Keşki sevdiğimi sevse kamu halkı cihan, gece gündüz sözümüz kıssaı cânân olsa

OKUYUCULARIMLA (17.10.1966)
OKUYUCU suallerinin cevabını birkaç gün sonraya ta'lik ediyorum.. Bugün sütûnumda muhterem Nusret Tura'nın tasavvufi bir mektubunu neşretmeyi doğru buldum.

«Bir gün; bir tarafı ham kalmış bir dost ile sohbet ederken, «Allah cehennemde deseler oraya girerim, onun yoluna yanarsam yanayım» dedi. Bu söz Arif olmayanın aşkı idi. Kemâl ehline, olgun kimseye yakışan bir ifâde değildi. Çünkü cehennem ve cennet kulluğa lâyık bir yerdir. Cehennemin üzerinden bir âşık geçse şöyle feryat ediyor: «Üzerimden çabuk geç ey âşık! Senin ateşin benim ateşimi söndürecek,»
Allahın ve Ehlûlllahın bulunduğu yerde cehennem hatta cennet bulunmaz, utançlarından yok olurlar, erirler. Bu meydan erler meydanıdır, noksanların değil. Yâr bahçesidir; ağyar değil. Vuslat yeridir; firkat değil. Aşk lokması herkesin ağzına sığmaz, çocuk midesi kaymağı hazmetmez, şekerin pancardan yapıldığını, nasıl yapıldığını bilmek başka, şeklini görmek başka, yemek başka, şeker olmak başkadır. O makâma erenler cânân libasiyle gözükmüşlerdir. Onları her göz göremez. Akıl oraya çıkamaz. «Yanarım» der. Riyâ ve menfaat kokmayan sözler kulaklara biraz dik gelir. Onlarda baba şefkati, dost kokusu vardır.
Güneş her ne kadar çok yükseklerde ise de nûru ayaklarımızın altında gibidir. Onu çiğnemeğe kalktınız mı o yine üstte kalır. Güneşin şuasının herhangi bir ucunu takip etseniz sizi güneşe götürür. Gönül âlemi de böyledir. Gönül; kâinatın gözü, güneşlerin merkezidir. Âşıkların etrafında dolaşmaları pervanelerin çerağ etrafında dolaşmaları gibidir.
Aşk kalblerde bir ateştir ki Haktan başka her ne bulursa yakar. Mâsiva dedikleri bu gayri şeylerdir. Artistlerin birinci aşkım, ikinci aşkım dedikleri karı koca aşkı mecazî aşklardır. Bununla beraber hiçbir hayat sâhibi yoktur ki bir ana ile bir babanın mecazî aşkından hâsıl olmasın. İnsan da, hayvan da, nebat da mikrop da böyledir. Kan iken rengi ve kokusu değişen süt bizde şefkat ve aşk mayasıdır. İlâhî aşk = Amur plâtonik madde âleminden münezzehtir. Aşkın mayası kime ilkâ edilmişse yâni kim ona lâyıksa yâni kimin gönlü temizse, kalbi derd-i aşkla çarpıyorsa âşık odur. Âşık büyük bir feragat sâhibidir. Kemâle erdiği anda yâni yokluğunu anlayıp ma’şûkunda fâni olduğu anda da ma’şûk oldu demektir. Nehir, dere, ırmak isimleri denize döküldükten sonra kalmaz. Kemâle eren her şey aksine intikal eder. Suyun sıcaklıktaki kemâli buhar olmasıdır. Soğukluktaki kemâli buz olmasıdır. İnsanın kötülükteki kemâli şeytan namını alır. İyilikteki kemâli de -eğer bu kemâl mânevi ise- yoklukta fenâ ise o zaman Hak namını alır. Çünkü gönlü tertemiz olmuş, fenâlıklar gitmiş, Hakkın saltanat yeri olmuştur. Gönülde put varsa kilisedir. Allah ve peygamber isimleri varsa câmidir. Allahın evidir. O kulun âzalarında bile tasarrufu yoktur, Hakkın tasarrufu vardır. Bazı gönüllerde fisk-u-fesat varsa o gönül iblisin mekânıdır. Orada tasarruf eden de odur.
Mecnun kuvvetli bir âşıktır. Mevlâsını bulduktan sonra Leylâ'sını bırakmıştır, unutmuştur. Hazret-i Mûsâ zamanında birisi Hızıra âşık olmuş. Aramaya çıkmış. Bir müddet yürüdükten sonra karşısına birisi çıkmış. Selâm vermiş. Ona Hızırı aradığını söylemiş. O zât da Hızırın alâmetlerini saymağa başlamış, avucunu göstermiş. «İşte böyle avucunun ortasında yeşil bir ben varsa o Hızırdır» Ayağını bastığı yerden kaldırmış. «İşte bastığı yerde ot biterse o Hızırdır. Yüzünden nûr saçar, Gözünden hayat fışkırır. Sözünden kalbin huzur bulur.» Ceketini açmış, «Göğsü böyle misk gibi kokar, böyle bir adam bulursan eline yapış öp. Her ne derse yap. Çünkü o Hızırdır.» demiş ve kaybolmuş. Ahmak adam gerisi geriye köyüne dönmüş. Mahalle kahvesinde Hızırla olan konuşmasını anlatmış. «Şimdi öyle bir kimse kolluyorum» demiş. Arkadaşları hep birden, «Yuh sana aptal. O adam Hızırdı. Sana kendisini göstermiş. Niçin elini öpmedin?» diye ölünceye kadar alay etmişler.
Âşığın da aradığı ma’şûktur. Ma’şûk ise insan libasına bürünmüştür. Onun için insana eşrefi mahlûkat denilmiştir. O insanın mayasında çamur degil, aşk ve muhabbet kaynamaktadır. Bunlar da ağzından ve kâleminden akar. Bir gün Resûlallah Efendimiz ashabına: «Arkadaşlar; bu gece bir süt içtim bir süt içtim. Parmaklarımdan süzüldü» demiş. Ne ile tâbir ettiğini sormuşlar. «İlimle» demiş.
Eğer rüyasında süt içen varsa bir ehline anlatsın tâbir ettirsin.
Aşk târife sığmaz. Aşkı tadan bilir. Olan bilir. Hazret-i Allahın en sevgili kulları âşıklardır. Eskiden padişahlar tebdil gezerlerdi. Tanıyan selam verir, elini öper; tanımayan omuz vurur geçer gider. Âşık da böyledir, ma’şûk da… «Ben ol da gör» diyerek Hazret-i Mevlânâ gibi dönmemize devâm edelim. Aşktan peygamberler hazeratı bahsetmez. Çünkü sûreti idare için şeriat gibi bir vazifeleri vardır. O neşeyi velîlerin çıraklarından sorunuz.
Keşki benim sevdiğimi sevse kamu halk-ı-cihan
Gece gündüz sözümüz kıssa-ı-cânân olsa.

AŞK VE MUHABBET YOLU - M. NUSRET TURA 
DERLEYEN NECDET ARDIÇ