İlahi hakikatleri seyretmek isteyen; yüzünü Nur-u Muhammediyye'ye çevirmelidir

Muhterem dostlar
Ay, dünya ve güneşin hareketleri izafi zaman birimlerini oluşturuyor. Geçmişteki olaylar ay, ya da güneş hesabına göre tesbit edilmiş. Böylece iki ayrı takvim ortaya çıkmıştır. Müslüman olayları, ay takvimine göre hesap edip uygulamışlardır. Eğer güneş takvimine göre uygulamış olsalardı, bu geceler her sene aynı gecelere isabet edecek, diğer geceler bu özelliklerden mahrum kalacaklardı. Güneş /Şems, “Hakikat-i İlahiye”. Ay/Kamer ise “Hakikat-i Muhammediyye”dir. “Hakikat-i Muhammedi”nin sembolü olan kamer nurunu güneşten alır, gecenin karanlığında dünyayı aydınlatır. İnsanlar farkında bile olmadan ondan türlü şekilde etkilenir. Güneşe doğrudan bakılmaz, fakat aya rahatlıkla bakılır. İlahi hakikatleri seyretmek isteyen; yüzünü “Nuru Muhammediyye”ye çevirmelidir. İşte kardeşin Kamer’in özelliğine dikkat et. Çünkü onun seyrinde de senin seyrinin bir kısmı gizlidir.
Kamer; “Hakikat-i Muhammedi”nin sembolü olduğu için “Hakikat-i Muhammedi” ile ilgili tarihler onunla hesap ediliyor, onun dönüşüne göre tekrarlanıyor. İşte Kamer aylarına göre bu işlerin düzenlenmesi aynı zamanda bu günlere de rahmet olması içindir. 

Nasıl ki bu günler ve geceler bizlere birer rahmet, aynı zamanda bu mübarek geceler o zamanlara rahmet olmak için her sene değiştiriliyor. Eğer bu geceler ve günler güneş takvimine göre düzenlenmiş olsaydı, hepsi her sene aynı günlere gelecek ve sadece o günler, o özelliklerden faydalanacak, diğer günler mahrum olacaktı. Güneş aylarına göre, kamer aylarının her sene on gün erken gelmesi, neticesinde uzun seneler içerisinde bu mübarek günler, geceler ve bayramlar senenin her gününe isabet etmiş oluyorlar. Yani bu sene diyelim 1. Şubat tarihine isabet eden Regaib gecesi, aslında her sene Recep ayının ilk Cuma gecesidir, bunda değişiklik yoktur, değişme güneş takvimine göre olmakladır, böylece de güneş takviminin her gününe zamanın dönüşümü ile bu geceler gelmektedir. “Her günün bayram, her gecen kadir olsun” temennisi böylece hakikatte varlığını bulmuş olur.
İşte bizler de hayatımızın her an’ını uyanık olarak geçirirsek yaşadığımız tüm zamanlarımız mübarek zamanlar olur. Adalet-i İlahiyye her an’a, her saniyeye, her dakikaya, her güne,her haftaya, her aya, her seneye, her dehr’e ve süresiz zamanlara, mutlak bir mübareklik vermiştir, yeter ki biz onları değerlendirelim. İnsan’ın değeri, zamanınını değerlendirdiği ölçüde artar. En büyük ziyan zaman israfıdır. 

...
Her sene on gün önceye gelmesiyle Kameri aylar da uzun süreler içerisinde her geceye bir Regaib gecesi, Mevlût gecesi, Berat gecesi, Mi’rac gecesi, Kadir gecesi ve diğer mübarek gecelerin isabet etmesi mümkün oluyor. Böylece günler üzerinde adalet tesis edilip, her güne ve geceye bu mübareklik verilmiş oluyor. Eğer bu düzen güneş takvimine göre kurulmuş olsaydı her sene bu mübareklik sadece o güne gelecekti, diğer günler bu özelliklerden istifade edemeyecekti. Bu da adaletsizlik olacağından, Adelet-i İlahiyyede de adaletsizlik olamayacağından, bu düzen “Hakikat-i Muhammed-i” ifadesi olan Kamer takvimine bağlanmıştır.

Enbiya Suresi 21/107 ayette "ve ma erselnake illa rahmeten li’l alemiyne" ve illa/sadece rahmeten li’l alemiyn/ alemler için rahmet olarak seni ersel/irsal etdik, gönderdik “Ey Muhammed, seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik” ayet-i kerimesi gereği, aylar, günler ve geceler de böylece kendilerine düşen rahmeti almış oluyorlar. İşte bu Regaib gecesi “Hakikat-i Muhammed-i”nin birimsellik hükmüyle yer yüzüne tenezzülünün başlangıç noktasıdır. Bu gece, bizlerde de hükmünü icra etmesi lazımdır. Kutladığımız gece Efendimize ait olan yaşamın hatırasıdır, ancak bunun “enfüsi” nefsimizdeki hükmü de olacaktır. Bizim için esas olan da enfüsi hükmünü oluşturmakdır. Çünkü Efendimizin Regaibi olmuştur. Biz O’nun hatırasını yad ediyoruz. Bu gün mühim olan bizim “Regaibimizi” oluşturmakdır. Regaibi oluşturmayanın gönlünde “Hakikat-i Muhammediyye” doğmaz, yani “Mevlüd” gecesi oluşmaz. O oluşmayınca da kişi, surette Müslüman olur.

Muhterem dostlar! Hakk’a rağbet eden kişi onun gerçek dostlarından birini arar bulur, onunla dostluk kurmağa başlar. Böylece oluşan ünsiyet sayesinde kendindeki hakikatleri ortaya çıkarmaya ve gerçek yaşama geçmeye başlar. İşte bunun başlangıcı “Regaib’tir”. Her varlıkta, bilhassa insanda en geniş manasıyla mevcud olan Hakikat-i Muhammediyyeyi ortaya çıkarmaya çalışmak, ona rağbet edip müştak olmak her müslümana mutlaka lazım olan bir özelliktir.

İnşirah Suresi 94/7-8. Ayet-i Kerimede "feiza feragte fensab ve ila rabbike fergab" o halde vakta/hani ki ferag/fariğ olduğunda boşalup, hür kaldığında artık ensab/nasbet, hazır duruma getir, ve senin rabbine değin bu halde regab/rağbet et, yönel “İşlerini yoluna koy ve hemen Rabbine rağbet et,” buyuruluyor. İşte kişiye en çok lüzumlu olan şey Rabbine rağbet etmenin yollarını aramasıdır. Ezberinden Ayet-i kerimeleri okuyup tekrar edip durmaktan, manalarını da idrak edip gerçekten yaşamak mutlaka daha hayırlıdır.

Cenab-ı Hak her mühim hadiseyi bizlere bir bayram havası, güzelliği ve neş’esi içerisinde sunmuş. Bizlere düşen bunları geçmişle olan hadiseler diye duygusallık hükümleri içerisinde değil, gerçek ve şuurlu bir idrakle yaklaşıp hakikatlerini anlayarak kutlamamızı istemiştir.
Bu gecenin bütün İslam alemi ve bizler için yeni bir rağbet etme ve O’na yönelme şuurunu geliştirmesini dilerim. Allah c.c cümlemizi bunları en iyi şekilde idrak eden, anlayan kullarından eylesin. Amin.

Terzi Baba Necdet Ardıç Uşşaki (k.s.)
MÜBAREK GECELER ve BAYRAMLAR kitabından 01/02/1990 tarihli sohbetten özetle
http://www.terzibaba13.com/wp-content/uploads/2014/09/06_Mub%C3%A2rek-Geceler.pdf