KADİR GECESİ SOHBETİ

Terzibaba Necdet Ardıç Uşşaki

4-2-1997 Salı Kadir gecesi sohbetinden özet

elhamdülillahi rabbil alemin

veselatu vesselamu ala rasulina muhammedin

ve ala alihi ve eshabihi ecmain

euzü billahi mineşşeytanirraciym bismillahirrahmanirrahiym.

“Rabbi zidni ilma” sadekallahülaaziym

 

Bilindiği gibi bu akşam Kadir gecesi.

Daha evvel yaptığımız zikirlerden, merasimden ve tesbih namazından sonra şimdi, inşeallah, Kadir gecesinin ne demek olduğunu mana alemi, özü ve hakikati itibariyle anlamaya çalışalım. Allah cümlemize zihin ve gönül açıkiğı versin.

 

Kadir gecesi bilindiği gibi Kuran-ı Keriym’in dünya semasına indirildiği gecedir ve diğer gecelerin en üstün olanıdır.
Daha ev­velce seyr-i sulükunda salik

- Regaib gecesini yaşıyor,

- sonra Mevlûd/doğum gecesini yaşıyor,

- daha sonra Berat gecesinde berat’ini alıyor,

- daha sonra Mi’racını yapıyor,

- ve ondan sonra da Kadr’e Kadir gecesine ulaşıyor.

 

Dolayısıyla Kadir gecesi sadece müslümanlara has bir lütuf olmaktadır. Diğer milletlerin böyle bir gece­si yoktur. Çünkü onlar o mertebeye ulaşamamışlardır. Bulunduk­ları yer itibariyle onların kadr’leri yoktur.

Ancak onların da bazı özellikleri vardır, fakat Hakikat-i Muhammed-i üzere olan kadirle­ri yoktur. Muhammed-i olmadıkça kadir gecesinin hakikatini an­lamaya yol yoktur, çünkü Kadir gecesinde, Kuran-ı Keriym nazil olmaya başlıyor. Allah kelamın manaları sana nüzul etmeye baş­lıyor.

Öyle bir kadir kıymet bilmek ki bu yol başka ümmetlere kapalıdır ve Allah’ın zat-i tecellisi olmaktadır, “ef’al, esma, sıfat” tecellileri değil zat tecellisidir.  “Zat-i kadr”, “zat-i kader”, zat-i oluşumlar­dır.

 

 Mi’racgecesiyle Kadir gecesinin arasındaki fark şudur’ki:

Mir’ac gecesinde kul Rabb’ına yükseliyor,

Kadirgecesinde ise, Rab kuluna ulaşıyor.

İşte Mi’rac gecesi olmadan Kadir gecesi olamıyor. Kadir gecesinden daha büyük bir gece düşünmek mümkün değildir.

 

İşte Cenab-ı Hak bu hakikatleri Kur’an-ı Keriym de Kadir Süresi ve ilgili ayetlerle belirtmiştir. Şimdi onları inceleyerek aklımızın erdiği dilimizin döndüğü kadar anlayıp anlatmaya çalışalım.

 

 

euzü billahi mineşşeytanirraciym

bismillalıirrahmanirrahiym

 

(Kadr Sures 97/1-5)

› 7¡‰¤† Ô¤Ûa ¡ò ܤî Û ó©Ï ¢êb ä¤Û Œ¤ã a ¬eb  £ã¡a ›Q

› 6¡‰¤† Ô¤Ûa ¢ò ܤî Ûb ß  Ùí¨‰¤… a ¬b ß ë ›R

› 6§Š¤è ( ¡Ñ¤Û a ¤å¡ß ¥Š¤î  ¡‰¤† Ô¤Ûa ¢ò ܤî Û ›S

¢€ë¢ £ŠÛa ë ¢ò Ø¡÷¬¨Ü à¤Ûa ¢4  £Œ ä m ›T

› ´=§Š¤ß a ¡£3¢×  ¤å¡ß 7 ¤á¡è£¡2 ‰ ¡æ¤‡¡b¡2 b èî©Ï

› ¡Š¤v 1¤Ûa ¡É ܤÀ ß ¨ó¨£n y  ó¡ç ´ ®  ¥â 5  ›U   

(1) inna enzelnahü fiy leyletil kadri

(2)ve ma edrake ma leyletül kadri

(3)leyletül kadri hayrün min elfi şehrin

(4)tenezzelül melaiketü verruhu

      fiyha biizni rabbihim min külli emrin

(5)selamün hiye hatta matlei’l fecri

(1)inna/kesin biz leyletil kadr/kadr/kadir leyl/gecesinde

      enzelnahü/onu/kendisini biz enzel/inzal, indirdik      

(2)ve leyletil kadr/kadir leyl/gecesi ne olduğu

     sana ne derey/edre’ etti/bildirdi/anlattı                  

(3)leyletil kadr/kadr/kadir leyl/gecesi elf/bin şehr/aydan hayırlıdır    

(4)külli/her emir/işten onların/kendilerinin rabblerinin izni ile

      fiyha/onun içinde/hakkında onda/orada

      melaike/melekler  ve ruh/öz/hülasa, canlılık tenezzül eder/inerler    

(5)  ta kimatleil fecr/fecr/tan yeri tuluğ edinceye/ağarıncaya kadar

      hıye/o selam/esenliktir

1. Muhakkak ki: Biz onu Kadr gecesinde indirdik.

2. Kadr gecesinin ne olduğunu sana ne şey bildirdi?

3. Kadr gecesi, Bin aydan hayırlıdır.

4. Onda melekler ve ruh, Rabbi’lerinin izni ile her bir emrden iniverir.

5. O -gece- tan yeri ağarıncaya değin bir selâmettir.

                 

           

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Duhan 44/1-8)

› ¬á¨y ›Q

› =¡åî©j¢à¤Ûa ¡lb n¡Ø¤Ûa ë ›R

§ò × ‰b j¢ß §ò ܤî Û ó©Ï ¢êb ä¤Û Œ¤ã a ¬b  £ã¡a ›S

       ›  åí©‰¡ˆ¤ä¢ß b  £ä¢× b  £ã¡a

› =e§áî©Ø y §Š¤ß a ¢ £3¢× ¢Ö Š¤1¢í b èî©Ï ›T

›7  åî©Ü¡¤Š¢ß b  £ä¢× b  £ã¡a  6b 㡆¤ä¡Ç ¤å¡ß a¦Š¤ß a ›U

›= ¢áî©Ü ȤÛa ¢Éî©à  £ŽÛa ì¢ç ¢é  £ã¡a 6 Ù¡£2 ‰ ¤å¡ß ¦ò à¤y ‰ ›V

<b à¢è ä¤î 2 b ß ë ¡ž¤‰ ü¤a ë ¡pa ì¨à  £ŽÛa ¡£l ‰ ›W

¢oî©à¢í ë ©ï¤z¢í  ì¢ç  £ü¡a  é¨Û¡a ¬¬ ü ›X

(1) ha mim

(2)vel kitabil mübiyni

(3)inna enzelnahü fiy leyletin müba­reketin

     inna künna münzirıyne

(4)fiy­ha yüfreku küllü emrin hakiymin

(5) emren min ındina inna künna mürsiliy­ne

(6)rahmeten min rabbike innehü hüvessemiyul aliymü
(7)rabbissema­vati vel ardı ve ma beynehüma
     in kün­tüm mukıniyne

(8)lâ ilahe illa hüve yuhyiy ve yümiytü

(1)ha mim

(2)ve (andolsun) mübin/beyan olan açıklayan kitab

(3)inna/kesin biz enzelnahü/onu/kendisini enzel/inzal/indirdik

    mübarek/bereketli, kutlu gece içinde

    inna/kesin biz münzır/inzar, uyaranlar idik/olduk

(4)hikmetli küllü/her emir/iş

    fiy­ha/onun içinde (onda) tefrik edilir/ayırt edilir

(5)emir/iş olarak indi/katımızdandır

    inna/kesin bizmürsel/gönderenler idik

(6)senin rabbinden rahmet 

     innehü/kesin o hüve  semi/duyan alim/bilen

(7)semavat ve arzın ve onların ikisinin arasındakilerin rabbı

     eğer mukin/ikan/yakıyn iseniz

(8)lâ ilahe illa hüveihya/hayy/hayat verir ve mevt eder/öldürür

1. Hâ, Mim.

2. Apaçık bildiren kitaba yemin olsun ki:

3. Muhakkak biz onu, bir mübârek gecede indirdik, şüphe yok ki, biz uyarıcıyız.

4. O gecede her muhkem emr, ayırd edilir.

5. Bizim tarafımızdan bir emr olarak. Şüphe yok ki, biz Resûl gönderir olduk.

6. Rab’binden bir rahmet olarak. Muhakkak ki, O’dur hakkıyla işiten hakkıyla bilen O’dur.

7. Göklerin ve yerin ve bunların aralarındakilerin Rab’bidir.  Eğer siz yakınen inanır kimseler oldu iseniz.

8. O’ndan başka ilâh yoktur. O diriltir ve öldürür, sizin Rab’binizdir ve evvelki atalarınızın Rab’bidir.

                 

