MEVLÛT KANDİLİ SOHBETİ'nden Özetle..

MEVLÛT KANDİLİ SOHBETİ (11/10/1989 Gecesi Özeti)
 
 Esselatu vesselam aleyke ya Rasulûllah,
 Esselatu vesselam aleyke ya Habibullah,
 Esselatu vesselam aleyke ya Seyyidel evveline vel ahirin
 velhamdülillahi Rabbil alemiyn.
 
 Rebiül evvel ayının 11.gününü 12.ye bağlayan gece Fahri Alem Muhammed Mustafa S.A.V Efendimiz hazretlerinin bedensel olarak dünya’ya teşrif ettikleri nurlu gecedir.
 Alemde “Hakikati Muhammedi” ebedi ve ezelidir. Hazreti Muhammed elbisesiyle dünya üzerinde faaliyet sahnesine çıkması bu geceye rastlamaktadır. Alem şümul olan bu devrimsel doğuş; acaba bizlerde karşılığını nasıl oluşturacaktır?.
 Dinimizde her hükmün zahiri ve batını olduğu gibi, bu doğuşun da bir zahiri bir batını vardır, eğer biz onun sadece zahirini yani Hz. Rasulüllah’ın “bedensel doğumu”nu okur, anlamaya çalışırsak bu yeterli olmaz, çünkü o bize bir numunedir, onun doğumu bizlere bir örnektir. Bu doğuşun bizdeki yönünü anlamaya çalışmazsak bilgimiz yarım olur ve doğumun özüne inmiş olamayız.
 Bütün varlığa havi olan “Hakikati Muhammedi”, temizlenmiş gönüllerde doğumunu zuhura getirecektir. Bunun yolu Hz. Muhammed’in doğuşunu öğrenip meydana gelen olayları inceleyip varlığımızda kendimize uyarlamaya çalışmaktır. Din ve tarih kitaplarında Hazreti Muhammed’in doğumu çok geniş tafsilatlı anlatılmaktadır, biz burada batın yönünü araştırmaya çalışacağız.
 “Hakikati Muhammedi”nin birimsel olarak bizlerdeki doğuşunu gerçekleştirebilmek için; o kutlu doğum günlerinde oluşan hadiseleri inceleyip kendimizde mümkün olan en iyi nispette uyarlamağa çalışmak, bizlere gerçek “Muhammedi” olmayı sağlayacaktır.
 Rasulüllah’ın dış halini “Hazreti Muhammed” yönünü öğrenip idrak etmek sünnet, Rasulüllah’ın iç alemini “Hakikati Muhammedi” yönünü anlayıp idrak etmek ise farzdır.
 Muhterem dostlar, Hz. Rasulûllahın doğumu günlerinde meydana gelen, alem şümul olan o hadiselere, kendilerimiz yönünden yani birimsel şümul olarak bakmaya çalışalım.
 1 - Fil vak’ası:
 Bilindiği gibi Hz. Rasulüllah’ın doğumundan kısa bir süre önce Ka’beyi yıkmak niyetiyle Yemen’den kalkıp gelen “Ebrehe” ismindeki kumandanın emrinde bulunan, içinde fillerin de olduğu bir ordunun Mekke şehrine gelmesidir. Ka’be-i Şerifi yıkmak için harekete geçen orduya Cenab-ı Hak ebabil kuşları ile cehennemden alınan küçük taşları askerlerin üzerine atmalarıyla çöl fırtınasının da başlamasıyla fil ordusunun bozgun ve imha edilmesidir. Bu hadise, Kur’an-ı Keriym’de 105 Fil suresi’nde belirtilmiştir. 
 Regaib olgusuyla gönlüne “Hakikati Muhammedi” tohumları atılmış olan o kutlu insan, netice alabilmek için bu oluşumun kemalini sağlamak zorundadır. Daha evvelce nefsi, hayvanların en güçlüsü olan fil hükmünde iken ve gaflet düşünceleri, askerleri ile birlikte yaşarken;
 - manevi çalışmaları neticesinde, zikr’lerinden oluşan ebabil kuşlarının getirdiği tevhid mermilerini
 - askerlerin, yani gaflet düşüncelerinin üstüne atıp onları yok etmesi,
 - ayrıca muhabbet rüzgarlarının ve aşk fırtınalarının esmesi ile nefis fillerin çölde yok edilmesi, neticesinin gücünün büyük bir bölümünün ortadan kalkması hükmündedir.
