Mi’râc-ı şerifi yapabilmek için esfele red olunmuş bulunuyoruz

Her işte hakikî fâil Cenâb-ı Hak’tır. Açılan cehennem kapısı bir kabahatin, bir günahın neticesidir. Bunu da hecelemek lazım. Sonra Sabri Bey! Dünya işlerindeki ilişkilerle dervişliğinkini karıştırmamak lazım. Kendi küçüklerinize karşı alçakgönüllülük ahmaklıktır. Mertebelere riayet şarttır. Her makâmın sahibinin hakkını vermelidir. Amirlerinizle temas ederken bile çok küçülmeyin, vakarınızı muhafaza edin. Esfel-i sâfilîne gönderilen bir beşersiniz. Fakat üzerinizde Hakk’ın nazarı var, Hakk’ın libası var. Yahut beşeriyet libasına bürünmüş “Hû”. Gönlünüzü dağınıklıktan kurtarın. Her şey olacağına varır. Her ne gelirse yahşidir, zîra o dostun bahsidir. Her anda çeşit çeşit tecellileri vardır. Mir’ât-ı tecellîye toz kondurmayın. Konmuşsa temizleyin. Râbıtaya dikkat edin.
Ali Efendi ne alemde? Bir adam Hazreti Mûsâ’ya, “Git Rabbi’ne söyle ben O’nun kulu değilim. O’na ibadet de etmeyeceğim, seni de tanımıyorum.” diyor. Hz. Mûsâ huzur-u Hakk’a çıkıyor. Bu kulun küstahlığını söylemeyi münasib görmüyor. Fakat Hazreti Allah cevap veriyor: “Ya Mûsâ! O kuluma söyle; o kulluktan vazgeçtiyse, ben Rablığımdan ve Rezzâk-ı alem sıfatımdan vazgeçmedim. Ona daha ne ceza vereyim ki? Kalbinden bana ibadet etmek, seni tanımak nurunu aldım.” buyuruyor.
Biz fakirlerin adeti bîgânelik gösterenlere alâka göstermektir. Zehirlenenlere ilaç vermektir. Mi’râc-ı şerifi yapabilmek için esfele red olunmuş bulunuyoruz. Resûlullah efendimizden başka kusursuz kul yoktur. Koşucular geri çekilerek hız alırlar. Bir vali polisliğe kayıt yaptırırken tövbekâr olmuş sabıkalıları tercih edermiş, genç ve tecrübesiz mektep mezunlarının yerine. Çünkü onların acemilikleri vardır. Halbuki sabıkalılar arkadaşlarını, kabahatlerin cinslerini, saklandıkları yerleri bilirler ve daha çabuk yakalarlar. Her ne ise, son pişmanlık faide vermez. Peygamberin hazerâtı da insanları dine davet ettiler. Bunu kabul edenler huzura ve Hakk’a kavuştular, kabul etmeyenler ise helâk oldular.
Halbuki onun ne kadar manidar bir zuhûrâtı vardı. İmam-ı Ali hazretleriyle karşılaşmışlar ve ondan su istemişler. O da bir bardak vermiş ama içip içmediğini hatırlayamıyor. Fakat içtiği yolunda hareket ediyordum. Şimdi anlıyorum ki içmemiş, kısmet değilmiş. Bazı yılanların zehirleri kuvvetli oluyor. Efendimiz için de “O da bizim gibi bir beşer” diye ona bazıları iman etmemişlerdi. Mevlam ıslah eylesin.
İmâm-ı ‘Azâm’ı bir akrep zehirlemiş. Herkes endişe içinde iken hazret, “Korkmayın; bizim etimiz zehirlidir, onu öldürecektir.” demiş ve bir müddet sonra da akrep zehirlenip ölmüş. Kıbrıs meselesi de yürekler yarası. Bizim itikadımız “zâlimler cezasız kalmaz” şeklindedir.
... Gönül aleminden ayrılmayın. Hepsi gelir geçer. Hak erenlerin ufak bir ihtarı var, sizi tecrübe ediyorlar. Bu gibi ufak işler maneviyâtınızı sarsmasın. Sizi Hak’tan ayırmasın. Hayır ve şer Allah’tandır. Metin ve sabırlı olun. Hayatın nizamı böyledir. Geceleri gündüz takip eder. Saadetler ve selâmetler temenni ederek üzülmemenizi tavsiye ederim efendim.