(Bakara 2/185)

¡b  £äÜ¡Û ô¦†¢ç ¢æ¨a¤Š¢Ô¤Ûa ¡éî©Ï  4¡Œ¤ã¢a ¬ô©ˆ  £Ûa  æb š ß ‰ ¢Š¤è ( ›QXU

7¡æb Ó¤Š¢1¤Ûa ë ô¨†¢è¤Ûa  å¡ß §pb ä¡£î 2 ë

6 ¢é¤à¢– î¤Ü Ï  Š¤è £'Ûa ¢á¢Ø¤ä¡ß  †¡è ( ¤å à Ï

 “şehrü ramadanelleziy ünzile fiyhil kur’­anü hüden linnasi

  ve beyyinatin minel­ hüda vel fürkani

  femen şehide minkümüşşehre felyesumhü”

“sadekallahul aziym”

ramazan şehri/ayıo zat/şey ki

nas/insanlar için hüda/hidayet olarak

kur’an fiyhi/onun içinde/onda inzal edildi/indirildi
ve hüda/hidayetten ve furkandan (hak ile batılı ayırandan)

beyyinat/açık deliller olarak
bu halde eş şehre/o aya sizden kim ki şehid/şahit, tanık oldu
bu halde  esumhü/onu/kendisini savm, oruç tutsun

185. Ramazan ayı, o, öyle bir aydır ki, o ayda insanlara doğru yolu gösteren ve açık âyetleri içine alıp hak ile bâtılın arasını ayıran Kur’ân’ı Kerîm nâzil olmuştur. İmdi sizden ramazan ayında hazır bulunan, o ayın orucunu tutsun.

“şehru ramazan”,yani Ramazan ayı öyle bir aydırki Kur’an o Ramazan ayı içersinde indirildi.

“hüden linnasi”İnsanlara hidayet etmesi için indirildi.

“ve beyyinatin”açık beyanlar bilgiler ile

“minel hüda”hidayet yolunun açık bilgilerini verdi.

“vel furkan”ve alemde ne kadar farklılıklar varsa onların hakikatini de verdi.

Bir tarafta vahdet ilmini bir tarafta da farklar ilmini ver­di:

Çünkü her oluşum bir esmanın özelliğinden kaynaklandığına göre tabii ki bu hadiseler farklılık arzedecektir. İşte bunun bilgisini de verdi.

(yani Kur’an’ın furkan yönü)

“femen şehide”Kim ki bu ayı görünse, bu aya ulaşırsa,

“min kümüşşehrafel yesumhü”hemen oruç tutsun.

Burada orucun farziyyeti ve Kur’an-ı Keriym’in indirildiği ay belirtiliyor.

 

 

 

 

 

Hz. Rasulüllah Hira dağında iken, Hz. Cebrail geldiği zaman,

(Alak 96/1)

›7  Õ Ü  ô©ˆ  £Ûa  Ù¡£2 ‰ ¡á¤b¡2 ¤a Š¤Ó¡a ›Q

ıkre’ bismi rabbikelleziy haleka

o zat ki halek/halk eden senin rabbinin ismi/adı ile ıkra/kıraat et, oku

“ikra”“oku”

“bismirabikellezi ““Rabbinin ismi ile oku”ayeti

Ramazanın içindegelmiştir.

Kur’an-ı Keriyme toplu olarak bakıldığında, kendisinde bulunan bilgiler sıralandığı za­man bunların hakikatleri çok daha açık olarak anlaşılmaktadır.

 

Gelelim (Duhan 44) suresinin baş ayetlerine:

Orada başta

› ¬á¨y ›Q

ha mim var

(1)ha mim

“ha mim”bilindiği gibi, “Hakikati Muhammedi”nin bu bölümü.

7 tane “ha mim” ile başlayan sure vardır.

Bunun her bi­risi bir mertebenin hakikatini belirtiyor yani 7 nefs mertebelerini.

Burada da Kadir ile ilgili hakikati belirtiyor,

“Ha mim”bu hakika­tin şifresi’dir.

Buradaki “Ha mim’i” biz “Hakikat-i Muhammed-i” olarak düşünelim.

 

› =¡åî©j¢à¤Ûa ¡lb n¡Ø¤Ûa ë ›R

(2)vel kitabil mübiyni

(2)ve (andolsun) mübin/beyan olan açıklayan kitab

 “açık kitaba yemin olsun”.

O zaman şöyle oluyor:

“Ha mim ve açık kitab-a yemin olsun ki!”

Ne­den, çünkü, “ha mim”in tafsilatı açık kitabın içindedir.

 

§ò × ‰b j¢ß §ò ܤî Û ó©Ï ¢êb ä¤Û Œ¤ã a ¬b  £ã¡a ›S

›  åí©‰¡ˆ¤ä¢ß b  £ä¢× b  £ã¡a

(3)inna enzelnahü fiy leyletin müba­reketin

     inna künna münzirıyne

(3)inna/kesin biz enzelnahü/onu/kendisini enzel/inzal/indirdik

    mübarek/bereketli, kutlu gece içinde

    inna/kesin biz   münzır/inzar, uyaranlar idik/olduk

 

 

“inna enzelnahü”                    “muhakkakki biz onu indirdik,”

“fi leyletin mubareketin”     “mübarek bir gece içersinde indirdik,”

“inna künna münzirin”        “muhakkak’ki biz korkutuyoruz”,

 

 

› =e§áî©Ø y §Š¤ß a ¢ £3¢× ¢Ö Š¤1¢í b èî©Ï ›T

(4)fiy­ha yüfreku küllü emrin hakiymin

(4)hikmetli küllü/her emir/iş fiy­ha/onda tefrik edilir/ayırt edilir

 

›7  åî©Ü¡¤Š¢ß b  £ä¢× b  £ã¡a  6b 㡆¤ä¡Ç ¤å¡ß a¦Š¤ß a ›U

(5)emren min ındina inna künna mürsiliy­ne

(5)emir/iş olarak indi/katımızdandır inna/kesin biz mürsel/gönderenler idik

 

“fiy­ha yüfreku küllü emrin hakiymin emren min ındina inna künna mürsiliy­ne”

“o gece bütün işler birbirinden ayrılırlar. “

“Bizim yanımızdan bir emir ile muhakkak ki biz göndericiyiz”.

 

 

›= ¢áî©Ü ȤÛa ¢Éî©à  £ŽÛa ì¢ç ¢é  £ã¡a 6 Ù¡£2 ‰ ¤å¡ß ¦ò à¤y ‰ ›V

(6)rahmeten min rabbike innehü hüvessemiyul aliymü

(6)senin rabbinden rahmet innehü/kesin o hüve semi/duyan alim/bilen

 “Rahmeten min rabbike”

“Rabbinden bir rahmet olsun diye gönderdik.”

“innehü hüvessemiul aliymü”

 “muhakkak ki duyucu ve bilicidir”.

 

<b à¢è ä¤î 2 b ß ë ¡ž¤‰ ü¤a ë ¡pa ì¨à  £ŽÛa ¡£l ‰ ›W
(7)rabbissema­vati vel ardı ve ma beynehüma
     in kün­tüm mukıniyne

(7)semavat ve arzın ve onların ikisinin arasındakilerin rabbı

     eğer mukin/ikan/yakıyn iseniz
 “rabbissema­vati vel ardı ve ma beynehüma in kün­tüm mukıniyne”

“semavat, arz ve ikisi arasında onların Rabbıdır eğer yakıyn sahibiyseniz”.

 

 

¢oî©à¢í ë ©ï¤z¢í  ì¢ç  £ü¡a  é¨Û¡a ¬¬ ü ›X

(8)lâ ilahe illa hüve yuhyiy ve yümiytü

(8)lâ ilahe illa hüve ihya/hayy/hayat verir ve mevt eder/öldürür

“ondan başka ilah yoktur o diriltir o öldürür”.