 2 - Cinlerin göğe çıkmasının yasaklanması:
 Hz. Rasulüllah’ın doğumundan bir müddet evveline kadar: Cinler gök yüzüne çıkıp, meleklerden görev taksimleri sırasında çalma, çırpma haberler kapıp yer yüzüne inip bazı medyum ve kahinlere bunları bildirip, onların bazı olacak hadiseleri vaktinden evvel insanlara bildirmeleri ile cemaatları arasında saygı değer olmalarını sağlıyorlardı. Böylece insanlar din adamlarından ziyade bunlara inanır hale gelmişlerdi.
 Hz. Rasulüllahın doğumundan sonra:
 Hicr Suresi 15/16-17-18: ve lekad ce’alna fiys sema’i burucen ve zeyyennaha linnazıriyne ve hafıznaha min külli şeytanin raciymin illa menisterekassem’a feetbe’ahü şihabün mübiynün.
 ve lekad/elbette gerçekten/andolsun
 buruc/burçlar sema içinde ce’al/kıldık
 ve nazir/nazar edenler için
 zeyyennaha/onu/kendisini zeyyen/tezyin ettik/süsledik
 ve külli/her racim/recm edilmiş/taşlanmış, kovulmuş şeytandan
 hafıznaha/onu/kendisini muhafaza ettik/koruduk
 illa/ancak semi/işitileni, dinlenileni istereka/çalan (kulak hırsızı) yapanı
 bu halde mübin/beyan olan şihab/parlak taş/ateş parçası
 etbe’ahü/onu/kendisini tabi oldu/izledi
 “And olsun ki gökte Burçlar meydana getirdik onları bakanlar için donattık, kovulmuş her şeytandan koruduk, fakat kulak hırsızlığı yapan olursa parlak bir ateş ŞİHAP onu kovalar/yakar,” hükmüyle bu yol ebedi olarak kapatıldı. Ondan sonra eskisi gibi gökten yeni haberler kapmaya yeltenen cinleri şihap diye belirtilen parlak bir ateş yakıp kül ediyordu; Böylece artık gökyüzünden haller almaları mümkün olmadı. Çünkü bundan böyle Rasulü Kibriya Hazretlerinden başka haberci olmayacaktı, tek ve emin olan Hz. Rasulüllah’a bu görev verilmişti.
 Kur’anı Keriymde evvellerin ve ahirların ilmi bildirildi, daha henüz bilinmeyen nice ilimler onun içinde mevcuttur, bu yön tamamen başka bir mevzudur, ancak bu ayetin kısaca günümüzde zahiri olarak nasıl bir ilmi ortaya koyduğuna bakalım.
 Amerika'nın yıldız savaşları diye geliştirmeye çalıştığı daha gökte iken tesirsiz hale
 getirmeye uğraştığı füzelere yolladığı X lazer ışın’larının temelini anlatmaktadır, fakat ne yazık ki biz tutucu müslümanlar elimizdeki o sonsuz hazineyi baş ucumuza asıp bazen de ölülerimize okuyup bırakıyoruz. Allah c.c bizleri ondan en geniş şekilde faydalandırsın. Müslümanlar olarak numune insan olup, dinimize en güzel şekilde hallerimizle yararlı olalım.
 Bir insanda “Hakikati Muhammedi” doğmadan evvel o insan, vehim ve hayal bilgileri ile doludur, gelen yeni bilgilerde aynı şekilde vehmi ve hayali olup, ne yaman ki o kimsede “Hakikati Muhammedi” zuhura geldi o andan itibaren artık hayal ve vehim yolu kapanır, yeni Muhammedi bilgilerle dolmaya başlar, artık o varlığa cinler ve şeytanlar ulaşamaz çünkü “Nur’u Muhammedi” onları yakar. İşte ancak bu halden sonra doğru ilim kendinde çoğalmaya başlar, gayreti ve himmeti nispetinde yükselmesini sürdürür.
