Mehmet Nusret Tura Uşşaki

Babası kolağası İsmail Efendi, annesi Şahinde hanımdır. Babasının ailesi
Bulgaristan‟ın Kızanlık bölgesinden, buradaki düzenlerinin bozulması sebebiyle ayrılarak
yola çıkmış, bu göç esnâsında İsmail kaybolmuş ve Türkiye‟ye doğru gitmekten olan başka
bir kafile yanlarına almıştır. Kendi ailesini bir daha bulamayan İsmail, yeni ailesi ile bir
müddet Tekirdağ‟da ikāmet etmiş, daha sonra İstanbul Kasımpaşa‟ya yerleşmişlerdir.
Kasımpaşa‟da Şahinde Hanım ile evlenen İsmail Efendi‟nin, 1903 senesinde Nusret isminde
bir oğlu ve 1917 senesinde Fatma Nafize isminde bir kız çocuğu dünyaya gelmiştir.
Nusret Efendi 18 yaşlarında iken annesi onun hakkında güzel bir rüya görür. Bunun
üzerine babası Nusret‟i yanına alarak Kasımpaşa‟daki Uşşâkî âsitânesine gider ve dergâhın
şeyhi Mustafa Sâfî Efendi‟ye “size bir Uşşâkî gülü getirdim” diyerek Nusret‟i teslîm eder.
Nusret Efendi‟nin tarîkata intisâbı bu şekilde gerçekleşir. 1926 yılında şeyhi Mustafa Sâfî
Efendi vefât edince, zaten kendisinin terbiyesiyle ilgilenmekte olan Mustafa Sâfî Efendi‟nin
halîfesi Mehmed Hazmî Efendi ile seyr ü sülûkuna devam etmiştir. Nusret Efendi‟nin bunu
ifâde eden bir beyti şöyledir:

“Hazreti Hazmî‟ye büktük boynumuz misli gedâ,
Pîr Hüsâmeddîn-i Uşşâkî‟ye ettik ilticâ”.

Hazmî Efendi‟nin Fatih Keçeciler‟de Mahmud Bedreddin Dergâh‟ındaki evini sık sık
ziyâret etmiştir. Derslerini bitirmeye muvaffak olduğunda bunun sevinci ile günümüzde rast
makamında ilahî olarak okunmakta olan meşhûr “Erler Demine Destur Alalım” nutkunu
söylemiştir:

Erler demine destûr alalım
Pervâneye bak ibret alalım
Aşk ateşine gel bir yanalım
Dost dost diyerek arşa varalım
Devrâna uyup seyrân edelim
Eyvah demeden, Allah diyelim

Günler geceler durmaz geçiyor
Sermâyen olan ömrün bitiyor
Bülbüllere bak feryâd ediyor
Ey gonca açıl mevsim bitiyor
Devrâna uyup seyrân edelim
Eyvah demeden, Allah diyelim

Âşıksan eğer gel birleşelim
ġeyhin izine yüzler sürelim
Tâ fecre kadar zikreyleyelim
Feryâd edelim efgân edelim
Devrâna uyup seyrân edelim
Eyvah demeden, Allah diyelim

Ey yolcu biraz gel dinle beni
Kervan yürüyor sen kalma geri
Nusret denilen deryâ gezeri
Hatmetti bugün seyr ü seferi
Devrâna uyup seyrân edelim
Eyvah demeden, Allah diyelim

Talebesi olan Necdet Beyefendi onunla olan berâberliklerinden şunları nakleder:

“Nusret Babam gişede çalıştığı sıralarda ziyaretine giderdim. Gemi saati olmadığı
zamanlar gişenin kapısı kapalı olur, kendisi içerde ya istirahat eder ya da eğer yorgun değilse
zikir yapar veya yazılarını yazardı. Ben kapıyı vurmam beklerim, o geldiğimi anlar içeri alır,
benimle sohbet ederdi…Bir gün arkadaşım ile beraber ziyaretine gitmiştik. Sonra başka yer
de dersimiz olduğunu söyleyerek kendisinden izin istedik. Kapıdan çıkarken „Deryâda
yıkanıp temizlendiniz hadi şimdi göle gidip kirlenin bakalım‟ dedi. Bunun ne anlama
geldiğini çok seneler sonra anladım…

Mehmet Hazmi Tura ile halîfesi Mehmet Nusret Tura‟nın soyadlarının aynı olması
kan bağından değil manevî bağdan kaynaklanır. Nusret Efendi, Ģeyhine olan aşırı
muhabbetinden dolayı aynı soyadını kullanmıĢtır. Bununla alakalı bir beyti şöyledir:

“Bana kıtmir-i aşk derler koşarken Hazmî-i câna
Lâkaptır Nusret-i tura (Tuğra) ayılsınlar füsûnumdan…”

Mektuplar‟ında da soyadıyla ilgili şu açıklamayı yapar:
“Sordular Mecnûn‟a Leylâ‟nın saâdethânes
Sîneden bir âh çekip gösterdi dil vîrânesin” dedikleri gibi Hazmî Babamız da
sînemizde yatıyor, toprakta değil. Efendi babamızın soyadı Tura‟dır. Fakîrin de Tura‟dır.
Tuğra derler eski Türkçede. Mânâda Sultanlar Sultanı‟nın tuğrasıyız. Esâsen Tuğra‟ya
padişahların imzâsına derler. Cenâb-ı Kibriyânın gönlümüze vurduğu Tura‟nın pırıltılarını
sözlerimizde, gözlerimizde görmek mümkündür.

Nusret Efendi, şeyhi Hazmî Efendi‟nin vefâtından kısa süre önce çıktığı Hac
yolculuğuna dair “Efendi Babam Hacc‟a Giderken” başlıklı şu şiiri söylemiştir:

Günden güne efzûn oluyor âh-ı figânım,
Canânımın ardında koĢup gitmede figânım,

Gittim gelirim, “gel” dedi mahbûb-ı cihân “gel”,
Gönlümde bir aks-i sedâ var, “git ve hemen gel”

Ol hâk-i ıtırnâke eriş, sonra selâm et
Alnında durur dîdelerim, hâk ile pâk et,

Herkes su döker yolcusuna, yol alıyorken,
Biz yaş dökeriz gelmen için, bir görüversen

Tayyâre ile âlemi eflâki dolaşsan
Ref ref ile, düldüller ile arşa ulaşsan

Gönlümde yerin var, Allah, taşra çıkamasın
Bir tek adım olsun atamaz, gāib olamazsın

Gittin bilirim ağlayarak, bir nice zahmet,
Ya kalbine geldiyse eğer, Nûr-ı Muhammed

Avdet gerekir, tâ ki bu dem kalmaya hasret,
Çok özledi Nusret seni, gel kalbime hükmet.

Nusret Efendi gençliğinde Devlet Deniz Yolları‟nda göreve başlamış ve seferlere
çıkarak geçimini sağlamıştır. 25 yaşında iken Rahmiye Hanım ile evlenmiş, bu evlilikten
Nûriye ve Recâî isimlerinde iki çocukları olmuştur. İstanbul Kasımpaşa‟da ve son olarak da
Bebek semtinde ikāmet etmişlerdir. Bebek iskelesi gişe memurluğunda çalıştıktan sonra
buradan emekli olmuştur.Nusret Tura 1979 yılında vefât etmiş, vasiyetleri gereği, eşiyle
birlikte Pendik Soğanlık Dolayoba Yaylalar Köyü mezarlığına defnedilmiştir.

Mehmet Nusret Tura‟nın tasavvufî kitapları, gazetelerde yayımlanmış yazıları ve
Ģiirleri bulunmaktadır. Kendisi 1960‟lı yıllarda, Şiirlerini, Tasavvufta Gönül ve Aşk ve
Vecîzeler isimli kitaplarını, Karagün Dostuyum başlığı ile üç kitap halinde bastırmıştır.
Nusret Efendi‟nin bazı tasavvûfî sohbetleri, 67-68‟li yıllarda Yeni İstanbul ve Milliyet
gazetelerinde köşe yazarlığı yapan Refiî Cevâd Ulunay‟ın talebiyle kendisine yollanarak bu
gazetelerde okuyucu ile buluĢma imkanı bulmuştur. Bu yazılar Prof. Dr. Mahmud Erol
Kılıç tarafından derlenerek Râh-ı Aşk adıyla kitap haline getirilmiştir. Nusret Efendi‟nin
Esmâ-i İlâhiyye adlı eseri ve bir müridine yolladığı mektuplarının toplamı da, eski harflerden
yeni harflere geçirilerek O‟nun Güzel İsimleri ve Mektuplar adları ile ilk defâ yayımlanmıştır.

Kaynak: Fatma Sena Yönlüer, Yüksek Lisans Tezi

Yorumlar

  

Sayfalar