 

Buradaki gecenin bazı alimler tarafıdan

“inna enzeinahü fiy leyletin mubareketin”ile belirtilen gecenin,

Berat gecesini be­lirttiği söyleniyor,

aynı ayeti Kadir gecesi olarakda söyleyenler var ise de,

Berat gecesi olması daha mümkündür,

çünkü Kadir gece­si hakkında belirtilen “Kadir gecesinde inmiştir”lafzı vardır.

Burası Berat gecesiyle ilgili olmalıdır,

çünkü Cenab-i Hak Kur’an-ı Keriym-i “levhi mahfuz”dan ikinci kat gökteki “Beyt’ül Ma’mur”a indirdi,

 

“Beyt’ül Ma’mur”dan da Kadir gecesi “Beytül Haram”a indirdi ve bu Beyt’ül Harama inmeyi 23 senelik bir süre içerisinde oldu.

 

“Beytül Ma’mur”a bir defada geldi oradan “Beytül Haram”a yani “insana”, “peygambere” görevli melek tarafından 23 senede indirildi.

 

Kadir gecesinde Hira dağında gelen ayet“İkra” “oku” idi,

Son gelenayet ise, Bakara suresinin 281’nci ayeti oldu.

¡é¨Ü£Ûa ó Û¡a ¡éî©Ï  æì¢È u¤Š¢m b¦ß¤ì í aì¢Ô  £ma ë ›RXQ

“vetteku yevmen türce’une fiyhi ilellahi”

ve allaha değin/üzrefiyhi/onda/oraya irca’/rücu/döndürüleğiniz yevm/güne ittika/akva et

“Rabbınıza dön­dürüleceğiniz günden sakınınız.”diye son bir ikaz yapılmaktadır.

 

Kur’an-ı Keriym’in dünyaya nazil olmaya başlaması gerçekten insanlık alemi için çok müthiş bir hadisedir. Çünkü insanın en ge­niş şekliyle Rabbini bilmesi ve anlaması onun getirdiği ilimle mümkün olmaktadır.

Diğer kitaplardaki Rab bilgisi gönderildiği zamanın insanının anlayabileceği kadardı.

Cenab-ı Hak“Kur’an-ı Keriym” içindeki bilgiler ile Hz. Peygambere ikram etti, o da aynen onları ümmetine ikram etti.

 

Şeyh’ül ekber Muhyiddin Arabi Hz:

“Hz Muhammed’in ümmetine Kur’an-ı Keriym-i ikram etmesi, Hz. Cibril’in Meryeme Ruhu nefhetmesi gibidir.”buyurdular.

 

Daha evvelcede dediğimiz gibi diğer ümmetlerin Kadir gece­leri yoktur. Bu oluşum Ümmet-i Muhammede has bir özelliktir. İnsanlara bir ikram veya lütufta bulunulur; onun kıymetini bilirse, kadr-u kıymetini bildi, kadirşinas derler.

İşte Cenab-ı Hakk’ın bize lütuf etmiş olduğu bu gecenin hakikatini idrak edersek, biz de kadirşina bir insan olmuş oluruz ve bu bizim lehimize olur.

 

 

 

O halde her birerlerimiz bulunduğumuz idrak seviyelerimiz ilibariyle en geniş şekilde bu oluşumu anlamak zorundayız. Bu dünya­dan gitmeden evvel bulunduğumuz halin kadr-ü kıymetini de bilmek zorundayız. Çünkü bize muhteşem Hakikat-i Muhammed-i mirası kalmıştır.

 

Musa (as) ulaştığı en yüksek oluşum

“len terani”“sen beni gö­remezsin”oldu,

 

(Araf 7/143)

= ¢é¢ £2 ‰ ¢é à  £Ü × ë b ä¡mb Ôî©à¡Û ó¨ì¢ß  õ¬b u b  £à Û ë ›QTS

ó©äí¨Š m ¤å Û  4b Ó 6  Ù¤î Û¡a ¤Š¢Ä¤ã a ó¬©ã¡‰ a ¡£l ‰        4b Ó

“ve lemma cae musa limiykatina ve kellemehü rabbühü

  kale rabbi eri­niy enzur ileyke kale len teraniy

ve mikatımız/tayin ettiğimiz vakit (ibadet süresi, yeri) için

musa cae/geldiğinde/gelince

ve rabbühü/onun/kendisinin rabbi

kellemehü/ona/kendisine kelime ettiğinde/konuşunca 

dedi ki, rabbim bana rüyet/göster ki

sana değin/üzre nazar edeyim/bakayım

dedi  ki, len teraniy/asla beni rüyet edemez/göremezsin

“Musa tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunki konusunca, Musa: (Rabbim! Bana kendini göster, sana bakayım) dedi. Allah: (Sen beni göremezsin!) dedi.”

 

 Çünkü “mertebe-i Müseviyet” tenzih akaidesi üzeredir.

Tenzih’deAllah ve kul ikiliği olduğundan ötelerde olan bir Allahı’a yönelme vardır.

 

Hal böyle olunca kişinin beşeri kimliği üstünde olduğu sürece “sen beni göremezsin”hitabına maruz kalacaktır.

 

Mi’rac bölümünde de bir miktar bahsettiğimiz gibi, “Museviyet mertebe”sinin en yüksek hali budur, bu mertebede bulunanların kadr-u kıymetleri bu yaşantı içindedir.

“Gerçek tenzihi”(taklidi tenzihi) değil idrak etmeleri bu mertebe müntesiblerinin kadimleridir.

Bu halin kendilerini kaplamasıda, o mertebenin Kadir gecesi diye belirtilen kemalidir.

 

Mi’rac bölümünde bir miktar belirtildiği gibi, bu geceye “İseviyet mertebesi” itibariyle baktığımız da, görülen şu olur:

İseviyet“Teşbih” (benzetme) kaidesi üzerine kurulmuştur.

Yaşantısı “fena fillah”(Allah’da fani yok olmak) olduğundan geriye dönüşü mümkün değildir.

Hal böyle olunca o mertebenin de gerçek anlamda geriye dönüşü olmadığından Kadir gecesi yoktur.  O mertebenin en yüksek kadr-i, İsa (as) göğe alınışıdır.

 

(Kur’an-ı Keriym’de Nisa Suresinde 4/158) 

6¡é¤î Û¡a ¢é¨Ü£Ûa ¢é È Ï ‰ ¤3 2 ›QUX

bel refe’ahullahü ileyhi

bilakis/doğrusu ona/kendine değin/üzre/doğru  allah refi etti/yükseltti

“Allah onu kendi katma yük­seltti.” ifadesiyle anlamını bulmaktadır.

 

Böylece o mertebenin ge­riye dönüşü olmadığından henüz “İnsan-ı Kamil” mertebesi de oluşmamıştır, dolayısıyla bu mertebenin’de gerçek anlamda Kadir gecesi olamamaktadır.

“İseviyet”in kadr-i“fena fillah” (Hak’da fani yok olmak’tır.)

 

Hz. Rasulüllah’ın ve ümmetinin kadr-i çok başkadır. İşte geç­miş peygamberlerin hakikatlerini biz idrak edebilirsek;

eğer on­ların hakikatlerine bakarak kendi peygarnberlerimizin ve kendi halimizin nasıl olduğunu değerlendirmemiz çok daha kolaylaşır, güzelleşir ve değerlenir.

 

Bunların hepsi peygamberdir hepsi aynı mertebededir diye bakarsan, aradaki fark meydana çıkmayınca kendi değerini (kadrini) bilemezsin. Evvela onların mertebelerini tesbit etmek lazım ki ondan sonra biz kendi mertebemizi bilelim ve oradaki açık seçik farkı müşahede edelim.

 

(Kadr Suresi  97/1-5)

› 7¡‰¤† Ô¤Ûa ¡ò ܤî Û ó©Ï ¢êb ä¤Û Œ¤ã a ¬eb  £ã¡a ›Q

› 6¡‰¤† Ô¤Ûa ¢ò ܤî Ûb ß  Ùí¨‰¤… a ¬b ß ë ›R

› 6§Š¤è ( ¡Ñ¤Û a ¤å¡ß ¥Š¤î  ¡‰¤† Ô¤Ûa ¢ò ܤî Û ›S

¢€ë¢ £ŠÛa ë ¢ò Ø¡÷¬¨Ü à¤Ûa ¢4  £Œ ä m ›T

› ´=§Š¤ß a ¡£3¢×  ¤å¡ß 7 ¤á¡è£¡2 ‰ ¡æ¤‡¡b¡2 b èî©Ï

› ¡Š¤v 1¤Ûa ¡É ܤÀ ß ¨ó¨£n y  ó¡ç ´ ®  ¥â 5  ›U   .

