Mevlânâ Ufkundan Peygamber Efendimiz (s.a.s)

Prof. Dr. İbrahim Emiroğlu 
 Herkesin ahlâktan belli bir nasibi vardır. O ise küllî ahlâkın vârisidir. Zira Efendimiz, Allah ahlâkıyla ahlâklanmış olmanın doruğundadır. O ahlâk, Kur’ân’ın satır, sayfa ve sûrelerinden fışkırmaktadır. Böyle bir ahlâkı tam temsil eden müşahhas örnek ise Hz. Muhammed Aleyhisselâm’dır. 
Mevlânâ Celâleddin er-Rûmî (1207-1273)’nin, eserlerinde, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) üzerinde çok yönlü bir şekilde durduğu görülmektedir. Bunlardan biri de Hz. Peygamber’in güzel ahlâkı, güzel isimleri ve vasıflarıdır. 
Önce Hz. Muhammed (s.a.s.)’in güzelliği üzerinde duracak olursak, Mevlânâ’ya göre topraktan nice insanlar halk edilmiştir, fakat bu yaratılanlar içinde en üstün olanı Hz. Muhammed (s.a.s.)’dir.1 İki cihanda da O’nun güzelliği gibi bir güzellik bulunmaz. 2 Benzeri olmayan Hazret-i Ahmed, varlığın özü ve hülâsasıdır. 3 O seçilmiş Peygamber, peygamberliğin en yüksek makamına sahip olup onların başı ve sonu, Hatem’i ve padişahıdır. 4 
Hz. Muhammed (s.a.s.), yaratılmışların en üstünü, Allah katında ismi ve hatırı en büyük, en güzel ahlâkî vasıflara sahip, büyük etki gücüne mâlik, en önemli ve en büyük misyonu yüklenen, en son evrensel ilâhî mesajı ileten.. olduğundan peygamberlerin en üstünü ve sonuncusudur. Bundan dolayı da Allah katında ayrı bir yeri vardır. O, peygamberlerin ulusu; gökyüzünün de, yeryüzünün de ışığıdır. İki âlemin elçisi, insanlara ve cinlere yol gösterendir. Mustafa (s.a.s.), uyarıcı ve müjdecidir.
Hz. Peygamber, “Bizim senin bize öğrettiğinden başka bir ilmimiz yok.” 5 buyruğuna sarılmış, kendi bilgisine güvenmemiştir; böylece de irfan ışığıyla dolmuştur. O, güzel huyludur, deniz huyludur. Nefsine hâkimdir, nefsini ıslah etmiştir. Dikenyiyen bir deveye benzetilen beden (nefs) onun için ancak bir binektir. Hz. Resûl tevazu sahibidir. Eğersiz eşeğe binmek çok önemli bir tevazu alametidir; dolayısıyla eğersiz eşeğe binmek O’nun için bir zül değildir. Hatta binek ile gidilmesi gereken yerlere yaya bile yürümüştür. Yoksullardan dua istemesi onun ileri görüşlülüğüne olduğu gibi aynı zamanda mütevaziliğine ve alçak gönüllülüğüne de işarettir. O, “fakr” sahibidir; Rabbine karşı fakr içerisinde olduğunun şuurundadır. Bundan dolayı da fakr ona süs olmuştur. Kurtuluş padişahı olan Ahmed-i Muhtar için sabır bir Burak olmuş, o Burak’la göklere yücelmiştir. 6
 Mevlânâ’nın eserlerinde geçen şu adlar, vasıflar ve ifadeler de doğrudan Hz. Muhammed (s.a.s.)’in üstünlüğü, güzelliği ve güzel ahlâkı ile ilgili görünmektedir:
 Varlığın özü ve özeti. 7
 Aşk mâdeni. 8
 Kerem denizi. 9
 Mi’râc padişahı. 10
 Padişahlar padişahı, varlıkların ve varolanların sultanı. 11
 Peygamberler padişahı, Peygamberler başı. 12
 Peygamberliğin en yüksek makamına sahip olan... 13
 Âlemin de âdemin de en başı, en büyüğü, en iyisi, insanlarla cinlerin peygamberi,
 İki âlemin güneşi, âlemin rahmeti, Âdemoğullarının övüncü. 14
 Lûtuf sahibi Peygamber...
