Kısaca Kazâ ve Kader hakkında

Kazâ ve kader hususundaki mezhebler içerisinde “ehli sünnet ve’l cemâat”in bâtını ile birlikte düşünülen ve kaydedilen anlayış, en sağlam ve en isâbetli anlayıştır. Buna göre kulun üzerinde Hakk’ın mutlak tasarrufu kabûl edilir ancak hayâtının bazı bölümlerinin tasarrufu kula bırakılır.
 Kazâ hüküm demektir, bu hükmün meydana gelmesi için bir süreye ihtiyâc vardır. O hükmün zaman içerisinde peyderpey olan süresi kader demektir, yanî kazânın açılımı kader demektir. Araba kazâsı vb. gibi uçta görünen kazâlar ise kaderin içindeki kazâlardır yanî günlük, yevm içerisinde oluşan ve bireysel olan ve çok küçük bir sahayı ilgilendiren kazâlardır. Esas yaşadığımız ise kazânın kaderidir. 
 Hâkimin hükmü kazâdır, hükmün infâzı ise kaderdir. Bizler dünyâya geldik, programımız kazâ, dünyâda yaşadığımız her vaktimiz ise kaderdir. Yanî bu yönüyle kazâ mahlûk değildir, kader ise yaşandığı için mahlûktur. Kazânın bir ismi de a’yân-ı sâbitedir, ya’nî kişinin varlığı ile a’yân-ı sâbitesinin ayn olduğu, göz olduğu, kaynak olduğu ve hakîkati olduğu şeklinde tam tekliği ve vahdeti ve kökü, kaynağı bildirmektedir. A’yân-ı sâbite kişinin sâbit olan ve kendisine tanınan süresi hayâtı ve programı manâsındadır. İşte bu programın bitmesi diye birşey yoktur ancak kişinin hayâtının sona ermesiyle yazılımı bitmektedir. Tatbîkatı ebedi olarak cennet veyâ cehennemde yanî kişi nereye gidecekse orada devâm etmektedir ve bu program üzere cennet veyâ cehemmedeki yerleri de tespit edilmiş olmaktadır.

 Terzibaba Necdet Ardıç Uşşaki (k.s.)
"Her Şey Merkezinde mi? Hikayesi" Kitabından alıntıdır.