MUSTAFA HİLMİ SÂFÎ EFENDİ

          Mustafa Hilmî-i Sâfî Efendi hakkında en geniş bilgiyi, müridi Hüseyin Vassâf‟ın Sefîne-i Evliyâ‟sında bulmaktayız. Vassâf burada, şeyhinin ârifâne hallerini anlatmak üzere Ahvâl-i Sâfiye adlı bir eser yazmayı istediğinden bahseder. Ancak buna imkan bulamadığı anlaşılmaktadır. Bir diğer önemli bilgi kaynağımız ise Mustafa Hilmî-i Sâfî Efendi‟nin Meşîhat-ı islâmiyye Sicill-i Ahvâl Dairesine verdiği 27 Mayıs 1335 tarihli hâl tercümesidir. Huzur Dersleri muhâtablığında bulunmuş olan Mustafa Hilmi Efendi‟nin bu hâl tercümesi, Huzur Dersleri adlı eserde yer alırken bunun yanında dâmâdı Mehmet Hazmi Tura tarafından  verilen malûmattan da istifâde edildiği kaydedilmiştir. Bu eserde yer verilen fotoğrafının da damadı Hazmi Tura‟dan alındığı belirtilmektedir.

          Mustafa Sâfî Efendi, hâl tercümesini doldururken kendisini şöyle tanıtmıştır: “İsmim Mustafâ, mahlasım Hilmî tarîkaten Sâfî‟dir. Hanefiyyü‟l-mezheb olup, pederimin ismi Ali, mesleği münâdî, Ģöhreti Dervişağazâde‟dir”. Vassâf, şeyhinin mahlasının Hilmî olduğunu aktarırken, kendilerinin bu mahlasın hakîkaten mümessili olup, hilmlerinin kemâl derecesinde olduğunu, onun kadar halîm bir zâta rastlamadığını ifâde eder.

          Mustafa Hilmî-i Sâfî Efendi hicrî 1274/(1858) senesinde, Burdur‟da doğmuştur. Babasının adı Ali Efendi, şöhretleri yukarıda kaydedildiği gibi Dervişağazâde‟dir. Mustafa Hilmî-i Sâfî Efendi, Uşşâkî tarîkatından meşhûr mersiyehân Sebilci Hüseyin Efendi (Okurlar)‟nin amcasıdır. İlk tahsîlini Burdur‟da Çınaraltı mektebinde, Eski Yeni Medrese‟de görmüştür. Hüseyin Vassâf, Sefîne‟de şeyhi Mustafa Hilmî Efendi‟nin hayatını anlattığı bölümde, Mustafa Hilmî Efendi‟nin kendi arzusu ile Kur‟an‟ı hıfz etmeye muvaffak olduğunun, bu süreç içerisinde ailesinin mâni olmasından endiĢe ettiği için onlara hissettirmediğinin, ailenin ancak hâfızlığını tamamladığında haberdâr olduğunun kendisine nakledildiğini söyler.

          1296/(30 Eylül 1879) tarîhinde tahsîl için, memleketi Burdur‟dan İstanbul‟a gelir. Fatih‟te Tetimme-i Rabia Medresesi‟nde Rehâvî Muhammed ve İstanbullu Hâfız ġâkir Efendi‟lerin derslerine devam etmiş, tahsîlini tamamlayarak 1300/(1883) senesinde Hoca Ahmed ġâkir Efendi‟den icâzetnâme almıştır. 1304 senesinde açılan rüûs imtihanında başarılı olarak müderris olmuş ve Fatih Câmi-i Şerîfinde tedrîse başlamıştır. 1317 senesinde Fatih Câmii‟nde talebelerine icâzet vermiştir. 

