İSTANBUL'DA BULUNAN SAHABÎLER

Örnek Hayatlar   Yusuf HALICI  
    
    |Sayı  :114 İSTANBUL'DA BULUNAN SAHABÎLER "İstanbul'da "sahabî" olarak tanımlanan ve bu amaçla ziyaret edilen¸ çoğunluğu sur içinde 29 türbe mevcuttur. Bunlardan yedisi Eyüp sınırları içinde¸ 18'i sur içinde¸ 3'ü de Beyoğlu'ndadır."



 Sözlük olarak dost ve arkadaş demek olan sahabî sözcüğü İslamî literatürde¸ Peygamber Efendimizi sağlığında ve peygamber iken bir an gören¸ eğer âmâ (gözü görmüyor) ise bir an konuşan¸ ona iman edip kendisiyle birlikte hareket eden ve bu inancını koruyarak vefat eden büyük ve küçük her Müslümana verilen isimdir.
 Sahabîler¸ Allah'ın rızasını kazanma¸ Hz. Peygamber'i koruma ve İslâmiyet'i yayma uğruna büyük fedakârlıklarda bulunmuşlar¸ İslâm düşmanları karşısında Peygamberimizin yanında yer alarak çok büyük işkencelere¸ yokluk ve sıkıntılara göğüs germişler¸ bu yolda hayatlarını ortaya koymuşlardır. Onlar hem Kur'an-ı Kerim'de hem de çeşitli vesilelerle hadisi şeriflerde medhedilmiş¸ kendilerinden övgü ile bahsedilmiştir.
 Onlar Cenab-ı Hakk'ın¸ "İslâm'ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile iyilikle onlara uyanlar var ya¸ Allah onlardan razı olmuş; onlar da O'ndan razı olmuşlardır. Allah onlara içinden ırmaklar akan¸ içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır." (9/Tevbe¸ 100)¸ Allah Rasûlü'nün "Sahabîlerime sövmeyiniz. Sizden biriniz Uhud Dağı kadar altın sadaka verse¸ sahabîlerden birinin iki avuç (hurma) sadakasına erişemez; bunun yarısına da ulaşamaz" (Buhârî¸ Fezâilü's-Sahâbe 5)¸"Ashabım gökteki yıldızlar gibidir¸ hangisine tâbi olursanız hidayete erersiniz." (Kütübü Sitte¸ Fezail 4368) gibi iltifatlarına mazhar olmuş kutlu bir nesildir.
 Kur'an-ı Kerim'in "Beld-i Tayyibe" olarak övdüğü İstanbul için Peygamber Efendimizin¸ "Elbette Kostantiniye (İstanbul) feth olunacaktır. Onu feth eden kumandan ne güzel kumandan ve o ordu ne güzel ordudur." (Ahmed İbn-i Hanbel¸  4/335) buyurarak¸ fethi gerçekleştirecek fatihi ve ordusunu kutlaması¸ bu kutlu insanlardan olabilme umuduyla birçok sahabînin de içinde bulunduğu İslâm ordularının İstanbul surları önüne gelmelerine neden olmuştur.
 Bu orduya katılanlar arasında Medine'de doğan ilk muhacir çocuklardan biri olan Abdullah b. Zübeyr (r.a.)¸ Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in amcasının oğlu Abdullah b. Abbas (r.a.)¸ Medine'de  İslam'ı  ilk seçenlerden Fedale b. Ubeyd (r.a.) ve Peygamberimizin iltifat ettiği Hz. Ömer (r.a.)'in oğlu Abdullah b. Ömer (r.a.) gibi pek çok seçkin sahabînin de bulunduğu bilinmektedir. Hatta bazı İslâm tarihçileri Hz. Hüseyin (r.a.)'in de bu seferlere katıldığını belirtmektedir. Seferlere katılan bu sahabîlerden de birçoğunun ya sur önlerinde yapılan çatışmalarda veya gelen bir salgın hastalık nedeniyle şehit oldukları tarihî bir gerçektir.
 İstanbul'un İslâm orduları tarafından ilk kuşatılması Hz. Muaviye döneminde gerçekleşmiştir. Fedale b. Ubeyd (r.a.) komutasında gerçekleştirilen bu sefer sırasında ordu Kadıköy'e kadar gelmiş¸ kışı burada geçirmiş¸ yaz boyunca devam eden kuşatmadan¸ son derece sağlam olan surları aşmak mümkün olmadığı için bir sonuç alınamamıştır. Ebu Eyyüb el-Ensarî (r.a.) da bu kuşatma esnasında surlar önünde şehid olmuştur.