(1)inna enzelnahü fiy leyletil kadri

(2)ve ma edrake ma leyletül kadri

(3)leyletül kadri hayrün min elfi şehrin

(4)tenezzelül melaiketü verruhu

      fiyha biizni rabbihim min külli emrin

(5)selamün hiye hatta matlei’l fecri

 

(1)inna/kesin biz leyletil kadr/kadr/kadir leyl/gecesinde

      enzelnahü/onu/kendisini biz enzel/inzal, indirdik      

(2)ve leyletil kadr/kadir leyl/gecesi ne olduğu

     sana ne derey/edre’ etti/bildirdi/anlattı                  

(3)leyletil kadr/kadr/kadir leyl/gecesi elf/bin şehr/aydan hayırlıdır    

(4)külli/her emir/işten onların/kendilerinin rabblerinin izni ile

      fiyha/onun içinde/hakkında onda/orada

      melaike/melekler  ve ruh/öz/hülasa, canlılık tenezzül eder/inerler    

(5)  ta ki matleil fecr/fecr/tan yeri tuluğ edinceye/ağarıncaya kadar

      hıye/o selam/esenliktir

mealen:

“Doğru­su biz Kur’an-ı Kadir gecesinde indirdik.
  Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?

  Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.

  Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler.

  O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir”.

 

Kadir surcsine gelince, onu iyi anlamaya çalışalım,

“inna”  “mu­hakkak ki biz,”

“enzelnahü”  “o Kur’an-ı biz indirdik”

“fîy leyletil kadr”“kadir gecesi içinde.”

 Bu Kur’an’ın bir genel olarak dünya semasına inmesi var,

bir de özel olarak her birerlerimizin gönül semalarımıza inmesi vardır.

 

(A’raf 7/142)

Š¤' È¡2 b çb ä¤à à¤m a ë ¦ò ܤî Û  åî©r¨Ü q ó¨ì¢ß b 㤆 Ǩë ë ›QTR

7 ¦ò ܤî Û  åî©È 2¤‰ a ¬©é£¡2 ‰ ¢pb Ôî©ß   £á n Ï

ve va’adna musa selasiyne leyleten ve etmemnaha bi’aşrin

fetemme miykatü rabbihî erbe’ıyne leyleten

 

ve otuz (30) leyl/gece olarak musaya biz vaad ettik/sözleştik

ve aşr/on (10) ileetmemnaha/onu/kendisini tamamladık

bu halde rabbihî/onu/kendisinin rabbi  erbain/kırk (40) leyl/gece olarak

mikat/vakti/ibadet süresi, yeri tamamlandı

 “Musa’ya otuz gün vade verip sonra buna on gece daha kattık! Böylece Rabbinin tayin ettiği müddet kırk geceye tamamlandı”

 

Musa (as) gündüzleri oruç;

geceleriibadetle nefis tezkiyesi yaparak geçirdiği otuz (30) günün sonunda “Tevrat-ı şerifi” almaya başladı

ve on gün (10) devam etti.

Böylece süre kırk güne (40) ulaşmış oldu.

 

Kadir gecesi olarak genelde, kabul görüp uygulanan Ramaza­nın yirmi yedinci (27.) gecesi sistematik oluşuma da çok uygun düş­mektedir.

 

Kadir gecesinin daha değişik tarif ifadeleri de vardır.

Bunun sebebi, her geceyi Kadir gecesine döndürmenin mümkün olduğunu bildirmek içindir.

 

Ramazanın yirmi yedisinde (27) Kur’an-ı Keriym nazil olmaya baş­lıyor.

Musa (as) otuz (30) unda gelmeye başladı, kırk’ında (40) sona ermiştir.

Müslüman, Ramazanda bir ay oruç tutuyor, bunun yirmi yedisine kadar olan sürede nefis tezkiyesi yapmış oluyor.

Böylece gönül ayinesinde kendi nefsaniyetinden hiç bir toz dahi kalmamış oluyor.

Böylece ilahi tecelli o temiz gönül aynasında parlamaya başlıyor ve orası alış, yani tecelli merkezi oluyor.

 

İşte böylece kişi yirmi yedinci (27.) gece kadr’ini biliyor,

yirmi sekizinci (28.)  gecesi Peygamberin silsilesini tamamlamış oluyor.

 

Daha evvelki yaşamında diğer pey­gamberlerin yaşantısını geçmiş

ve yirmi sekizinci (28.) gecede de “haki­kat- i Muhammed-i”yi idrak etmiş oluyor.

 

Yirmi dokuzuncu (29.) gecede ise (Arefe) “arif” oluyor. Yani ertesi günün bayram olduğu biliniyor ve o gcceye idrakle ulaşan kim­se ise “Arifi billah” mertebesine ulaşmış oluyor.

 

İşte böylece “Regaib” gecesi ifadesiyle başlayan hakikat yolculuğu “Arif-i billah” hükmü ve yaşantısı ile neticeye ermiş oluyor.

 

Bu hal ile Ramaza­nın otuz (30) una ulaşmış insan da bayram yapmaz da ne yapar?...

İşte gerçek bayramı onlar hak ediyorlar. Bizlerde sureta onlara benze­mekle onların yüzü suyu hürrneline bayram yapıyoruz.

 

Bu haki­kati idrak eden Hacı Bayram-ı Veli, ilahisini böyle söylemiş:

“Bayramım imdi, bayramım imdi, yar ile bayram ederler şimdi.”

 
Kimki belirli oluşumlarla gönlünü temizlemiş ise biz de onun gönlüne Kur’an-ı Keriym-i indirmeye başlarız, böylece o da “İnsan-ı Kamil” olmaya başlar.
Burada Kur’an’ın inmesi, vahy ile yeni bir Kur’an inmesi değil, ilham ile mevcud Kur’an’ın inceliklerinin kendisine açılmasıdır.

 

Şimdi tekrar geri dönerek Kadr Suresine hastan başlayalım.

(Kadir 97/1)

› 7¡‰¤† Ô¤Ûa ¡ò ܤî Û ó©Ï ¢êb ä¤Û Œ¤ã a ¬eb  £ã¡a ›Q

(1)inna enzelnahü fiy leyletil kadri

 

(1)inna/kesin biz leyletil kadr (kadr/kadir leyl/gecesinde)

     enzelnahü/onu/kendisini biz enzel/inzal, indirdik

 

“inna”  “mu­hakkak ki biz,”

“enzelnahü”  “o Kur’an-ı biz indirdik”

Bakın burada “Cibril”den de bahs edilmiyor, doğrudan doğruya “biz indirdik”deniliyor.

Çünkü Cebrail özünde zaten Hak’tan başka bir şey olmadığından, “biz indirdik”deniliyor.

 

 

“fiy leyletil kadr”“Kadir gecesi içcrisinde”

Burada bir geceden bahs ediliyor.

 

Niye “kadr gündüzü” denmemiş?

Çünkü gece fena fillah mertebesi olduğundan, kişi Hak’ta fani ol­duğu, Hak’la Hak olduğu zaman Kur’an nazil olmaya başlıyor.

 

Gecedenkasıt, “yokluk, hiçlik”

       -eşyanın ortadan kalkması

       - kendi varlığının dahiortadan kalkması

       - “A’maiyet”haline bürünmesi

       - Zat Alemine ulaşmasıdır.

 

Bu “fena fillah” halinden nüzul ve tenzil ile “İnsan-ı kamil” olarak tekrar dünyaya dönmeye başlıyor.

 

İşte bu hakikati, şimdilik “fena fillah” mertebesinde bekletilen “İsa” (as) da yaşayacak. O zaman o kadr’i kıymetini bilecek tekrar dünyaya geldiğinde bizim şimdi yaşadığımız hakikati o, o zaman yaşayacak.

 

Dikkatinizi çekiyorum, buradaki Ümmet-i Muhammedin ihtişamını düşünebili-yor muyuz İsa (as) Hz Pcygambere ümmet olarak gelecek “Hakikat-i Muhammedi”den aldığı, kendinde olmayan bu ha­kikatleri tahakkuk ettirerek gelecek ve ondan sonra “kadr” hakikatini yaşayacak, fakat biz bunu daha şimdiden yaşıyoruz ve bu imkanımız var.