 Ahmed-i Muhtâr, seçilmiş Peygamber... 15
 Şeriat ıssı (sahibi), peygamberlerin ulusu, gökyüzünün, yeryüzünün ışığı, Allah elçisi16
 Zamanının şaşılacak serveri, hidayet ve takva imamı, bütün zamanların hayranlık ve hayret duyduğu hidayet ve takva imamı
 Âlemin güneşi, Âdemoğullarının rahmeti...” 17
 Âlemin tercümanı, Arab'ın, Acemin en fasîhi. 18
 İyi işlerde imam olan; keremlere, kerâmetlere düzen veren... 19
 Bütün dünyadakilerin yurdunda konakladığı (ikram sahibi bir) padişah... 20
 “Kıyâmet şefaatçisi, kâinatın Peygamberi, var olanların en ulusu, en iyisi...” 21
 Varlık içinde naziri (benzeri) olmayan, 22
 İlim ve kerem madeni, 23
 Özü-sözü doğru olan... 24
 Sefa denizi. 25
 Mevlânâ’nın belirtmesine göre, insanlar güzel ahlâkı ve arılığı “İki dünyada da darda kalanların yardımına koşan, insanların övüncü ve kâinatın hayırlısı Mustafa’’dan öğrenmişlerdir. 26 Onun iç elbisesi, nur gibidir, dış elbisesi ise en güzel huylardan oluşmuştur. 27 
Hz. Peygamber’in huyu, Mevlânâ’nın belirttiği gibi tamamen lûtuf ve keremden ibaretti. 28 O, sabır timsâliydi; sabrı burak edindiği için bu burak, O’nu göklere çıkarmıştır. 29 Mevlânâ’ya göre, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in ahlâkî güzelliğe ve olgunluğa kavuşmasında Mi’raca çıkışının önemli payı vardır. 30 Şeytanı bile Müslüman olan bir kişinin, bütün güzel ahlâkî nitelikleri taşımaması zaten düşünülemez. 31 
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem), dünya malına-mülküne değer vermeyen bir insandı. O dünyayı değil, gönülleri fethe çalışırdı. O’nun Mekke ve diğer yerleri fethetmek istemesi, dünya mülkünü sevdiğinden değil, Allah’ın emriyleydi. 32
O Resûl, şefkat ve merhamet timsaliydi. Hz. Mustafa, Mekke’yi ve diğer beldeleri, kendi ihtiyacı olduğu için fethetmemiş belki herkese hayat bağışlamak, herkesin kalblerini nurlandırmak için fethetmiştir. 33
Kısacası Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem), insanları cahiliyye ateşinden kurtarıp onlara hakkı, doğruyu, güzeli, iyiyi gösterme ve böylece ahlâklı bir toplum kurma misyonuyla gelmişti. O, bu misyonunu icra ederken, çok esirgeyici, koruyucu ve kollayıcı bir tavır sergilemiştir.
O kerem denizi ne kadar da doğru buyurmuştu: “Ben, sizi, sizden ziyade düşünür; şefkat ve merhamet ederim. Ben âdeta dehşetli surette alevlenmiş, yalınlanmış bir ateşin kıyısına oturmuş bir adama benzerim...” 34 
Yine o Resûl, doğruluk timsali olup doğruyu iletme misyonunu taşır: “... Ahmed neyi söylerse hakikatte o söz hakikat denizinindir. O'nun sözleri denizin incileridir. Çünkü gönlü denizle birdir O'nun.” 35
Mevlânâ’nın ifadesiyle Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem), bu dünyaya (vermiş olduğu “Ölmeden önce ölün” buyruğunu önce kendisi uygulayarak) ikinci defa doğmuş; her hakikati, her sırrı çözüp bağlama yokluğunda hallolmuş, hakiki varlığa ulaşmıştı. 36
Mevlânâ, “Ne mutlu o kimseye ki Allah onu mal ile, güzellikle, şeref ve saltanatla rızıklandırdı. O kimse dahi bu mal ile el açıklığı yaptı. Güzelliği ile iffet sahibi, şerefi ile alçakgönüllü, saltanatı ile adâlet sahibi oldu.” hadisini buyuran bizim Sultanımızdır. Allah’ın kullarına, nasıl alçak gönüllülük göstermeyeyim? Eğer bunu yapmazsam, neye, kime yararım” diyerek Efendimiz’e uymanın ehemmiyetini vurgulamıştı. ...Yine o, mübarek medreseye gelince "Bahaaddin! Bugün bir rahip miskinliğimizi (tevazumuzu) elimizden almak kastinde idi. Fakat Allah’a şükürler olsun ki Allah’ın inayeti, Peygamberin yardımı ile biz bu miskinlikten, bu küçüklükten ona üstün geldik. Zira tevazu, mü'minlere, Hz. Muhammed’den miras kalmıştır.” 37 diyerek Allah Resûlü’nü (sallallahu aleyhi ve sellem) takip edenlerin herkesi her hususta geçmeleri gerektiğine parmak basmıştı. 