 İkinci kuşatma yine Hz. Muaviye döneminde Cünade b. Ebi Ümeyye komutasında olmuş¸ İstanbul bu defa hem karadan hem de denizden kuşatılmıştır. Altı yıl süren bu kuşatma sırasında Bizans donanmasına verilen büyük zayiatlara karşın İslâm ordusunda da gerek hastalık¸ gerek soğuk ve gerekse Grejuva denen Rum ateşinin kullanılması sebebiyle önemli denebilecek kayıplar verilmiştir.
 Üçüncü kuşatma harekâtı ise hükümdar I. Velid döneminde kardeşi Mesleme b. Abdülmelik tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu seferde de İstanbul hem karadan hem de denizden kuşatılmış¸ hatta Haliç önlerine kadar sokulan donanma yine Rum ateşi sebebiyle büyük zarar görerek geri çekilmek zorunda kalmıştır. Çok çetin geçen kış mevsimi de kara ordusunun zayiatlar vermesi¸ çeşitli nedenlerden dolayı gönderilen yardımın gelememesi¸ Bulgarların arkadan saldırıları bu kuşatmayı olumsuz yönde etkilemiştir. Kuşatma¸ hükümdarın ölümü üzerine onun yerine geçen Ömer b. Abdülaziz tarafından şartların uygun olmaması ve ordunun daha fazla mağdur olmaması sebebiyle kaldırılmıştır.
 İstanbul¸ bundan sonra o dönemlerde bir daha İslâm orduları tarafından kuşatılmamış fakat akınlar zaman zaman devam etmiştir.
 İstanbul'da "sahabî" olarak tanımlanan ve bu amaçla ziyaret edilen¸ çoğunluğu sur içinde 29 türbe mevcuttur. Bunlardan yedisi Eyüp sınırları içinde¸ 18'i sur içinde¸ 3'ü de Beyoğlu'ndadır. Yapılan araştırmalarda bazı türbe sahipleri hakkında yeterli bilgi bulunamadığı için bu türbelerden kaçının gerçekte "sahabe türbesi" olduğu belirsizdir. Adına türbe yapılan bazı sahabîlerin de İstanbul'a gelmedikleri ve burada vefat etmedikleri tespit edilmiştir. Bu durum sahabî kabir veya makamlarıyla ilgili farklı yorumlara neden olmaktadır. Adına türbe yapılmasına rağmen o isimde bir sahabî olmadığı ya da¸ ismine makam yapılanların İstanbul'a hiç gelmediği gibi kesin iddialarda bulunmak yerine¸ ihtiyatlı bir tavır takınmak daha makul görünmektedir. İsim benzerlikleri¸ zaman içinde isimlerde değişiklik olabileceği¸ bütün kaynakların günümüze ulaşmadığı¸ ulaşanların tamamen incelenmediği¸ henüz on binlerce sahabenin hayatının ayrıntılarına¸ hatta bir kısmının isimlerine bile vâkıf olunamadığı¸ İstanbul'a gelen sahabelerin bile tespit edilmediği gibi hususlar dikkate alınmalıdır. Mesel⸠Hz. Cabir makamıyla ilgili değerlendirmelerde¸ umumiyetle¸ meşhur sahabe Cabir b. Abdullah hazretlerinin¸ bazen de Cabir b. Semure hazretlerinin hayatı esas alınmaktadır. Hâlbuki Cabir isminde 14 sahabe vardır ve bunlardan üçünün ismi Cabir b. Abdullah olup hayatları hakkında da bilgi bulunmamaktadır. Bu makamın ismi de Hz. Cabir b. Abdullah değil¸ Hz. Cabir makamıdır. Diğer sahabelerin hayatları hakkında bilgi bulunduğu takdirde¸ belki de¸ Hz. Cabir makamıyla ilgili daha farklı sonuçlar ortaya çıkabilecektir.
 Bunun yanında Baba Cafer¸ Ethem Efendi ve Ali el-Mühtedî¸ Hz. Cabir'in oğlu olduğu iddia edilen Muhammed el-Ensarî ve Abdurrahman Paşa Hazretleri gibi sahabî veya tabiînden olmadıkları kesinlik kazandığı halde halk arasında öyle bilinen şahsiyetlerin olduğu da bir gerçektir.
 Peygamber Efendimizi görmemiş¸ fakat sahabîyle görüşüp konuştukları¸ onların sohbetinde bulundukları için tabiîn dediğimiz büyük şahsiyetler de İstanbul seferlerine katılmış ve burada şehit olmuşlardır. Az da olsa¸ bunların bazıları adına da kabir/makam yapılmıştır. Hz. Süfyan b. Uyeyne ile Hz. Kerîmeteyn¸ adına kabir/makam yapılan önemli tabiîndendir. Fakat bunlar da bazı eserlerde ve sahabe listelerinde sahabeyle karıştırılmaktadır.