 3 - Kabede bulunan putların yüz üstü yere yuvarlanması:
 Hz. Rasulüllah’ın Peygamberliğinden evvel yaşanan cahiliye devrinde, Ka’beyi şerif putlarla dolu idi. Ne zaman ki müslümanlar tarafından Ka’be feth olundu ondan sonra içindeki putlar kırılıp yok edildi.
 İşte bir kimsede de Hakikati Muhammedi doğduğunda Gönül Ka’be’sini dolduran putlar yere kapanıp secde ederler, bu putlar nefs-i emmare putlarıdır, her türlü maddi sevgiler ve dünyevi arzulardır. Hakikat-i Muhammedi doğmadan bunlardan kurtulmak adeta imkansızdır. Vaktiyle bu putları “Nur’u Muhammediye”ye secde ettirip; sonra da yerlerinden söküp, boşalan yerlere Hakikati Muhammedi’nin sevgi ve muhabbet yaşantılarını doldurmak gerekmektedir.
 4 - Medayin şehrinde İran hükümdarlarına mahsus sarayın 14 direğinin sallanıp parçalanıp devrilmesi:
 Bir kimsede Hakikat-i Muhammed’i doğmadan evvel varlığında nefsi emarenin yaşadığı bölgede hayal sarayı vardır. Hakikat-ı Muhammedi’nin doğması ile bu nefs sarayını tutan direklerin büyük bir kısmı yıkılır, daha sonra da tamamı ortadan kaldırılarak o varlıkta nefsi emmareye yaşayacak bir mekan kalmaz, ancak bundan sonra o bedenle ilahi yaşam başlar.
 5 - Save gölünün kuruması:
 Bir kimsede Hakikati Muhammedi doğmadan evvel gölü SAVE/MASİVA ile doludur. Salikin ilk yapacağı işlerden biri, içinde bulunan masiva derelerini kurutup oradan gelen masivalara yol vermemesidir.
 Siva : başka, gayri, diğer
 Masiva : ondan gayrisi, başka herşey hakkında. Dünya ile alakalı şeyler.
 Seveye : Eşit, eş değer olmak. (x) İşi düzgün olmak. (MSx) seviye, eşitlik.
 Seva : Mutedil, nazir, benzer, zirve, düzgün. (MSx) Beraber olma, beraberlik. Denk, müsavi. Kavi
 Sava : Eşit, denk, eşdeğer olmak. Eşitlemek, denk yapmak (x) Bir şeyi bir şeyle eşitlemek. Bir şey diğer şeye kemmiyet ve keyfiyette muadil kılmak. (MSx)
 Haktan gayrı şeylerle beslenmesi durdurulan Save yani masiva gölü kurutulmuş olur. Böylece salik ağır bir yükten kurtulur. Bu gerçekleşmezse o kimsede Save gölü zamanla genişledikçe genişler ve o kimseyi boğar gider. Allah c.c cümlemizi masivadan korusun. Bilindiği gibi Haktan gayrı ne varsa bunların hepsi Masiva ismini alır, yani gafletin bir başka adıdır.
 6 - Bin senedir yanan mecusi ateşinin sönmesi:
 Bir kimsede Hakikati Muhammed’i doğmadan evvel çocukluğundan o günlere kadar kendinde farkında olmadan oluşan Nefs ateşi fasılasız yanmaktadır. Eğer bu ateş söndürülmezse o bedeni ebedi olarak yakar. Tek çaresi gönlünde vaktiyle Hakikati Muhammediyye’yi doğurmaktır, ancak o yolla nefs’in ateşi söner, böylece bu tehlikeden kurtulmuş olur.