Sonuç olarak diyebiliriz ki; Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in güzel ahlâkını eserlerine serpiştirerek ve anlattığı konular içine dağıtarak bize sunan Mevlânâ böyle yapmakla, bu son örnekte de görüldüğü gibi, hem kendisinin hem de seslendiği muhataplarının O Yüce Resûl’ün güzel ahlâkı ile ahlâklanması gerektiğini işlemiştir. Zira o Seçilmiş Son Peygamber “en güzel ahlâkî güzellikleri kendisinde toplayan” güzellik, rahmet ve bereket peygamberidir. Bunun dışındaki arayışlar Mevlânâ’yı üzecektir. 
İnsanları şirkten, putlara tapmaktan, cehaletten, zulümden, ahlâksızlıktan kurtarıp bunların yerine tevhid inancını, ilmi, hakkı, adâleti ve güzel ahlâkı tesis eden, âlemlere rahmet olan, yoksullara yücelik bağışlayan, hak dostlarına ince sırları öğreten, vefayı ve güzel yüzlülüğü gösteren Hz. Muhammed (aleyhi ekmelüttehâyâ), minnet duyularak tâbi olunacak bir peygamberdir. Zira o, vahye muhatap olduğu, mucizelerle desteklendiği, dini tebliğde büyük mücadelelerde bulunduğu, ilmi, hakkı ve adaleti tesis ettiği, getirdiği din en son ve mükemmel olduğu için O’nu onaylamak, nurlu yolunu izlemek ve güzel ahlâkıyla ahlâklanmak gerekmektedir. Hz. Muhammed (s.a.s.), en çok sevilen sevgili ve minnet duyulan bir padişah olduğu için, O’na ümmet, kul veya asker olan insanın o yüce Resûl'e teslim olması ve itaat etmesi gerekir.
Mevlânâ’ya göre, Efendimiz’i (sallallahu aleyhi ve sellem) gerçek anlamda anlayana ve O’nun yolunu izleyene çok yardımlar, ihsan ve ikramlar vardır. Bunun yanı sıra, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in getirdiği tevhid, ahlâk ve hakikat dinine yönelik Câhiliyye karşı koyuşları ve O’nun dinini engellemeler etkili olamayacaktır ve O'nun tebliğ ettiği din kıyamete kadar bâki kalacaktır. İnsana düşen, bu önemli misyonu taşıyan Hz. Resûl’ün risâletine inanmak olacaktır. 
Fakat Muhammed Mustafa (aleyhissalâtü vesselam)’ın yolundan gitmek ve O’nun gibi yüceliklere ermek için aşk gereklidir. Mevlânâ, sadece dille veya şekilde kalarak Hz. Muhammed (s.a.s.)’i sevmenin mümkün olmayacağını, bu şekilde hakiki sevgiye ulaşılamayacağını, bunun yanı sıra, O’nun yolunu aşkla takip etmenin önemli olduğunu ısrarla belirtir.
* Dokuz Eylül Üniv. Ilâhîyat Fak. Öğrt. Üyesi
 iemiroglu@yeniumit.com.tr
Dipnotlar
 1. Mevlânâ Celâleddin er-Rûmî, Mesnevî, Çev. Veled İzbudak (M.E.B. Yayınları), İstanbul, 1991, 6/16, b. 175-179.
 2. Mesnevî, 6/56, b. 676.
 3. Mesnevî, 2/170, b. 2213; 4/303, b. 3786; 1/164, b. 2060.
 4. Mevlânâ Celâleddin er-Rûmî, Mektuplar, Çeviren ve Hazırlayan: Abdulbâki Gölpınarlı, İstanbul, 1963, s. 2, Mektup: I; Mesnevî, 4/269, b. 3358; 1/58, b. 727; 6/16, b. 173; Mevlânâ Celâleddin er-Rûmî, Mecâlis-i Seb’a (Yedi Meclis), Çeviren ve Hazırlayan: Abdulbâki Gölpınarlı, Konya, 1965, s. 56, Meclis: III.
