Miraç, Ramazan ve Kurban Bayramı ile ilgili Hakikatler

Mir’ac gecesinde kul Rabb’ına yükseliyor, Kadir gecesinde ise Rab kuluna ulaşıyor. Bu yol başka ümmetlere kapalıdır, onların Hakikati Muhammedî üzere olan kadirleri yoktur. Musa a.s.ın ulaştığı en yüksek oluşum “len terani” (sen beni göremezsin) oldu. Çünkü Mertebe-i Museviyet tenzih üzeredir, Allah ve kul ikiliği olduğundan ötelerde olan bir Allah’a yönelme vardır, kişinin beşeri kimliği üstünde olduğu sürece de “sen beni göremezsin” hitabına maruz kalacaktır. Museviyet mertebesinin en yüksek hali budur, bu mertebede bulunanların kadr-u kıymetleri bu yaşantı içindedir.

“İseviyet mertebesi” teşbih (benzetme) üzeredir, yaşantısı “fena fillah” (Allah’da fani olmak) olduğundan geriye dönüşü mümkün değildir. Bu yüzden Kadir gecesi yoktur. En yüksek kadri, İsa a.s.ın göğe alınışıdır. Gece, fena fillah mertebesi olduğundan, kişi Hak’ta fani olduğu, Hak’la Hak olduğu zaman Kur’an nazil olmaya başlıyor. “İnsan-ı kamil” olarak tekrar dünyaya dönmeye başlıyor. İşte bu hakikati, şimdilik “fena fillah” mertebesinde bekletilen İsa a.s. da yaşayacak. O zaman o kadr’i kıymetini bilecek tekrar dünyaya geldiğinde bizim şimdi yaşadığımız hakikati O, o zaman yaşayacak.

Dikkatinizi çekiyorum, buradaki Ümmet-i Muhammed’in ihtişamını düşünebiliyor muyuz? İsa a.s. Hz Peygambere ümmet olarak gelecek, “Hakikat-i Muhammedi”den aldığı bu hakikatleri tahakkuk ettirecek, “kadr” hakikatini yaşayacak. Fakat biz bunu daha şimdiden yaşıyoruz ve bu imkanımız var. Kadir gecesinden daha büyük bir gece düşünmek mümkün değildir, bir düşünelim içinde bulunduğumuz hassasiyetin güzelliğin değerin derecesinin ne olduğunu.

- Regaib gecesi ifadesiyle, seyr’ine başlayan derviş yani “manevi yolcu”, 
- Mevlüd gecesi ifadesiyle gönül evladını faaliyete geçirir, 
- daha sonra beratını alır,
- daha sonra Mi’racını yapar, 
- daha sonra kadri’ni yaşar, 
- daha sonra da “şükür” Ramazan bayramını yapar.

Ramazan bayramının birinci günü ilmel yakıyn, ikinci günü aynel yakıyn, üçüncü günü ise Hakk’al yakıyn olarak müşahede edilmesinin ifadesidir. 

Ramazan bayramının 1. gününün sabahında bayram namazı vardır, bu namaz 2 rekattır ve her rekatinde 9 tekbir vardır. (2 rekat olması bu hakikatlerin zahir ve batın yaşanmasıdır) Tekbirlerin "9+9=18" olması, on sekiz bin alemin seyrinin ifadesi içindir. Kişi, Ramazan bayramı ile birlikle bu alemleri seyretmiş olduğunu belirtmiş olmaktadır. Eğer bayram namazı farz olmuş olsaydı, bütün müslümanlardan bu “seyri sülük” (hakk’a yolculuk) istenmiş olacaktı. İşte Ramazan bayramına ulaşan kişi, seyrini tamamlamış, Cemal-i İlahiyi müşahede etmiş ve Cemal tecellisi içerisinde hayatını sürdürür hale gelmiş olmaktadır.

Senenin 7 ayı “ettur-u seb’a” (yedi mertebe nefis turu), üç aylar “ef’al, esma, sıfat” mertebeleri, iki bayram arası ise Zat ve İnsan-ı Kamil mertebelerinin karşılığı olan yaşam sürelerinin ifadeleridir.

Ramazan bayramında Cemal tecellisi zuhur ediyorken, Kurban bayramında ise Celal tecellisi zuhur etmektedir.

Bu kapıdan geçmek için kişi nefsini kurb’an etmesi gerekmektedir. Bu oluşumu kişinin kendi kendine uygulaması mümkün değildir, evvelce bu yollardan geçmiş birinin rehberliğine ihtiyaç vardır ve Celal tecellisi gerekmektedir. İbrahim as.ın oğlunu kesme hadisesi olmasaydı hiçbir mürşid dervişinin nefsi emmaresini (kötülükleri çok emreden içindeki gücü) ortadan kaldıramaz idi. İşte Cemal tecellisi ile zuhura gelen “Cemal-i İlahi”nin ikramı için Celal’e ihtiyaç vardır, çünkü “zül Celali vel ikram”dır. Zat-i ikramı, Celalinden zuhur etmektedir. Nefsi emmarenin, levvamenin yumuşaklıkla ortadan kaldırılamayacağı bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla nefsine karşı biraz şiddetin ve Celalin gereği ortadadır. 

