Kevser ırmağı

Ey! Hakk muhabbetlisi can! 
Şu mevzuu daha iyi anlayabilmek için gönlünün derinliklerine dalarak orayı genişletmeye bak, bak ki yeni ma’nâları anlamaya mahâl hazırlamış olasın. Böylece idrâkin genişlemiş ihata gücün artımış olur. İyi bil ki ne varsa, sende vardır. Sende, bulamadığın, bilemediğin şeyi dışarıda da bulamazsın, artık hayâlden kurtul. 
O gün ve daha sonraki günlerde Risaletpenah Hz Rasûlüllah aleyhisselatu vesselam Efendimizin elini tutan kimseler değişik mânevi mertebelerde olduklarından, o alış verişten her birerleri ayrı ayrı feyiz aldılar. Hz. Rasûlüllah’ın elini tutan kimselere akan “muhabbetullah”, “mârifetullah”, “muhabbet-i Rasûllüllah”, değişik oranlarda ve değişik şiddetlerde olmuştur. Bazılarında sadece kendi bünyelerinde kalmıştır, bazılarında bir nesil, yani sadece kendinden sonrasına aktarabilmişlerdir. Bazıları iki nesil, bazıları üç dört nesil, daha az bir kısmı ise daha fazla nesile bu alış verişi, muhabbet akışını iletebilmişlerdir.
Sahabenin de büyüklerinden olan “dört halife” “Hulefa-i Raşidin”den gelen akış en çok nesillere ulaşan akıştır. Bunlardan bilhassa bizi ilgilendiren “Hz. Ali (radiyallahu anh ve kerremallahu veche) efendimizden gelen akışın bu günlere ulaştığını ve inşeallahu Teâlâ kıyâmete kadar devâm edeceğini de biliyoruz.
“Hulefa-i Raşidin”in diğerleri için söz söylememiz yersiz olur çünkü ayrı konudur. Allah c.c hepsinden razı olsun ve hepsinin feyzinden bizleri de faydalandırsın.
İşte yukarıda belirtilmeye çalışılan oluşum üzerine Efendimizi görenlere ona tâbi olanlara “ashab” “sahabe” “sahibler” dendi. Onları görenlere “tâbiin”, Tâbiin'i görenlere “tebei tâbiin” dendi, çünkü onlar güçleri nisbetlerinde aldıklarını kendilerinden sonra gelenlere aktardılar.
El ele, diz dize, göz göze, îfa edilen bu zincirleme oluşum, zâtın olarak bakıldığında “zâhiri Kevser” ırmağıdır. Efendimizde başlayıp Kıyâmete kadar elden ele sürecektir. 
Hz. Resûlüllah Efendimizin kendisi “Kevser gölü” kaynağıdır. O kaynaktan akıtılalarak yola çıkarılan da “kevser ırmağı” dır.
Bâtını ise Efendimizin gönlünden çıkıp, diğer gönüllere akarak, seyr etmesi, ırmak oluşturmasıdır. Bu ırmak geçtiği yerlere ve içenlere ebedi hayat bahşetmektedir.
İlk başlarda kaynağından geniş bir nehir şeklinde akmaya başlayan Kevser ırmağı daha sonraları incelerek yoluna devâm eder hale gelmiştir.
“Kevser ırmağı”nın getirdiği özellikler ile kendi beşeri varlıklarından yıkanıp temizlenen gönüllerde ve ellerde Hak’tan başka bir şey kalmadığından, onların elleri üzerinde Allah’ın c.c eli vardır. Onun için (Feth Sûresi 48/10) “Yedullahi fevka eydihim“ “Allahın eli onların ellerinin üstündedir,” buyruldu. 
Kur’an ve hadislerin muhtelif yerlerinde Allah’ın c.c insanlarla birlikte olduğu belirtilirken, nasıl bir anlayış ise, zaman ve mekândan “tenzih” edilerek, o kendisi var ettiği halde bu âlemlerin dışına atılmaktadır. İnsânlığın bu anlayış içersinde Rablarına ulaşmaları mümkün değildir. İnsânoğlunun artık hayâlinde var ettiği “Rabb-ı has”ına değil, Kur’an ve Hadislerde bahsedilen gerçek anlamda “Rabb’ül erbab”a yönelmelerinin vakti çoktan gelmiş ve geçmektedir.
Bugün ve gelecekte el tutan, yani el alan kimseler geriye doğru baktığında bu el tutuşun bir zincirleme halinde Hz. Rasûllüllah’a, oradan da Hz. Allah’a c.c kadar ulaştığını görmekteyiz.
İşte gerçek anlamda kaynağından el alan kimse ile de o zincir bir halka daha ilave edilmiş ve Kevser ırmağı yatağında daha ilerilere doğru yoluna devâm etmeye koyulmuştur, hem zâhiren ve hem de bâtınen gerçek yol ve yolculuk da budur, gönülden gönüle akan mâneviyat da budur. Bu hali yaşayanlar Hz. Rasululah’ın gönül evlatlarıdır. Kıyâmete kadar da nesilleri devâm edecektir. 

Terzi Baba Necdet Ardıç Uşşâki k.s 
6 Peygamber Serisi-6 Hz. Muhammed Rasûlullah (sav) Kitabından