Küba Mescidi ve Hakikati

Vakti gelince Sevr’den çıkıldı, hicret devam ediyordu, nihayet gelmekte olan yolcular Medine’nin dış taraflarında bulunan “Küba” köyünden görüldüler ve herkes “talaal bedrü aleyna…..” diyerek , karşılandılar. 
Acaba onlara hakikaten gelenin “bedri münir” (nurlu kamer) ilahiyat güneşinin yansıtıcısı olduğunu kim bildirmişti?….
İşte sen hicret yolunda medeni olmaya doğru gidersen o nurlu gönül nağmelerini duymaya başlarsın.
Bilindiği gibi “Mescid” secde yeri, ibadethane demektir.  Hicret ehlinin ilk yapması lazım gelen şey, gönlünde bir ibadethane kurmasıdır.  Şöyle ki, daha evvelce gönlü her türlü menfaat ve dünyalıkla dolu olduğundan ne zamanı ve ne de mekanı mescid yapmaya imkan vermiyordu.
Belli bir aşamadan sonra bunu anlayarak gönlünden kendine hiç faydası olmayan bir çok şeyleri çıkararak, onlardan boşalan yere de bir mescid yaparak, buna da “Küba” (Kudret Mescidi) demesi, kendisine çok şey kazandıracaktır.
Orada ibadetiyle gücünü daha da arttırarak nefsine hakim olması imkan dahiline girmiş olacaktır.
O “Mescid”in yapılmasında muhacir, ensar ve Hz. Rasulullah (sav.) Efendimiz dahi çalışmaktadır. Yani içten ve dıştan gelen yardımcı güçler ve “Hakikati Muhammedi”den gelen yardımla sen de gönül “küba”nı oluşturmaya çalış.
“Küba Mescidi” Medine-i Münevvere’nin ilk zat tecellisi, “Ka’be”si hükmündedir.
Nasıl ki, Mekke’de “Beytül Atik” (eski/ilk ev)de “Kelime-i Tevhid” zuhura geldi; Medeni Münevvere’de de ilk resmi “Kelime-i Tevhid” “Küba Mescidi”nde telaffuz edildi. Bu yüzden değeri çok yüksek ve Medine’nin “Ka’be”si hükmündedir.
“Küba” harf değerleri itibariyle;
ki bu mescidin hakikati 18000 alemi toplamış demektir.