Bu lüzumun ifadesi olarak Kurb’an bayramında suret ve madde olarak bu kurb’an’lar kestirilmektedir. İşte biz o hayvanın başını kesmekle kurb’an ettik zannediyoruz. Bir fiilin zahirde tahakkuku olacak ki oradan batınına intikal etsin. Nefsi emmarenin, levvamenin kurb’an edilmesi; zahirde olan bu işlerin batıni ifadesidir. Nasıl ki İbrahim as.’a nefsinden, yani kendinden meydana gelen çocuğunun kesilmesi ifadeli olarak bildiriliyorsa, bir dervişin de kendi varlığından meydana gelen duygularını, yani çocuklarının kesilmesi gerekiyor. İşte bu duygular bıçakla kesilemeyeceği için, İbrahim as. İsmail as.’a bıçağı vurduğunda kesemeyişi ayrıca bu gerçeğe de binaendir. Aynı bıçak, taşı ve gelen koçu bir vuruşta kesmiştir.
Kişi nefis terbiyesi ile seyrini sürdürmeye devam ettiğinde emmareden, levvameden, mülhimenin bir kısımı olumsuzluklarından kurtulursa, bundan böyle nefsini ilah edinmesi mümkün değildir. Kişi, içindeki bu eksi güçlerden kurtulamazsa o zaman nefsi onun ilahı olur, farkında bile olmaz. Bu durumdan kurtulmanın yolu nefsî duyguları kurb’an etmekten geçmektedir. Bu oluştuğu zaman onun Rabbı, Rabb’ul erbab (Rabların Rabb’ı) olur. İşte kim Hak yolunda kendi nefsini kurb’an etmezse, o nefis ona ilah olmaktadır.
Buluğ çağına doğru, kişinin birimselliği oluşmaya başladığı zaman, dünyaya meyil başlar. Benlik, mal toplama sevgisi, karşı cinse ilgi duyma, üstün olma isteği, ihtiraslar, bencillikler artmaya başlar. İşte bunlar kişinin kendinden meydana geldikleri için düşüncede ve fiilde çocukları hükmündedir. Bunları oluşturan ana güce “nefsi emmare” denmektedir. İşte dervişlik süresinin başlarında bu güçlerin kurb’an edilmesi gerekmektedir. Ancak insanda daha başka güçler de vardır. Onların faaliyete geçmesi de “veled-i kalb” (kalbin oğlu) ifadesiyle yerini bulmaktadır.

Cemal-i İlahi tecellisi içerisinde gark olmuş kemale ermiş kişinin yavaş yavaş, öğrenip yaşadıklarını başka gönüllere da aktarması gerekecektir, çünkü bu bir manevi görev devir teslimidir. Bu devri yapabilmesi için kendisinin “Celal” tecellisine ihtiyacı vardır. Bu yolda o kişi kendindeki nefsi duyguları kese kese, kurb’an ede ede,“Kurbiyyet”e yani Hakk’a yaklaşmaya başlar. Kurb’an bayramı, batını olarak bizlere bunları anlatır. Zahiri olarak ise fakir kimselerin et yemesine sebep olur.

Kurb’an bayramı, her günü, bu oluşumları 4 mertebede kemal üzere yaşanması için 4 gündür, yani “şeriat”in hakikatini, “tarikat”ın hakikatini, “hakikat”in hakikatini ve “marifet”in hakikatini gerçek anlamda yaşamak içindir. 

Hacı namzedi olan kişi, ihramda olduğu zaman süresi içerisinde avlanamayacağı daha evvelce Ayet-i kerime ile belirtilmişti. 
Bunun sebebi, ihrama girme; hakikatte, beşeriyetinden soyunmadır ve İlahi varlığına bürünmedir. İhram iki parçadır ve üzerinde dikiş yoktur, dikiş demek bir şeylerin birbirleriyle irtibatlandırılmasıdır. Eğer beşeriyet ve nefsaniyet irtibatı bir ömür boyu devam ederse o kimse ne yazık ki gerçek kimliğini bulamaz. İhram giymek için elbiselerinden soyunmak, kişinin beşeriyetinden soyunması, Hakkani varlığı ile kalmasıdır, dolayısıyla her şeye Rahman ismiyle, rahmet etmiş olması gerekmektedir. Bu sebepten herhangi bir şeyi öldürmesi de mümkün değildir. İhramdan çıkma zamanı geldiğinde bu yasaklar kalkıyor, çünkü tekrar beşeriyetine dönmüş, hem beşeri, hem de İlahi kimliği ile yaşamını sürdürmeyi devam ettirmeye başlamış oluyor. Böylece irfaniyet yollarından geçerek Kurb’an bayramına ulaşan kimse “baka billah” (Allahda baki olma) yaşamını sürdürmeye devam edecektir.

Kurb’an bayramının 1. 2. 3. gününde kurb’an kesilebiliyor, fakat 4. günü kesilemiyor. Ayrı bir yönden bakıldığında, 1. gün Ef’al mertebesi, 2. gün Esma mertebesi, 3. gün Sıfat mertebesi, 4. gün ise Zat mertebesi, iradesindedir. Zat-ı mutlak mertebesinde her şey tam bir bütünlük içinde olup, farklılık ve zuhur olmadığından fiil de yoktur, bu sebebten 4. gün kurb’an kesilemez.

“Baka billah” (Allah’da baki olma), “seyr’i fillah” (Allah’da seyr), “Mea Allah” (Allah ile birlikte seyir) İşte bu seyrin sonu yoktur, bundan sonra da bayram yoktur. Kurb’an bayramı insan yaşamının ulaştığı en üst düzey, irfan mertebesidir. Bu olgu her sene tekrarlanmaktadır. O sene içerisinde kaç kişi bu irfan ve idrake ulaşmışsa, gerçek bayramları ancak o kimseler kutlamaktadırlar, diğer insanların fizik olarak onlara benzemeleri, benzer bayram yapmalarına vesile olmaktadır ve bu yaşam ömürler boyu sürüp gitmektedir. Böylece mühim olan kişinin bu seyr’i idrak edip, yaşantısını bu seyr üzere sürdürmesidir. Kevser suresinin zahir ve batın manasını idrak eden kimseler bu hakikate ulaşmış kimselerdir.

Terzibaba Necdet Ardıç Uşşaki k.s.