 5. Bakara Sûresi, 2/32.
 6. Mesnevî, 1/314-315, b. 3949-3952; 6/315, b. 3979; Mevlânâ Celâleddin er-Rûmî, Dîvân-ı Kebîr, Çeviren ve Hazırlayan: Abdulbâki Gölpınarlı, (Kültür Bakanlığı Yayınları), Ankara, 1992, 1/66, b. 606.
 7. (Varlığın hülâsası, vücudun zübdesi) Mesnevî, 1/164, b. 2060.
 8. Dîvân, 5/145, b. 1681.
 9. Mesnevî, 2/219, b. 2854.
 10. Dîvân, 5/118, b. 1351.
 11. Mecâlis, s. 11, Meclis: I; Mesnevî, 4/168, b. 2081-2082.
 12. Mesnevî, 4/269, b. 3358; 1/58, b. 727.
 13. Mektuplar, s. 2, Mektup: I.
 14. Mecâlis, s. 79, Meclis: V; Dîvân, 4/52, b. 430.
 15. Dîvân, 5/145, b. 1681; Mecâlis, s. 56, Meclis: III.
 16. Mecâlis, s. 55, Meclis: III.
 17. Mecâlis, s. 78, Meclis: V; s. 92, Meclis: VII.
 18. Mecâlis, s. 11, Meclis: I.
 19. Mektuplar, s. 17, Mektup: VI.
 20. Mesnevî, 5/10, b. 65.
 21. Mecâlis, s. 80, Meclis: V.
 22. Mesnevî, 2/170, b. 2213.
 23. Mecâlis, s. 11, Meclis: I.
 24. Mecâlis, s. 68, Meclis: IV.
 25. Mesnevî, 1/58, b. 727.
 26. Dîvân, 4/268, b. 2579.
 27. Dîvân, 5/466, b. 6385. Mevlânâ’ya göre Hz. Peygamber'in (s.a.s.) uzuvları görünürde sıradan insanlarınkinin, aynı olmasına rağmen, batınî yönden oldukça farklıdır: O'nun eli mübarektir, burnu hassastır, kulağı sözlerin iç yüzünü duyar; gözü yaşlıdır ve sonu görür, hayatın içindeki gizli bağı görür. Onun için, onun ışığına kavuşanlar yoksulluk şehrinin zebunu olmaktan kurtulurlar. (Gürer, Dilâver, “Mesnevî’de Hz. Peygamber (s)”, Aşina, Yıl: IX, Sayı: 25, Ankara 2007, s.51-52)
 28. Mesnevî, C. II, s. 164, b. 2141-2142.
 29. Mesnevî, C. VI, s. 315, b. 3979.
 30. Dîvân, C. I, s. 66, b. 606.
 31. Dîvân, C. VI, s. 156, b. 1468.
 32. Mesnevî, C. I, s. 314-315, b. 3948-3956.
 33. Celâleddin er-Rûmî, Fîhi Mâ Fîh, Çeviren: Meliha Ülker Anbarcıoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İst., 1990, s. 40.
 34. Mesnevî, C. II, s. 219, b. 2854-2855. “Benim ümmetim ile alakam şuna benzer: Bir adam ateş yakar, kelebekler ve haşerat de kendilerini ateşe atmaya başlarlar. Adam bunları menetmeye çalışır. Ben de sizi yakalamış, ateşe düşmekten koruyorum, halbuki siz ona atılıyorsunuz” mealinde bir hadis vardır. Mesnevî, 2/327.
 35. Mesnevî, 6/68, b. 815-816.
 36. Mesnevî, 6/63, b. 750-751.
 37 Fürüzanfer, Bedîüzzaman, Mevlânâ Celâleddin (Biyografi), Çev.: Feridun Nafiz Uzluk, İstanbul, 1997, s. 354-355.
 Yeni Ümit Dini İlimler ve Kültür Dergisi