Bir düşünelim içinde bulunduğumuz hassasiyetin güzelliğin değerin derecesinin ne olduğunu.

 

Ben-i İsrail’in peygamberlerinin en büyüğü olan “İsa” (as), şu anlattığımız vasfa sahip değildir. Haşa onun peygamberliğine bir halal gelmesin; o ayrı bir vasıftır.

 

Ümmet-i Muhammed’de Hz Rasüllüllah’ın kemalatının ilmi, bilgisi, özelliği, yaşantısı olduğundan (ki alemler onun kendisi için varedilmiş) bütün ilim onda zııhura çıkmış;“levlake levlak lema halaktül eflak”

yani “eğer sen olmasaydın, olmasaydın bu alem­leri halk etmezdim”

hükmüyle belirlenmiş
(Enbiya Suresi 21/107 ayette )

›  åî©à Ûb È¤Ü¡Û ¦ò à¤y ‰  ü£¡a  Úb ä¤Ü ¤‰ a ¬b ß ë ›QPW
ve ma erselnake illa rahmeten li’l alemiyne

ve illa/sadece  rahmeten li’l alemiyn/alemler için rahmet olarak

seni ersel/irsal etdik, gönderdik

“EyMuhamıned, seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik”ifadesiyle tabii ki o rahmetten en önce bizler yararlanıyoruz ve yararlanmamız gerekiyor.

 

İşte Cenab-ı Hak hu özellikleri, hiç bir ümmete yapmadığı bu lütfu bir garip ahir zaman ümmetine yapmıştır.

 

 

Ve ayet devam et­mekte (Kadir 97/2)

› 6¡‰¤† Ô¤Ûa ¢ò ܤî Ûb ß  Ùí¨‰¤… a ¬b ß ë ›R

(2)ve ma edrake ma leyletül kadri

(2)ve leyletil kadr/kadir leyl/gecesi ne olduğu

     sana ne derey/edre’ etti/bildirdi/anlattı

“Kadir gecesinin ne olduğunu sen idrak ettin mi?”.

Ayetteki ifade tarzına bakın, sanki karşılıklı konuşuyor gibi, uzaklarda değil.

 

Bu ayetin iki yönü vardır:

birisiHz. Rasulullah’a hitab eden yönü,

ikincisi de ümmetine hitap eden yönüdür..

 

Hz. Rasulullah’a hitap eden yönüne baktığımız zaman,

o’na “sen bu Kadir gecesini idrak ettin”hükmündedir,

onun için “ettin mi, etmedin mi?”hususu düşünülemez, çünkü Kur’an kendisine gelmiştir.

 

Bu ifadelerin hakikatini anlayamayacak durumda ol­sa idi o’na gelmez idi. Burada ki “vema” “ne”bize ümmetine ait

“Ey Rasülümün ümmeti, siz bunun ne olduğunu idrak ettiniz mi?’

Bu hitap bizleredir.

 

Kur’an-ı Keriym Hz. Peygambere inmesi dolayısıyla

“sen bunu idrak ettin, bunda kimsenin şek şüphesi yoktur.”

 

Fakat bize gelince;

“ey Ümmet-i Muhammcd, siz bu geceyi idrak ettinizmi?

Bunun değerini, kadrini kıymetini anlayabildiniz mi?

veyahut bunun hakikati ile ilgilenebiliyor musuz? gibi sorular vardır.

 

İşte bu Kadir gecesini idrak etmek için o Hak yolcusu ve talibinin, yol ehlinin, daha evvelce “Regaib, Mevlût, Ber’at, Mi’rac” gecelerini idrak edip, bu yoldan Kadir gecesine ulaşması ancak mümkün olduğundan dolayı,

“sen bu geceyi idrak ettin mi?”ikaz ihtar eğitim veya hatırlatmasını yapmaktadır.

 

“Bu silsileyi yaşayıp da Kadir gecesinin ne olduğunu daha hala anlayamadın mı?” de­mektir.

 

İnşeallah her birerlerimiz bu oluşumları en iyi şekilde an­layanlardan oluruz ve ayetin devamında(Kadir 97/3)

› 6§Š¤è ( ¡Ñ¤Û a ¤å¡ß ¥Š¤î  ¡‰¤† Ô¤Ûa ¢ò ܤî Û ›S

(3)leyletül kadri hayrün min elfi şehrin

(3) leyletil kadr/kadr/kadir leyl/gecesi elf/bin şehr/aydan hayırlıdır          

“leyletül kadri”“o ka­dir gecesi”

“hayrün min elfi şehrin” “öyle bir gecedirki bin aydan hayırlıdır.”

 

Böyle bir özellik hiç bir ümmete verilmiş değildir. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi gerçek bir idrake ulaşmak gerekmektedir.

 

Hz. Rasulullah zaman zaman geçmiş ümmetlerin yaşlarını dü­şünür, epey uzun olduklarından, kendi ümmetinin ise ömürlerinin daha kısa olduğundan ibadetlerinin daha az ve sevaplarının da daha az olacağım düşünüp üzülüyormuş.

Bu ayetin o yüzden nazil olduğu tefsirlerde yazılıdır.

 

“elfi şehrin”“bin ay”“seksen üç (83) sene üç (3)  aydır.”

Ey Habibim sen hiç üzülme, senin ümmetine öyle lüluflarda bulundum ki: on-ları dalıa evvelce hiç bir ümmete nasib etmedim:

 

Bakın Cenab-ı Hak Ümmet-i Muhammed’e bir gecede 83 sene üç (3) aylık devam­lı ibadet sevabı veriyor.

Gündelik ibadete ayrılan saatlerin ortala­ma 10’da 1 (1/10) olabileceğini düsünebilirsek 83 senenin 830 seneye tekabül ettiğini kolayca anlarız.

 

Ey: Muhammed (as) ahir zaman ümmeti, sana bahşedilen değerleri bir düşünebilseydin ne olurdu?...

 

Burada belirtilen zaman Ef’al aleminin oluşumu içerisinde kısıtlı zaman mefhumu ile ifade edilmiştir.

Aslında gerçek manada Kadr’ini oluşturup kendi kıymetini idrak ettiği zaman kişinin ne seneyle ne ömürle, ne zamanla, ne dünya, ne ahiretle kıyas edilmez bir oluşumu olur, çünkü zaman izafidir.

Vahdet ehli indinde bütün onları toplayan sadece bir tek an vardır kendi gerçek kıymetini idrak ettiğin vakit, ebedi hayata geçmiş oluyorsun, ebedi hayatta ise kısıtlı zaman yoktur.

 

Burada, ayette bahs edilen zaman süresi aslında çok kısa ve ef’al yani madde alemi itibariyledir.

Manaalemi itibariyle değerlendirmemiz çok güçtür, çünkü madde mana yanında çok az de­ğer taşımaktadır.

 

Ayet’te her mertebede olan kişinin anlayabilece­ği bir dil kullanılmıştır. Gerçek kadr’ini idrak eden kimseler ise, bu oluşumu yaşadıklarında onlara ayrıca anlatmaya gerek kalmıyor.

Kur’an-ı Keriym sana nazil olduktan sonra bunun değeri ne za­manla ne madde ile ölçülemez.

 

İyi düşün “Kur’an sana yani her birerlerimizc nazil olmuştur”bu ifadeyi “ehli yakıyn” olarak anlamaya çalışalım.

 

Şimdi burada bir gerçeği daha açmaya çalışalım:

yukarıdan beri gördüğümüz ayetlerde üç (3) “leyi” “gece” geçti.

Cenab-ı Hak dileseydi tek ifadesiyle bunları ankıtabilirdi.

Birincigece bu hakikat­leri “ilmel yakıyn”,

ikincigece “aynel yakıyn”,

üçüncügece ise “hakk’al yakıyn” olarak müşahade edip yaşamamız içindir.

 

 

İşte ayette belirtilen bin (1000) ay “Sûri” (zahir) ifade tarzı içerisinde en az miktarda, asgari müşterek çerçevesinde belirtilmiştir.

Gerçek manevi yönünü izahı ise ancak yukarıda belirtilen üç mertebede yaşayanlar tarafından değerlendirilebilir.

Allah c. c cümlemizin idraklerim en geniş şekilde açmamıza yardımcı olsun.

 

(Kadir 97/4).