 7 - Bir çok kuru derelere su basması:
 Kişinin manevi varlığında bir çok akıcı kanallar vardır fakat nefsi emarenin baskısı ile bu kanallar kuru kalmıştır. Ne zaman ki nefsi emmare ile mücadele başlar ve alt edilir, işte o zaman o kanallar tekrar sulanmaya başlar ve bunlara “Muhammedi pınarlar” denir, en güzelleri de “Zem Zem” ve “Kevser” pınarlarıdır. İşte bunların içinden “Hakikati Muhamınedi” kişinin gönül deryasına akar ve orayı sonsuz olarak doldurur, yine bunun da oluşması için o bedende Hakikati Muhammedinin doğması lazımdır. Hakikati Muhammedi doğmadıkça bu pınarlar kuru kalır. Kuru kanallar ile de İnsan ruhunu besleyemez, bu da ebedi kayıptır. Bunun için ne lazımsa yapılmalı. Hakikati Muhammediyye’yi doğumu ile faaliyete geçirip kanalları akıcı hale etirmelidir.
 8 - Bağdatta Dicle sahillerinde bir deve orada ne kadar deve varsa hepsini önüne katip çöle sürmesi:
 Bağdat şehri bir ilim merkezidir, develer ise o devirde insanları Hacca götüren vasıtalardır, ayrıca kişiyi çeken vücut devesidir. Bunlar daha evvelce başı boş dolaşırken, “Hakikati Muhammedi”nin doğumu ile içlerinden birinin oralarda başı boş dolaşan develeri önüne katarak çöle sürer, çünkü çöl yolu Hacc yoludur böylece belirli bir ilme sahip olan kimse Hacca doğru da yönelmiş olur. Beraberinde diğer develeride, yani çevresinde oluşan kimseleri de o yöne doğru sevkeder. İşte bu işin oluşması da Hakikati Muhammediyye’nin doğuşuna bağlıdır.
 9- Annesi Amine:
 Yani emin olunan, erkek olursa Emin, kadın olursa Emine, her iki halde de emin olunan, kendisinde şüphe olmayan demektir. “Hakikati Muhammediyye”nin doğduğu yer de emin bir yerdir. Burada eksiklik, yanlışlık, gaflet olmaz, ancak böyle bir doğum güzel bir başlangıçtır.
 10- Babası Abdullah:
 Yani Allah’ın kulu: Yani Allah’ın kulunun oğlu:
 Şimdi: Emin bu varlıkla, Allah’ın kulunun izdivacı ne demektir.
 Emine hatun, senin terbiye edilmiş nefsindir; emin olunan, artık eminlik hükmüne gelmiş, şekavetten, şakilikten kurtulmuş, belirli özelliklere o güne kadar sahip olmuş ve artık emin olunan bir nefs hükmüne girmiştir. İşte Abdullah Allah’ın kulu da bir bakıma senin ruhun hükmündedir. Bir bakıma da, eğer varsa mürşidin hükmündedir. İşte o kimse senin emin olunan nefsine, varlığına, yani nefsaniyetine Allah’ın kulu olarak Abdullah olarak ruhunu nefh eder. Yani Kur’anı Keriym Sad Suresi 38/72 ayetinde “ve nefahtü fiyhi min ruhıy”
 ve benim ruhumdan fiyhi/ona/kendisine/içine/hakkında - nefh ettim/üfledim
 “Ben ona Ruhumdan nefy ettim” hükmü ile nefy eder, yani senin bilmen lazım olan, sana ait hakikatları sana açıklar, anlatır. İşte bu bir “izdivacı ilahi” ilahi birliktir, ama fiili şekilde değil manevi şekilde gönülden gönüledir. Böyle bir şiir vardır:
 “Sırrı hubbi ezeli behremi eşya sarist,
 Oldur bu nükte pedidar gönülden gönüle,
 Ve nefahtü demi ki alemi ruhu efsadır,
 Nefy eder hazreti kerrar gönülden gönüle.”