 Bütün bunlardan sonra¸ sahabî olarak surlar önünde şehit olanların en bilineni hiç kuşkusuz Mihmandar-ı Rasulullah olan Hâlid bin Zeyd Ebu Eyyüb el-Ensarî  (r.a.)'dir. Allah Rasûlünü altı ay kadar evinde misafir eden bu seçkin sahabî Peygamber Efendimiz ile birlikte Bedir¸ Uhud¸ Hendek¸ Hayber¸ Mekke'nin fethi ve Huneyn başta olmak üzere bütün harplere katılmıştır. Hâlid bin Zeyd (r.a.) savaşlarda Hz. Peygamber'e zarar gelmemesi için onun yanından hiç ayrılmaz¸ hatta bazı geceler çadırı etrafında nöbet tutardı. Ebu Eyyüb (r.a.) ilerlemiş yaşma rağmen Fetih hadisindeki müjdeye nail olma heyecanı ve cihad aşkıyla¸ kendisi için son sefer olan İstanbul kuşatmasına katılmak için orduda yerini almıştır. Kuşatma devam ederken hastalanan Ebu Eyyüb (r.a.)'a son arzusu sorulduğunda¸ "Dünyanızdan hiçbir şey istemiyorum. Fakat beni düşman diyarı içinde elinizden geldiği kadar ileriye doğru götürüp defnedin. Çünkü Rasûlullah'tan işittim ki¸ Kostantiniyye Suru'nun dibine salih bir kimse defnolunacaktır¸ umarım o kişi ben olurum." demiştir.
 Ebu Eyyüb el-Ensarî (r.a.) kuşatma devam ederken vefat etmiş¸ vasiyeti üzerine bir askerî birlik tarafından surlara yakın bir yere götürülerek bugünkü yerine defnedilmiştir.
 Fetihten sonra Fatih tarafından Akşemseddin Hazretlerine bulduran kabrin üzerine Fatih tarafından bir türbe yaptırılmıştır.
 Peygamberimizin sütkardeşi olan Ebu Şeybe el-Hudri (r.a.)'da ilerlemiş yaşına rağmen Allah Rasûlü'nün fetih hadisindeki övgüye mazhar olabilmek için İstanbul'un fethi seferine katılarak surlar önünde vefat etmiş ve oraya defnedilmiş bir sahabîdir. Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan türbesi¸ Ayvansaray'da Toklu Dede Haziresi'nde bulunmaktadır.
 İstanbul'da bulunan diğer sahabî kabri/makamlarından bazıları da şu şekildedir:
 Hz. Ebu'd-Derda:Bu sahabînin iki tane İstanbul'da bir tanede Konya Ereğli'sinde olmak üzere üç tane makamı vardır. Bunlardan biri Eyüb İlçesi Nişanca Mahallesinde diğeri Üsküdar'da Karacaahmet Türbesindedir.
 Hz. Hüsam b. Abdullah el-Ensarî: İsminin Hişam olması kuvvetli olan bu sahabîBizans İmparatoru¸ uzun süren kuşatmalarda yapılan görüşme neticesinde Müslümanların şehirde serbestçe gezmelerine ve Ayasofya'nın bir kenarında namaz kılmalarına izin vermiş¸ ancak her nasılsa bu sahabî Bizans'ın içinde gerçekleşen bir saldırısı sonucu şehit edilmiştir.
 Hz. Ka'b: Eyüp Sultan sınırlarında¸ çevre yolu ile surların arasındadır.
 Hz. Hamdullah el-Ensarî:Ebu Şeybe el-Hudri (r.a.) ile aynı türbenin farklı odalarında bulunmaktadır.
 Hz. Ahmed el-Ensarî:Ayvansaray'da Toklu Dede Haziresi'ndedir.
 Hz. Ebû Zer el-Gıfarî:Ayvansaray'da Karabaş Mahallesi'ndeki Çınarlı Çeşme Mescidi'nin yanındadır. Bir diğer makamı ise Adıyaman'dadır.
 Hz. Abdullah el-Hudri: Fatih İlçesi'nde¸ Kandilli Türbe Sokağında¸ İvaz Efendi Camii yakınındadır.
 (Bu makale hazırlanırken Dr. Necdet Yılmaz ile Dr. Coşkun Yılmaz'ın İstanbullu Sahabeler adlı eserinden faydalanılmıştır.)