensarın ileri gelenlerinden idi. Birçok savaşa katıldığı gibi “Uhud Savaşı”na da katıldı. “Beni Kuzayr”a muhasarasında onun müttefiki ve komşuları olan yahudiler Ebû Lübâbe’nin yanlarına gönderilmesini istediler ve kendisini bir kurtarıcı gibi karşıladılar.
Ebû Lübâbe onlara kumandan Sa’d b. Muaz’ın hükmüne boyun eğmelerini ve teslim olmalarını tavsiye etti.  Bunun kılıçtan geçirilmek demek olduğunu anlatmak için de eliyle boğazını işaret etti. Fakat daha sonra pişman oldu ve bu davranışıyla Allah’a ve Rasûl’üne ihânet ettiğini düşünerek, Hz. Peygamber’in yanına uğramadan mescîde gidip, kendisini bir direğe bağlattı. Affedildiğine dâir ayet nâzil oluncaya ve bizzat Hz. Peygamber tarafından çözülünceye kadar bir hafta yiyip içmeden direğe bağlı olarak kaldı.  Sonraları bu direk “üstüvanet’t tevbe” (tevbe direği) diye anıldı.
Ebû Lübâbe (r.a)’nın düştüğü bu hâtâ ile ilgili olarak Kur’anı Keriym Enfâl sûresi, 8/27 “yâ eyyühelleziyne âmenû lâ tehûnûllahe ver resûle ve tehûnû emânâtiküm ve entüm ta’lemûne” mealen, “ey îmân edenler Allah’a ve Rasûl’üne hâinlik etmeyin.  Bile bile aranızdaki emânetlere de hâinlik etmeyin” âyet-i kerîmesi nâzil oldu.
Durum Rasulüllah (s.a.v)’e arz edildi. Peygamberimiz, “eğer doğruca yanıma gelseydi, bağışlanmasını Allahu Teâla’dan dilerdim. Mâdem ki o kendisini bağlatmış artık Allahu Teâlâ tevbesini kabul edinceye kadar onu bulunduğu yerde bırakırım,” buyurdu. Ebû Lübâbe (r.a) bu şekilde direğe bağlı olarak bir hafta kaldı. Ancak her namaz vaktinde bağları çözülür, namazını kıldıktan sonra yine direğe bağlanırdı.
Nihâyet Peygamberimiz (s.a.v), hanımı Ümmü Seleme’nin evinde bulunduğu bir sırada vahiy geldi, Rasûlullah (s.a.v) gülmeye başladı.
Ümmü Seleme, “Niçin gülüyorsun Ya Rasûlullah?” dedi.
Peygamberimiz (s.a.v), “Ebû Lübâbe’nin tevbesi kabul oldu,” buyurdu.
Rasûlullah (s.a.v)’in müsaadesi üzerine Ümmü Seleme odasının kapısına dikildi, mescîdde bulunan Ebû Lübâbe’ye, “Seni müjdelerim, Allah senin tevbeni kabul buyurdu,” diyerek, müjdeyi ulaştırdı.
Ashab onu bağlı olduğu direkten çözüp, salıvermek için koşuştular.  Ebû Lübâbe, “Hayır vallahi beni Rasulullah eli ile salıvermedikçe bağlandığım direkten ayrılmam,” dedi.
Peygamberimiz sabah namazına giderken yanına uğrayıp salıverdi.
Ebû Lübâbe “Mescid-i Dırar”ın yapımına da yardımda bulundu, ancak bu konu da herhangi bir ithama uğramadı. (20)
(Not : (20) Bu hususta geniş bilgi sahabenin hayat hikayelerini yazan kitaplarda mevcuttur, arzu eden araştırabilir.)
Ebû Lübabe hadisesi seyri sülûk yolunda çok önemli bir oluşumdur. Düşünmeden yapılan küçük bir hatânın bile ne kadar büyük ve kişiye yakışmayan birşey olduğunu ve ancak çok samîmi bir tevbe ve pişmanlıkla bu sorumluluktan kurtulma imkanı olduğu ve başka yolunun olmadığını açıkça ifade etmektedir. Ya hatâsında ısrâr edenlerin hâli nice olacaktır, tek yol helalleşmek ve özür dilemek, gönül kapısını tekrar açtırmaktır. Bu “tevbe-i nasuh”tur. Bir daha tekrar etmemek üzere biatını yenilemektir.
İşte bu hatâ “Kelime-i Tevhîd”e karşı yapılan hatâdır, özür dilemek de ancak onadır.
“Mescîd-i Nebevî”de bir sütûn bu hakîkati her dem canlı tutmak için hâdisenin olduğu günden beri ayakta durmakta ve idraklerde yaşatmaktadır.  Bu mes’eleyi çok iyi anlamamız gerekmektedir.