         1314/(1898)‟de imtihan ile askerî mekteplerden Eyüp Sultan Askerî Baytar Rüştiyesi‟nde Kavâid-i Osmâniye muallimliğine tayin olunmuş ve Teşrinisâni 1316‟da bu mektebin Arapça muallimi olmuştur. Nisan 1320‟de Toptaşı Rüştiyesi Kavâid-i Osmânî, Temmuz 1325‟te Kuleli idâdisi Ulûm-ı Diniye ve Arabiye muallimliğine tayin olunmuştur. Aynı sene Teşrinisâni‟de ise Eyüp Askerî Rüştiyesi Lisan-ı Osmânî muallimliğine nakledilmiĢtir. Eylül 1326 (1910)‟da BeŞiktaŞ Askerî RüŞtiyesi Ulûm-ı Diniye muallimliğine ve Kânunievvel 1328‟de Koca Mustafa Paşa Askerî RüŞtiyesi Ulûm-ı Diniye ve Arabiye muallimliğine nakledilmiŞtir. Askerî mekteplerin Maarif‟e geçmesiyle kadro dışında kalmıştır. Ramazan 1330‟da Huzur Dersleri muhatablığına tayin edilmiĢ ve 1339 senesine kadar muhataplıkta kalmıştır. 

          O dönemde Ġlmiye Teşkîlâtı‟nda bulunan kimseler, vazîfesini layıkıyla yerine getirip başarı sağlar, halkın işlerini en iyi şekilde yürütür ve aynı zamanda Meşîhat Makamı tarafından da gayretleri uygun görülürse, beşinci derecesinden aşağıya doğru Osmanlı ve Mecidî nişanları ile mükâfatlandırılırdı. Mustafa Sâfî Efendi de, Fatih Câmii‟nde talebelerine icâzet verdiği sırada bir altun madalya, Toptaşı Askerî Rüştiyesi‟nde iken ikinci rütbeden bir Mecidî nişanı ve vatan evlatlarına güzel hizmetinden dolayı beşinci rütbeden bir Mecidî nişanı ile mükâfatlandırılmıştır. 

          Vassâf‟ın aktardığına göre Mustafa Hilmî Efendi ilk evliliğini Burdur‟da dayısı Ahmed Ağa‟nın kızı Hatice Hanım ile gerçekleştirmiştir. Hatice Hanım 1320/(1904) tarihinde İstanbul‟da vefât etmiş ve Eyüp Sultan‟da defn edilmiştir. Mustafa Hilmî Efendi‟nin bu evliliğinden Cemâl Efendi isminde bir erkek ve Mürşide Hanım isminde bir kız evlâdı dünyaya gelmiştir. Daha sonra burada başka bir hanımla evlenmiş ve bir oğlu olmuş, ancak adem-i muâşeret sebebi ile bu evlilik sona ermiştir. Bu evlilikle dünyaya gelen oğlu da, Vassâf‟ın aktardığı şekliyle “tarîk-i nâ-hemvâra sâlik olmak hasebiyle dâire-i muhabbeti pederden hâriçte kalmıştır”. Mustafa Hilmî Efendi‟nin son evliliği Hatice Hanım ile olmuştur. Vassâf, şeyhinin eşi Hatice Hanım için “fahru‟n-nisâ ıtlâkına şâyândır ve azîzimin saâdet-i hâline hizmerkârdır” demektedir. Bu hanımın önceki eşinden olan Ahmed Cevad isminde yirmi dört yaşındaki oğlu verem hastalığından vefât etmiş ve Hz. Pîr dergâhına defnedilmiştir. 