¢€ë¢ £ŠÛa ë ¢ò Ø¡÷¬¨Ü à¤Ûa ¢4  £Œ ä m ›T

› ´=§Š¤ß a ¡£3¢×  ¤å¡ß 7 ¤á¡è£¡2 ‰ ¡æ¤‡¡b¡2 b èî©Ï

(4)tenezzelül melaiketü verruhu

     fiyha biizni rabbihim min külli emrin

(4)külli/her emir/işten onların/kendilerinin rabblerinin izni ile

     fiyha/onun içinde/hakkında onda/orada

      melaike/melekler  ve ruh/öz/hülasa, canlılık tenezzül eder/inerler

İşte o gece

“tenezzelül melaiketü”“melaike de iner, nüzul eder.”

Kur’an indikten sonra melaike de iner,

“verruh” “Ruh da iner”;

“fiyha”“o gecenin içinde”

“bi izni rabbihim”  “onların Rab’larının izniyle”

 melaike ve ruh o gece iner:

“İndirelim bakalım şimdi nereye inecekler?”

“tenezzelül melaiketü”“melaike iner, tenezzül eder.”

Tabiiki iner, inmez’mi hiç?...

O ruh’tan maksat genelde Cebrail (as)dır denmiştir.

O’da çok yerli yerincedirama birimsel olarak daha öz düşünürsek:

Melaike dediğimiz şey­ler, melekler, kuvvetler’dir yani Cenab-ı Hak’tan Kur’an vasıtasıy­la sana yepyeni güçler gelir, yepyeni idrakler açılır,

çünkü yuka­rıda idrake,“vema edrake” hitab ediyordu.

 

İşte o idraklerin açılması için yepyeni bilgiler gelir, melekler getirir, yani “esma-i ilahiye”nin her türlüsünü sana ilim ve bilgi olarak verirler.

 

Dolayısıyla ilmi artık gönlünden almaya başlarsın, başkasına pek ihtiyaç kalmaz.

Tabiiki ilim her yerden alınır, Çin’de bile olsa alınır, ama, buradaki bilgi nakil bilgisi nakil ilmi değil, bizatihi kendinde ortaya gelen ilimdir, ki, işte buna “müşahede ilmi” ve de “yakıyn” ilmi, “vah­det” ilmi denilir.

Tam sağlam, temiz, katıksız bir ilim, doğrudan doğruya özünden gelen bir ilimdir.

Ve herkesin Cebrail-i kendine geliyor, ona ilmini getiriyor.

Cebrail (as) görevlileri bu işleri görür­ler.

 

İşte Ayette belirtilen melekler sendeki yeni görüşler, hayata bakışlardır.

Tabiiki genel olarak yer yüzüne inen melekler de var­dır.

 

Bunlar bu gece Kadir gecesinde yeryüzüne inerler ve tebed­dülat, değişiklik yaparlar.

Böyle olduğu gibi bizim yer yüzümüz olan beden mülkümüzde de aynı değişiklikler olması lazım geli­yor, aynı kazançlar sağlanıyor.

 

Bu işler gece oluyor. Yukarıda bahsedilen üç gece ifadesinde, üç oluşumda veyahut üç mertebe’de ki insanların değişik yaşantılarından zuhura geliyor.

 

İşte meleklerin yer yüzüne inmesi, melekût “Esma” mertebesinin sana nüzulüdür.

Ruh’un yer yüzüneinmesi, sana “Sıfat” mertebesinin nü­zulüdür.

Kur’an’ın sana inmesiise, “Zat” mertebesinin nüzulü ve tecellisidir.

 

Bakın ifadelerde ne incelikler var. Onları hakikatleri itibariyle anlamamız gerekiyor.

 

Bu işler nasıl oluyor?

“biizni babbihim”ancak “onların Rablerinin izni”ile oluyor.

Yani nereye nasıl bir oluşum, bir bilgi geldi ise Rabb onu o şekilde orada kendi kontrolünde oluşturup tahakkukunu sağlamakta­dır.

 

Burada bilmemiz gereken bir husus vardır, “Rab” dcndiğinde, bu esmanın, hakikatini iki yönlü bilmemiz gerekmektedir:

birinci yönü“Rabb’ül erbab” yani “Rabb’ların Rabbı” itibariyle, genel olarak bu sistemin çalıştırılıp terbiye edilmesidir.

 

İkinci yönü“Rabb’ül has” “Has Rab” itibariyle varlıkların kendi has Rabb’ları dır.

İşte bu oluşum her varlığın kendilerine has Rabb’larının izniy­le inmektedir.

 

“Rabb”esması “terbiye eden mürebbiye” demektir ve her varlığın bağlı olduğu bir esması vardır.

İşte o esma, o varlığın Rabb’ı dır,

böyle olunca da her varlığın kendine ait “Rabb-ı has”ı başka başka esma’lar’dır, bu esmalar “Rabb-ul erbab”a bağlıdır o’da “bir”dir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Bu hakikat-i Kur’an-ı Keriym de Yusuf (as) ağzından

(Yusuf 12/39)

¥Š¤î   æì¢Ó¡£Š 1 n¢ß  ¥lb 2¤‰ ae  õ  ¡å¤v¡£ŽÛa ¡ó j¡yb • b í ›SY

›6 ¢‰b  £è Ô¤Ûa  ¢†¡ya ì¤Ûa ¢é¨Ü£Ûa ¡â a

ya sahıbeyi’s sicni e-erbabün müteferriku­ne hayrün

emillahül vahıdül kahharü

ya sicn/zindan iki (2) sahıb/arkadaşım

müteferrik/çeşitli erbab/rabbler mı

yoksa  vahid/bir tek kahhar/kahredici allah mı hayırlıdır

“Ey zindan arkadaşlarım ayrı ayrı Rab’larmı hayırlıdır, yoksa tek ve üstün olan Allah’mı hayırlıdır?”diye, bildirmiştir.

 

Genel olarak, “Rabb’ül erbab” bütün bu alemde meydana ge­len oluşumların kaynağıdır.

 

“Rabb-ül has”lar ise, teferruatları oluş­turmaktadırlar.

Burası ise Esma mertebesidir ve Ef’al mertebesindeki oluşumları meydana getirir.

 

Ve ruh’un inmesi: Sana “venafahtü”nün daha genişi geliyor

Adem (as) hakkında, (Hicr 15/29 ayetinde)

¢ó©y뢉 ¤å¡ß ¡éî©Ï ¢o¤‚ 1 ã ë  

“ve nefahtü fiyhi min ruhiy”

ve ruhumdan fiyhi/ona içine nefh ettim/üfledim

“Ona ruhumdan üfledim”

 İsa (as) hakkında (Bakara 2/253)

6¡¢†¢Ô¤Ûa ¡€ë¢Š¡2 ¢êb 㤆  £í a ë

“ve eyyednahü birühıl kudusi”

ve rühı’l kudus ile 

eyyednahü/onu/kendisini biz yed/el verdik, destekledik

“O’nu Ruhul Kudüs ile destekledik”

 

Burada da sana ruh’un, “Hakikat-ı Muhammed-i”nin “Ruh’ul Azam” olarak gelmesi, Rabbül alemiyn izniyle faydalandırılmasıdır, inmesidir

Nasıl?  (Kadir 97/4)

´=§Š¤ß a ¡£3¢×  ¤å¡ß 7

“min küllü emrin”

külli/her emir/işten

“Her bir emirden.” Emiriş manasınadır.

İşte o mana alemindcn gelen özellikler Ef’al aleminde zuhura gelmektedir.

 

Senin gönlüne mana aleminden gelen melekler, güçler; ruh, hayat, nur bedenine intikal ediyor.

Bedeninde de madde aleminde, Ef’al aleminde zuhura çıkmış oluyor.

 

“min külli emrin”“her bir emir

 “selamun”ve o emir ile birlikte “selamet” getirirler,

ve tabi böyle bir oluşum selametten başka ne olabilir.

İnsan için bundan salim daha selametli bir şey olur mu?

 

Selam aynı zamanda İslam, selamete çıkmak, selamette olmaktır.

 

(Kadir 97/5)

› ¡Š¤v 1¤Ûa ¡É ܤÀ ß ¨ó¨£n y  ó¡ç ´ ®  ¥â 5  ›U   

(5)selamün hiye hatta matlei’l fecri

(5)  ta ki matleil fecr/fecr/tan yeri tuluğ edinceye/ağarıncaya kadar

      hıye/o selam/esenliktir

 “O gece tan yerinin ağarma.sına kadar bir esenliktir. “

 

“hiye hatta”“hatta şu zamana kadar ki”

“metlail fccr”“güneş doğuncaya kadar”bu oluşum böylece devam eder gider.

