İlmin karşısına tam bir ümmîlik kapısından girilir

Avamın sürüne sürüne gittikleri yolu tarikat ehli araba ile, hakikat ehli motorla, vapurla, otomobillerle katediyor. Hakikat ehli uçak ile füze ile gidiyorlar. Nereye? Hazreti Ma'şûk’un huzuruna. Çünkü bu makamda kendisine gitmek için bir yer, bir yol yok. Belki bütün yollar onda son buluyor. Gidenlerin son, gelenlerin yani dönenlerin ilk merhalesi.
Bahriye Hanımın zuhûrâtı da çok manidar. Ah ne olaydı da o zuhûrâtı siz alaydınız. Çok güzel bir mücadele safhası ki zaferle bitiyor. Zaferinizi o görüyor da siz görmüyorsunuz. Gece yatarken Helvâî Bacı validemize üç İhlâs ile bir Fâtihâ okumayı unutmazsanız, belki zaferden siz de âgâh olursunuz.
Yalnız hanım sultan ekmeği kaptırmış. Ne ise; sonradan Nuriye’nin verdiği nûrânî tatlıyı yemiş. Bilmukabele regâib kandil-i şerifinizi tebrik ederim. Manâsının gönlünüzde de cilveger olmasını temenni eylerim, malum ya regâib; rağbet demek. Nûr-u İlâhî olan fahr-i âlem efendimizin rûh-u şerifleri gökten inip beden-i şeriflerini idareye, tasarrufa, Kur’ân-ı Kerîm’i ifşâya, esrâr-ı ilâhiyyeyi, aşk hazretlerini bu aleme gün gibi doğdurmuşlar. Bu rûh-u akdesin rağbeti ve tezâhürü tabii her gönülde vâki olmuyor. Eşsiz, misilsiz, benzersiz, doğurmaz ve insan gibi anadan doğmaz olan O varlığa “lâ” yokluk kapısından girilir. Benlik, ukalâlık kapısından girilmez. Ma‘bûdun huzuruna abdiyyet, Ma'şukun huzuruna aşıklık, ilmin karşısına tam bir ümmîlik kapısından girilir. Ganînin huzuruna fakirler girer, zenginler giremez. Üç beş binini kâfi görenlere de zengin denmez, aptal derler. Çünkü muhtaç olduğu halde daha zenginlere iltifat etmez, kendisini birlerden sanır. Cümlemizin gönlüne o sevginin nuru rağbet eder inşallah. El-bakî Hû.
el-Fakîr, M. Nusret Tura