          Mustafa Hilmî Efendi tasavvufa meyli ve muhabbeti sebebiyle Anadolu ve Rumeli‟de pek çok yeri gezmiş, ehl-i hâl ve sâhib-i kemâl zâtlar ile görüĢerek onlardan istifâde etmiştir. Şeyh Hüsam Efendi‟nin öğrencisi Hacı Muhammed Tâhir Efendi‟den Mesnevî-i şerîf dersleri ile feyz alır. 1300/(1883) senesinde Nazilli‟ye giderek şeyh-zâde şeyh Muhammed Efendi‟nin delâleti ile ġeyh ġihâbeddin Efendi‟ye intisâb etmiş, o da ġeyh Fahreddîn Efendi‟ye emânet buyurmuştur. Muhtelif zamanlarda İzmir, Üsküp, Selanik, Kosova, Edirne, Manastır, Konya, mükerreren Nazilli ve Bursa‟ya seyâhat ederek tarîkat ve Ģerîat nurlarını yaymıştır. Vassâf, Mustafa Hilmî Efendi‟nin Üsküp‟te Mevlevî Ģeyhi Niyâzî Efendi ile hemsohbet olup, onu sohbet Ģeyhi edindiğini Mustafa Hilmî Efendi‟den dinlediğini söylemektedir. 

          Senelerce ġeyh Muhammed Emîn-i Tevfîkî127 hazretlerinin feyz-i nazarlarına mazhar olmuş ve 1324 senesi Ramazan‟ının Kadir gecesinde (15 Kasım 1906), Fahreddin-i Himmetî tarafından kendisine hilâfet verilmiştir. 1325-1327/(1909) senesinde Taşkasap civârındaki Fındıkzâde Tekkesi meşîhatinin ġeyh Ârif Efendi‟nin vefâtından sonra boş kalması üzerine, Mustafa Hilmî Efendi buraya tayin olunmuştur. Bu tekke esâsen Nakşî zâviyesi olduğundan Nakşî usûlü ile âyin icrâ edilmesi gerekmekteydi. Mustafa Hilmî Efendi‟de şeyh Arab Said Efendi‟den tarîk-i Nakşibendî icâzeti aldı ve tekkede hem hatm-i hâcegân hem de Uşşâkî âyini icrâsında bulunmaktaydı. 

         Büyük bir yangın sonucu tekkenin yıkılması ile Mustafa Sâfî Efendi açıkta kalmıştır. Bu yangında kıymetli birçok kitabı da zâyi‟ olmuştur. Yangından iki-üç gün sonra Mustafa Hilmî-i Sâfî Efendi, ġeyhülislam Musa Kazım Efendi delâleti ile 10 Haziran 1334/(1918)‟de, KasımpaĢa‟da ġeyh Muhammed İzzet Efendi‟nin vefâtından sonra boş kalan Hankâh-ı Hz. Hüsâmeddin Uşşakî meşîhatine nakledilmiştir. Vassâf, Mustafa Sâfî Efendi‟nin Hz. Pîr Dergâhı‟nda postnişin bulunduğu dönemi Şöyle anlatır: “Günden güne şöhretleri artmaya ve birçok teşne-gân-ı ma‟rifet, âb-ı zülâl-ı irfânlarından sîr-âb olmaya başladı. Müridânın adedi günden güne tezâyüd eyledi. Hânkâh-ı Şerîf, tavâf-gâh-ı ehl-i aşk u muhabbet oldu.” 

          Burada zikr-i Şerif Perşembe günleri icrâ edilir ve Mustafa Hilmî-i Sâfî Efendi, zikr-i şerîften önce Mesnevî-i Şerîf takrîr ederdi. Ancak rahatsızlanması ve doktorların kendini yormaması yönündeki Ģiddetli tavsiyeleri üzerine Mesnevî-i Şerîf tedrîsine devâm edememiştir.

