Mertebe-i Îseviyyet'in Özet ile Hakîkati

“Teşbîh” mertebesinden kısa bir bölümü buraya alarak hatırlayalım. Lâ mevsûfe illâllah “Allah’dan başka vasıflanmış yoktur” hükmü ile bütün varlık sıfatlarının Hakk’a ait’tir, anlayışının düşünüldüğü yerdir. İnsânlık tarihinde ilk def’a İlâhî zât’ın teşbih mertebesi itibari ile bir insândan teşbîhî mânâda, zaman zaman zuhurda olup faaliyyet göstermesidir. (5/110/Biiznî) (3/49/bi iznillâh) “ölülerin dirilmesi, çamurdan kuşun uçması” gibi. Bu mertebe İlâhî Zâtın ilk def’a Zat mertebesi itibariyle bir insândan zuhuru ve faaliyyet göstermeye başladığı mertebedir. İnsânlık yaşamının tefekkür ve terakkîsinde çok büyük bir aşamadır. Cenâb-ı Hakk bütün âlemde “fiilleri, isimleri ve sıfatları” cihetiyle zuhurdadır. İnsânda ise Zâtî zuhuru vardır, bu oluşum ise Kelime-i “İseviyye'de” mevcud olan hakikattir. İlk def’a (İsâ) ismiyle zuhur etmiştir. "İz eyyedtüke bi rûhül kûdüsü" "Ve iz tahlüku minet tıni ke hey etittayri bi iznî ve tenfuhü fîhe fe tekünü tayran bi iznî ve tübriul ekmehe vel ebrasa bi iznî ve iz tuhricul mevtâ bi iznî..." Mâide (5/110) “...O zaman ki, seni rûhulkuds ile teyit etmiştim... O zamân ki, benim iznimle çamurdan kuş şekli gibi bir şey tasvir ediyor da içine üfürüyordun, benim iznimle bir kuş oluveriyordu. Anadan doğma körü, vücudünde beyaz beyaz lekeler bulunan kimseyi de benim iznimle iyi ediyor idin. Ve o zamân ki, ölüleri benim iznimle -hayat sahasına- çıkarıyordun...”
Yukarıda bahsedilen Âyet-i Kerîmede belirtildiği üzere gerçek Hâlik olan Cenâb-ı Hakk, İsâ sûretinde bu icadlarını işlemiştir. Evvelâ o mahalle kudsiyyet-beşeriyyetten temizlenme verilmiş, sonra da zaman zaman o mahalden zât-i zuhuru “teşbih” mertebesi itibâriyle tecelli etmiştir. Yâni Hakk o sûretten zaman zaman zâtî zuhurunu işlemiştir. İşte bu anlayış ve yaşam ile “teşbih” mertebesi ortaya çıkmıştır. Hakk’ın ef’âl mertebesindeki tenezzül ve zuhuru “teşbih” anlayışını ortaya çıkarmıştır.
"Hüve yuhyî ve yümîtü ve ileyhi türcaune" Yunus (10/56) “O diriltir ve öldürür ve ona döndürüleceksinizdir.”
Bu Âyet-i Kerime'de ve benzerlerinde açık olarak görüldüğü gibi “diriltme” fiili Allah’a aittir, işte yukarıdaki Âyet-i Kerîme’de bahsedilen (bi iznî) ifadesi ile belirtilen hâl Cenâb-ı Hakk’ın teşbîh mertebesi itibarı ile diriltmeyi ve olağan üstü gibi görülen diğer hâdiseleri sûret-i İsâdan işleyen “fâil” (İsâ) sûretinde görünen Hakk’ın kendisidir. İşte zaman zaman İsâ (a.s.) sûretinden zuhur eden bu tür olağan üstü hadiselere bakarak ehli dalâl "İsâ Allah'tır" dediler ve Hakk’a mutlak bir mahal tahsis etmiş oldular, bu söz ve anlayışları ile küfre ve dalâlete düşmüş oldular.
Îsâ (a.s.) ın iki yaşam hâli vardı, birisi kendi (şahsı Îsâ) olarak yaşadığı, diğeri ise zaman zaman üzerinde gâlib olan (İlâh-î-Kûds-î) tecellinin bulunduğu yaşam hâlleri idi. İlâhî hallerin kendinde galib olduğu zamanlar da (şahsı Îsâ) gâib olur, bâtına geçer, Hakk zâhir olur, (Fenâ fillâh) ondan işleyen Hakk olurdu. Bu ender hallerin dışında ise (şahsı Îsâ) zâhir olur Hakk bâtına geçer idi. Şahsı Îsâ kendinde iken “tenzîh”i yaşar, Hakk onda zâhir de iken de “teşbîh”i yaşamakta idi. Daha henüz o mertebede gerçek mânâda (Tevhîd-i Zât-î) zuhurda olmadığından, çünkü o mertebe Muhammediyye aittir. Îsâ (a.s.) şahsı ile yaşıyorken (oğul) Hakk ile yaşıyorken (baba) babalık mertebesi, ise (Rûh’ül Kûds) mertebesinden olduğundan da, (Rûh’ül Kûds) idi. İşte Mertebe-i İseviyyet'in özetle hakikati, (teslis-üçlü Allah) anlayışı (Baba, oğul, ve Rûh’ül Kûds) budur çünkü orada daha henüz (Rûh-u A’zam) tecellisi yok idi, işte o yüzden o mertebede tam ve kat-i (Tevhîd) mertebesine ulaşılamamıştır, diyebiliriz.
 
Terzibaba Necdet Ardıç Uşşaki k.s.
"Bir Zuhuratın Düşündürdükleri" adlı Kitabından alıntıdır