 

Bakın yukarıda üç geceden bahsedildi,

burada da “tuluğ”dan bahsedili­yor,

ne demek isteniyor?...

“Güneş doğuncaya kadar”yani “Hakikat-i İlahi güneşi doğuncaya kadar.”

“Hakikat-i İlahiye” güneşidoğdu­ğu zaman sende tabii ki fecr oluyor.

 

Yukarıdaki geceler bitiyor ve “fena fillah” mertebesinden “Baka billah” mertebesine geçilmiş olu­yor.

Bu halde gece ve teferruat bitmiş, her şey yerli yerine dön­müş, ebedi gündüze ulaşılmıştır.

Nasıl ki yüz kilometre yukarıya çıkıldığında güneşle karşı karşıya kalındığında, her zaman gün­düz ise,

gönül alemine girdiğin zaman da

(İsra 17/81)

6 ¢3¡Ÿb j¤Ûa  Õ ç ‹ ë ¢ £Õ z¤Ûa  õ¬b u

“cael hakku ve zehekal batılü”

hakk cae/cey’e etti, geldi ve batıl zehak/hükmü bitti, yok oldu

“Hak geldi batıl gitti”

başka bir ifade ile, bu “fecr” batılın gitmesidir.

Batılise, senin var zannet­tiğin aslında hiç bir zaman var olmayan izafi nefsin’dir.

O gittiği zaman gelecek olan ise, güneşli gündüz, o da senin özün, zatın’dır.

 

 
Ey hakikat yolcusu!

Yukarıdan beri anlatılmaya çalışılan şey­leri iyi anlamaya çalışalım. Bunlar bizim gerçek hayatımızın seyir­leridir. Bir sistemin oluşumu, bir gelişimin oluşmasıdır.

Bu sistem oturduktan, güneş doğduktan sonra kemale erilmiş, meyve olmuş oluyor.

Tekrar o meyvenin seyrini baştan anlatmaya gerek kalmıyor, çünkü yaşanmış oluyor.

Neticede ise sonradan bunları başkalarına yaşatmak gerekiyor, sonra tekrar tohum oluyorsun, tekrar toprağa giriyorsun onlarla birlikte tekrar seyrini sürdürüyorsun.

 

İşte şu üç satırlık kısacık bir süre içerisinde Cenab-ı Hak bü­tün kemalatı ortaya getirmiştir.

İnşallah hepimiz bunların idrakinde olalım ve en iyi şekilde anlayanlardan olalım.

 

Özetlersek, biz Ku’ran-ı Keriym-i Kadir gecesi yani mübarek bir gecede indirdik. Bu mübarek gece bizim için, kendi gerçek varlığımızı idrak ettiğimiz gecedir.

 

Cenab-ı Hak bizim eski birliğimizden çıkıp nefsaniyetimizden kurtulduktan sonra, o gönüle te­celli etmeye ve ilham yoluyla Kur’an’ını indirmeye başlıyor.

 

Kur’an-ı Keriymin inmeye başlaması, melekler ve ruh vasıtasıyla Cebrail vasıtasıyla oluyor

ve kim ki bunu idrak ederse Kadir gecesini idrak etmiş oluyor.

 

İşte İslam dininin özelliklerinden güzelliklerinden bir tanesi de bu ki, kim bunları idrak ettiyse, daha dünyada iken Hak sev­gilileri arasında oluyor. Sadekallahulaziym...

 

Not:Hatırasına ve mevzu ile ilgisine binaen Nusret Babamın 1963 senesi Ramazanının Kadir gecesinde yazmış olduğu münacatını da ilave ediyorum. Allah c.c. fcyzinden nasibdar eylesin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ramazan 27 1963
KADİR GECESİ MÜNACAAT

(Nusret TURA)

 

Ey alemleri yaratan Rabbimiz; Ey azameti, şani, şerefi kudreti, kuvveti lütfu, keremi...sonsuz olan sevgili ALLAH’ım;

 

Seninle konuşabilmek için aczimi itiraf ederek, nefsimi hakir görerek ve göstererek söze başlayacağım. Cehennem devrim geçti, yine oralara düşerek yanmak istemem.

 

Senin sonsuz sıfatlarını her kulun biliyor. Bilmeyenlere de ya­kın zamanda bildireceksin. Bu sıfatlar da cennete açılan kapılar­dır.

 

Nusret kulun cennet kapısında da değildir. Zatının deryasında yüzmek istiyorum. Senin aşk ateşinle yanmak istiyorum. Pervanenin en son çare olarak kendisini ateşe atması gibi yanmak isliyorum. Çok şükürler olsun sana; yanıyorum da, beni hiç bir alem tatmin edemez oldu. Bende ibadet takati da kalmaz oldu; çünkü zatının ismi, isimlerin en güzeli ve en derin manalısı;“ALLAH” diye seni aradığım zaman gönlümden doğan bir nur parmaklarımın ucuna kadar yayılıyor. Topraktan olan varlığımı nur kaplıyor. Bütün hislerim, kuvvetlerim, ihtiraslarım, iptilalarım eriyor, yok oluyor.

 

Senin emirlerin; varlığını bilen, sana ibadet ederek avuç açan kulların içindir, akıl sahiplerinedir; bende o zaman “ben, ben” diyecek bir varlık, kendisini sana nisbet edecek bir akıl kalmadı ki, ağzım, azalarım hareket edebilsin. İşte bu mübarek Kadir gecesi kainat duvarının üzerine asılmış olan Nusret isminde köhne bir elbisem vardı; Sen o elbiseyi sırtına geçirdin. Bu gece tebdili kıyafet ederek geziyorsun. Sen bütün nurunlaı, bütün varlığınla bütün rahmet ve şevkatinle bende gözüktün.

Ben de isterdim ki di­ğer mü’min kardeşlerimin gibi arabalar içinde şehrin bütün camilerini dolaşayım. İftarı bir camide, akşam namazını bir diğerinde, yatsı ve teravih namazlarım bir üçüncü camide eda edeyim. Bu aciz kulun ne yaptı. Tabii bilirsin erkenden yattı, hem yatsısını ev­de eda ederek.

 

Herkesin bütün gece yorulup da uyuklar halde oldukları bir zamanda, sabahın saat ikisinde kalktım, huzuruna durdum. Bu sa­at Aşıkla Maşuk’un naz ve niyaz saatidir. Bu saat mahremlerin, sevgililerin seviştikleri saattir. Bu saat nusret saatidir.

 

Beni sana götürecek deveyi dinlendirdiğim saattir, sonra yola sürdüm. Camilerde, yer yer evlerde ışıklar vardı. Kulların bütün gecenin yorgunluğuna mukabil el kaldırmışlar, bir çok şeyler isti­yorlar.

 

Sevgili ALLAH’ım, onlara istediklerini ver, hazinede hepsini memnun edebilecek şeylerin hepsi fazlasıyla mevcut. Onlar yal­varıyorlar, ağlıyorlar 364 gün gaflette ve günah kirlerine bulandıkları için ağlıyorlar.

 

Ver ALLAH’ım onlara ver! Affet onları sevgili Rabbim: günah defterleri mi doldu? Ateşe at, insanları değil. Defterlerini at, onları yak. Onların dilediklerini de verince sen de rahat olursun Nus­ret kulun da.

Nene lazım ya Rabbim, sana sevgisini arz etmek için huzuruna can atan Nusretinin yüzüne bak.

 

İşte birkaç saat sonra sabah olacak. Kadir gecesini ihya eden­ler uykuya dalacak, gaflet ehli yine “vazifemi yaptım Rabbime yal­vardım belki bu gecemi bin aylık ibadele muadil tutacak”diye memnun ve müsterih olarak tekrar eski hayatlanna devam ede­cekler.

 

Fakat ya Rabbim, senin Nusret kulunun bütün sene seninle buluşmadığı sabah yok ki. Hatta beşeriyet yükü az olduğu zaman huzurundan ayrıldığım zaman yok.

 

“Ey benim Nusret kulum; Sanki Muhammedimin sevgisiyle meşbu bulunuyorsun. Onun sevdiklerini ve onu sevenleri ben de severim. Bu mütekabil sevginin temeli de kullukta kemale ermektir. Yokluğa uçmaktır.”