          Mustafa Sâfî Efendi eser te‟lîf etmemiştir, onun eserleri yetiştirdiği kıymetli insanlardır. Kendisi kâmil ve mükemmil bir mürşittir. Sefîne-i Evliyâ‟da dış görünüşü şöyle tavsîf edilir: “Beyaz sakalı, arâkiyye üzerine sardıkları yeşil sarıkları sîmâ-yı dil-firîbine bir kat daha revnak-fezâ idi”.Vassâf, hâfızalarının çok güçlü olduğunu anlatırken, bahsi geçen herhangi bir konu üzerine Mesnevî-i şerîf‟ten ilgili beyitleri derhal okuyuverdiklerini, Hz. Salahaddin-i Uşşakî, Hz. Mısrî-i Niyâzî, Hz. Sezâî-i Gülşenî dîvânlarının hâfızasında olduğunu, binlerce mürîdânının isimlerini ve her birinin seyr ü sülûktaki mertebesini de bildiklerini kaydetmektedir. Taassup sahibi olmayıp herkesin hâline göre tenezzülleri olduğunu, sohbetinin pek latîf olduğunu, hiddetlendiğinin görülmediğini ve meşrebinin celâlden ziyâde cemâle nâzır olduğunu da Vassâf‟tan öğrenmekteyiz. Sefine‟de şeyhi Mustafa Sâfî Efendi için söylediği şu dörtlüğe yer vermiştir:

 

Bâb-ı irfân u füyûzunda bu âciz

Vassâf Hâki zer eyleyecek nazra-i

Hak-bîn ister ġeyhimin kadrini takdîr edemem aczim var

Anı hakkıyla gören dîde-i Hak-bîn ister 

Vassâf, Dîvân‟ında da “Azîzime” başlığıyla Şeyhi Mustafa Sâfî Efendi için birçok şiir yazmıştır. Bunlardan bir tanesi şöyledir:

Bârekallah azîzim Sâfî

Seni mes‟ûd buyursun kâfî

Öyle bir mürşid-i âlemsin ki Bırakırsın perîde eslâfı

Kadrini bilmiyoruz hakkıyla

Gıpta eyler sana Bişr‟ül-Hâfi …

Yâr-ı cânım o kadar şîrîn ki

Vasfa sığmaz o güzel evsâfı 

… 

          Mustafa Hilmî-i Sâfî Efendi‟nin, tarîkat ehlinden olduklarını söyleyip şeriata aykırı tutumlar sergileyen kimselerden hayli rahatsızlık duyduğu, Hüseyin Vassâf Efendi‟nin Dîvân‟ın da “Uşşâkîlerin Lisânından” başlığı ile yer alan şiirlerinin ardından yaptığı şu açıklamadan anlaşılmaktadır:

          “Bu fahriyeleri azîz-i merhûm çok beğenmiş ve neş‟e-i fakîrânemin tezâyüdine dua buyurmuşlardı. ġeriatsız tarîkat ehli geçinen ba‟zı câhillere karşı (Farz u sünnet yoludur meslekimiz billâhi) diye başlayan kısmı her zaman okurlar bunu ihvânın evrâd gibi ezberlemesini isterlerdi. Hatta bestelenmesi, dâimâ okunması temennisini izhâr ederlerdi.”

          Hüseyin Vassâf Efendi, şeyhinin irşad ve kerâmetlerinden şâhit olduklarına örnekler verir; bir gün şeyhinin huzûruna girip elini öptükten sonra kenara oturduğunda, Mustafa Sâfî Efendi, bugün Behcet Dede‟nin de kendisini ziyârete geldiğini, tam elini öpecekken geri çekildiğini sonra tekrar yaklaşıp öptüğünü, sebebini sorunca; elini abdestsiz öpmediği gibi besmelesiz de öpmediğini ve geri çekilmesinin sebebinin besmele çekmeyi unutması olduğunu, besmeleyi zikrettikten sonra elini öptüğünü anlattığını nakleder ve şunları söyler: “Vâkıa şahsımda hiçbir kıymet ehemmiyet yoktur. Lâkin şeyhine insan böyle nazar etmeli, böyle râbıta-bend olmalıdır. Bir Kur‟ân-ı sâmıt vardır. Bildiğimiz mesâhif-i şerîfedir. Bir de Kur‟ân-ı nâtık vardır, mürşidlerdir. Onlar hakâyık ve serâir-i Kur‟âniyye‟yi mürîdlere tefhîm ederler. Mesâhif-i şerîfe kırk yıl rafta dursa sâkittir. Onun mevzûunu bildirenler mürşidlerdir. Demek ki mürşidler hâmil-i esrâr-ı Kur‟ân‟dır. O sebeple onlara Kur‟ân‟ı nâtık demişler. Mushaf-ı şerîf hakkında, esteîzü bi‟llah (lemme…Arapça)buyurulmasına bakılırsa, Kur‟ân-ı nâtıka dahi abdestsiz, Besmelesiz messetmek câiz olmaz. Bizim Behcet Dede‟de bu esrâr tecellî etmiş, takdîr ettim”. Bu sözlerin üzere Vassâf Efendi, abdestsiz olduğunu ve tam almaya niyet etmişken şeyh‟ini görünce heyecanlanıp bunu unuttuğunu hatırlayarak utancından ter içinde kalır. Mustafa Sâfî Efendi, Behcet Dede‟de üzerinden, Vassâf‟ı daha dikkatli olmaya davet etmitişr.