 Bu öyle bir gönülden gönüle alışveriştir ki, kişinin terbiye edilmiş emin nefsiyle ruhunun veya mürşidinin kendisine yaptığı telkinat, ilhamat, gerçekler ve hakikatler neticesinde ancak “Hakikati Muhammedi”, “Nuru Muhammedi” o bedende meydana gelir. Bu oluşuma eskiler “veled-i kalb” (kalbin oğlu) demişlerdir. Her birerlerimizde olması gereken bu ikinci doğumdur, esas İslamiyet bununla başlar. Ondan evvelki anamızdan babamızdan dünyaya gelmemiz, sadece bu doğuma bir mahal hazırlamak içindir, eğer ikinci doğum olmadan dünyadan geçer gidersek, emin olun ki ne kadar ilim sahibi olursak olalım, yine de gaflet içinde yaşayan ve bigane olan kimselerdeniz demektir. Ama fiiller alemindeki ilmimiz artmıştır genişlemiştir. Fakat sen, seni bilmedikten sonra ne kadar yük yüklesen, yükün de kıymetini bilmezsin, öyle bir yük yükleri ki pahada değeri çok fazla, ancak ağırlığı az olsun.
 Zahiri ilimler pahada hafif, yükte ağırdır. Batıni ilimler ise yükte hafif pahada ağırdır. İşte eminleşmiş bir nefs ve iradeli bir ruh uyum sağlıyarak ikisinin birleşmesi neticesinde ortaya gelen varlık ne olur? Buna “Veled-i kalbi Muhammedi” denir. Yani çok hamd eden “kalbin oğlu”. Çok hamd eden ve kendini bilen o varlık çok hamd etmez de ne eder? O kadar büyük lutuflara gark olmuştur, ki onu hamd’dan başka hiç bir şey karşılayamaz. (Hamdın 8 mertebesi vardır, onları “Salat” isimli kitabımızda açıklamaya çalıştık)
 İşte kendine verilen bu ilahi lütuf karşılığında hamd etmeye başlayan kişi yine kendisine lütf edilen Kur’anı Keriym’i okumaya hamd ile başlıyor, ve yoluna devam ettikçe ondaki derin manaları idrak etmeye çalışıyor. İşte Hakikati Muhammedi itibariyle o doğum neticesinde kendini idrak etmeye başlayan bir varlık ortaya gelir. Yoluna devam ettikçe kendini daha iyi tanır, kendini tanıdıkça da Rabbini tanır, çünkü: “Nefsini bilen Rabbını bilir” denmiştir. Böylece yolunda yürüdükçe kemali artar ve o nisbette de hamd’ı gelişmiş olur. Bunun neticesinde “levlake levlak lema halaktül eflak” yani “eğer sen olmasaydın, olmasaydın bu alemleri halk etmezdim” Hadisi kudsisi daha iyi anlaşır hale gelir. Dış alem olarak “Hz. Rasulüllah”ın varlığı, “Hakikati Muhammedi”, olmasaydı bu alemler halk olmazdı. Eğer senin varlığında da “Hakikati Muhammedi”nin doğumu istenmemiş olsaydı, senin varlığın da ortada olmazdı. Varlığın var olduğuna göre demek ki senden, içinde mevcut olan “Hakikati Muhammedi”nin gereğini yerine getirerek faaliyet alanına çıkarman isteniyor.
 Eğer bunu yapmak için çalışma yapmıyor ve “Hakikati Muhammedi”ni içinde hapsediyorsan, nasıl bir mes’uliyet ve ağır yük altında olduğunu çok.. çok.. düşün.
 Enbiya Suresi 21/107: Ve ma erselnake illa rahmeten li’l alemiyne
 ve illa/sadece alemler için rahmet olarak seni irsal ettik/gönderdik
 “Seni ancak alemlere rahmet olasın diye gönderdik” İlahi kelamıyla belirtilen manadan anlaşılan zahir olarak, Hz. Rasulüllah’ın mübarek varlığı ancak alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Kişilerde ise bu özellik kendi varlıkları cihetinden rahmet olarak gönderilmiştir. Eğer sana gönderilen ve Hakikati Muhammed’i olan bu rahmeti burada alıp faydalanamadın ise, binlerce defa vah..vah.. ne büyük bir kıymet kaçırdığını bir bilsen ne olurdu.
 
 Terzi Baba Kitapları - Mübarek Geceler ve Bayramlar