“Benim zatıma olan muhabbetten gayrı yarattığım şeylerden herhangi birisine muhabbet: beni unutmak ve gaflete düşmektir. Her şeyi sizin için yarattım, fakat muhabbet ve aşk bana mahsus­tur. Gönül evini bana tahsis ederek masivayı oradan çıkaranlar­dan, ben de kulluk perdesini kaldırırım.”

“Kullanma bak, yanıma gel Muhammedimin ümmetini temaşa edelim. Gözünden perdeni aldım, sırtından kulluk elbiseni çı­kardım. Sana görmek ve söylemek kabiliyetini verdim. Benimle basirsin, vekilimsin!”

 

“ALLAH’ım! Sevgili Rahbim: neler görüyorum? Madem ki söy­lememe de müsaade ettin, ben de söyleyeyim ki, bleni dinleyen kulların da aynı yoldan gelsinler. Ben senin huzurunda ibadetle meşguldüm, şimdi yanında bulunuyorum. Ağlayanlar, sızlayanlar, pır pır kalbi atanlar, alev alev ciğerleri yananlar, müteessir olmasınlar ki, sen onlarla da berabersin.

 

Ya Rabbim, utanıyorum! Kıble olarak tanınan Ka’be-i şerifle siyah örtünün içindeyim. Bütün başlar bize eğik, bütün gözler yaşllı yaşsız bize bakıyor. ALLAH’ım; bana neler oluyor? Özümden, sinemden, gönlümden, vücudumu yakmıyan bir ateş doğuyor., Hayır! bu ateş değil; vücudumu istila eden bir nur, nurdur. Bize bakanlara aşk ve şevk saçan bir nur. Masiva aşkını yaktı,benliğimi yaktı, bütün efkarımı yaktı.

 

Ben zat olarak mı kaldım? İlmin ve aklın ta kendisi olarak mı kaldım, göz ve idrak nuru olarak mı kaldım? Ah. Aman ya Rabbim, eriyorum, eriyorum nerede ise cehennemi söndüreceğim Hatta, hatta cenneti de!

 

“Kellümini ya humeyra,”  Mealen: “konuş bana ey Hümeyra”(Hadis)

 
Estağfurullah Estağfurullah

Eûzü bike minke ya ALLAH.

 

ALLAH ALLAH ben nerede idim? Büyük bir kalabalık ellerini açmışlar ağlıyorlardı. Onlara islediklerini verdim, sevindiler. Gittiler, evet onlar gittiler, ben yine onlarla kaldım. Evet ben onun elbisesi oldum, evet o benim içimden doğru kaynadı. Beni eritti, evet evet, bayıldım veya tam diri oldum hayatın da ta kendisi, lü tuf ve keremin ta kendisi, isimleri sıfatları Zatının deryasında gaip oldum.

 

 

Cehennem yakmaz oldu. Cennet de gözümden silindi. Evet evet, ahir zaman velisi evet son velilerden hayır bir kaç tane daha var. Sözlerimi melek İsrafilin Sur’u gibi ve isa peygamberin sözleri gibi diriltici, hem de ölüleri diriltici sözler. Taşlara topraklara hayat veren sözler. “Biz de sizdeniz”diyorlar.

 

Evet, inbisat (genişleme hali) katreye verilirse, “deryayım”der. Evet, inbisat (genişleme hali) zerreye verilirse “güneşim”der.

 

Arifler de dudak bükerler, yalanlamazlar, çünkü her şey aslına gidiyor. Kainat onun şerefine yaratıldığı halde “ben de sizin gibi bir beşerim. Fakirlikle iftihar ederim”diyen Rabbimizin ilk sevdiği elbise, beşer libası, fakirlik sıfatı sırtından hemen hemen hiç çıkarmadığı elbise.

 

Şeriat, Hak’ka giden yoldur. O onu tanzim etmiş, şekillendir­miş. Aşk hayatı; bu varlık yolundan bambaşka bir yol. İkisi bir  arada görünmüşse de idrak farkı birini şah diğerini kul yapar.

 

Biri varlığı nizama sokar, diğeri yokluğa kanal açar. İkisinin de birleştikleri noktada bir nur peyda oluyor, harem sarayı, vahdete giriliyor, fakat bu giriş herkes için değil, onun için, fahri alem Efeendimiz aşk alemini Mevlana Celalettin ağızından anlatıyor.

 

Ne, çıkar? Onun söylediği, kapalı geçtiği sozleri de Nusrete söyletiyorlar. İsrafilin hayat üfüren Sûrunu Nusrete vermişler. Olur ya buna “Alem-i Huzur”, “Alem-i İmkan” derler. Yok, yok olmaz olmaz demek Ramazan şerifin 27.ci Kadir gecesinde herkesi bir sırra erdirip kadir ve kıymelini bildiriyorlar.

Fakat sevgili okurlarım:

365 geceden bir gece olan Kadir gecesini yakalamak islerseniz, o bir tek geceye güvenmeyiniz. Çünkü inhisar yoktur. Aşık olmak, huzura kabul olduğuna itimat edinceye kadar seneleri de­vir etmek lazımdır.

 

İsmi Azam, Cenab-ı Hak’kın isimlerden birisidir. Bunu bilen bulun imkanlara sahip olur. Fakat o İsmi Azamı kendinde tahak­kuk ettirmeyi şart koşmuşlar, buna muvaffak olanlar da tam bir feragat halindeler. Gözleri sevgiliden başka bir şey görmez, onu görenin de dili tutulur, göz olarak kalır. Rabbimin izniyle bu çok kıy­metli sohbetimiz de burada son bulsun, surette bayramı idrak için beşeriyet libası giyelim, tevkif ALLAH’dan’dır...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

09/03/1994 Kadir gecesi

 
K A D R İ N İ  K I Y M E T İ N İ   B İ L

 

Ramazan geldi kardeş, geçiyor,

Günler hep birer birer eriyor,

Oruçlar yolu tuttu gidiyor,

Ramazanın kadrini kıymetini bil.

 

Kadir gecesi hayırlı bin aydan, 

Sende al hemen bu büyük paydan,

Hak’ka varırsın belki bu yoldan,

Kadir’in kadrini kıymetini bil,

 

Bayrama ulaşınca bir gün,

Günahlar mutlak olur sürgün,

Hayatını yönlendir düzgün,

Bayram’ın kadrini kıymetini bil.

 

Kadir gecesinde indi Kur’an,

Okuyunca bulursun kurb’an,

Kur’an’sız geçen günlere yan,

Kur’an’ın kadrini kıymetini bil,

 

Nehi’den sana’da var rahmet,

Ne olur onu incele bir zahmet,

Hayalinde her daim yadet,

Peygamber’in kadrini kıymetini bil

 

Rabbine yönel artık güzelce,

Hani söz vermiştin ezelde,

An O’nu durmadan her yerde,

Rab’bının kadrini kıymetini bil,

 

Ömrünü harcama boşuna,

Geldin acaba kaç yaşıma,

Belki sonuç gitmez hoşuna,

Ömrünün kad’rini kıymetini bil,

 

Kendini biraz tanı önce,

Düşün, düşün her dem güzelce,

Pişmanlık içine işleyince,

Kendi’nin kadr’ini kıymetini bil,

 

İlmi ledünni’ye yönel,

Verir sana tuttuğun el,

Haydi gönül alemi’ne gel,

Dünya’nın kadr’ini kıymetini bil.

Dünya’da vaktin nasıl geçiyor,

Günlerin birer birer eriyor,

Haydi Rab’bın seni bekliyor,

İlminin kadr’ini kıymetini bil.

 

Nefsini iyi tanı bu günden,

Neler çıkar beden gömleğinden,

Haber iste mana alemi’nden,

Nefs’inin kadr’ini kıymetini bil.

 

Nefes’ini iyi kullan her an,

Boşa geçen nefes’lerine yan,

Gayret et dayan da dayan,

Nefes’inin kadr’ini kıymetini bil.

 

Zikrullah ile çok meşgul ol,

Ondan geçer Hak’ka giden yol,

İstikamet düz, deme sağ sol,

Zikr’inin kadr’ini kıymetini bil.

 

Namazda Mi’rac eyleyiver, 

Beş vakle’de değer ver değer,

Güzelce devam edersen eğer,

Namaz’ının kadr’ini kıymetini bil.

 

Necdeti bigane gördün belki,

Rab’bından ayrı değildir bilki,

Dünyadan ayrılmadan gel görki,

Necdet’in kadr’ini kıymetini bil.

 

Necdet ARDIÇ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SOHBET TARİHİ

9-NİSAN – 1997

ÖZET