         Hazmî Efendi‟nin Şeyhi Mustafa Hilmî-i Sâfi Efendi‟den Hz. Pîr‟e kadar olan ehl-i silsile şöyledir:

Şeyh Mustafa Hilmî-i Sâfi Efendi

Şeyh Muhammed Fahreddîn-i Himmetî Efendi

Şeyh Muhammed Emîn-i Tevfîkî Efendi

Şeyh Hüseyin Hakkî Efendi

Şeyh Ömer-i Hulûsî Efendi

Şeyh Muhammed Tevfîk Efendi

Şeyh Ali el-Galib el-Vasfî Efendi

Şeyh Muhammed Zühdî Efendi

Şeyh Abdullah Selâhaddîn-i Uşşâkî

Şeyh Seyyid Muhammed Cemâleddîn-i Uşşâkî

Şeyh Muhammed Hamdî-i Bağdâdî

Şeyh Sıdkî Osman Efendi

Şeyh Abdülkerîm Efendi

Şeyh Halîl Efendi

Şeyh Muhammed-i Keşânî

Şeyh Âlim Sinân Efendi

Şeyh Ömer-i Karîbî

Şeyh Seyyid Memicân Efendi

Hz. Pîr Hasan Hüsâmeddîn-i Uşşâkî (Kuddise sırruhu‟l-Bâkî)

         16 Safer 1344/ 15 Eylül 1925 târîhli kânun gereğince tekke ve zâviyelerin kapatılması, Şeyhlik ve dervişliğin kaldırılması ile Âsitâne-i Uşşâkiyye de mühürlenmiştir. Mustafa Sâfî Efendi, harem dairesinde odasında uzlete çekilmiş, ziyârete gelen mensûplarına burada feyz dağıtmıştır. Sekiz ay kadar bu şekilde devâm ettikten sonra 22 şevval 1344 târîhinde (5 Mayıs 1926) Çarşamba günü, damadı Hazmî Efendi‟ye gitmeye niyet etmişken rahatsızlanmıştır. Üç gün hasta yatmış, 25 şevvâl Cumartesi gecesi vefât etmiĢtir. İlk halîfesi şeyh İzzet, dâmâdı şeyh Hazmî, pîrdaşı şeyh Mustafa Efendi, şeyh Osman Efendi ve Hüseyin Vassâf Efendi tarafından büyük bir ihtiramla gasl edilmiş, Pazar gecesi hânkâh-ı Hz. Pîr‟de bulundurulmuş ve Pazartesi günü Kasımpaşa Câmi-i Kebîr‟inde öğle namazını müteâkip cenâze namazı kılınmıştır. Namazını Rufâî şeyhlerinden şeyh Hâfız Fâik Efendi kıldırmıştır. Hükûmet tarafından izin verilmemesi sebebiyle Hz. Pîr hânkâhına defnolunamamıştır. Vassâf, cenâzenin tehlîl ile götürülmesine dahi mâni‟ olunduğunu aktarır. Hz. Pîr‟e yakın Kasımpaşa Feriköy Mezarlığına defnedilmiştir. Hüseyin Vassâf, Mustafa Sâfî Efendi için bir mezâr yaptırdığından, mezar taşına Üsküdar Mevlevî şeyhi Remzi Dede Efendi‟nin söylediği târîhin yazıldığından bahseder.143 Ancak bugün mezar taşının yenilenerek değiştirildiği anlaşılmaktadır.144 Sefîne‟de; Bursa Mısrî Âsitânesi Şeyhi Şemseddin Efendi‟nin, Bursa‟da Sa‟dî Dergâhı Şeyhi İsmail Hakkı Efendi‟nin, Bilecik Maarif müfettişi Hâfız Nuri Efendi‟nin, Gülşenî Şeyhi Şehrî Efendi‟nin, Mustafa Sâfî Efendi tarafından “Kutbu‟l-edeb” denilen İbnü‟l-Emîn Mahmud Kemal Beyefendi‟nin, Mevlevî Tâhir Beyefendi‟nin ve muharrir Hüseyin Vassâf Efendi‟nin, Mustafa Sâfî Efendi‟nin vefâtı için söyledikleri târîhlere yer verilmiştir. 

          Şeyh Mustafa Hilmi-i Sâfî Efendi‟nin halifeleri Şu isimlerdir: 

          Şeyh Muhammed Şerâfeddîn Sâdık Efendi:

          Şeyh Fahreddin Himmetî Efendi‟nin irtihâlinden sonra kalan sülûkunu tamamlamak üzere Mustafa Sâfî Efendi‟ye intisâb etmiş ve az zaman sonra 1341/(1923) târîhinde hilâfete nâil olmuştur. 1343‟te vefât etmiş ve Kasımpaşa âsitâne-i Pîr‟de defn olunmuştur.

          Şeyh Hulûsî-zâde Osman Nûrullah Efendi:

          1284/(1867)‟de Şumnu‟da doğmuştur. Babası Diyarbakırlı Ahmed Hulûsi Efendi‟dir. Bursa‟da Testereci Hamdî Baba‟nın halifesi Havlucu Hacı Muhammed Dede Efendi‟ye intisâb edip yedinci esmâya kadar sülûk görmüş ardından Mustafa Sâfî Efendi‟ye intisâb ederek sülûkunu tamamlamıştır. 1341/(1923) târîhinde hilâfete nâil olmuştur. 

          Şeyh İsmail Cemâlî Efendi:

          Mustafa Sâfî Efendi‟nin tek oğludur. Genç yaşında ikmâl-i sulûka muvaffak olup, 1341/(1923) târîhinde hilâfete nâil olmuştur. 

          Şeyh Tevfîk Refik Efendi:

          Ümmîdir, 1341/(1923) târîhinde icâzet almıştır. 

          Kömürcü Muhammed Efendi:

          Mustafa Sâfî Efendi‟den icâzet almış, Hersekli Muhammed Fevzî Safvetî‟yi yetiştirmiş ve hilâfet vermiştir. 

          Şeyh Emîn Efendi:

          Mustafa Sâfî Efendi‟nin Şeyhi olan Fahreddin-i Himmetî‟nin oğludur. Mustafa Sâfî Efendi, seyr ü sülûka çalışması şartı ile tâc ve hırka giydirerek Aksaray‟da şekeri Sokağı‟nda ki Kırkağacî Emin Efendi Dergâhı‟na, pederinin makamına oturtmuştur. İleride bahsi geçecek olan Keçeciler Dergâhı‟na Şeyh tayini olaylarında Mustafa Sâfî Efendi aleyhinde bâzı hareketlerde bulunmuş, buna rağmen “azîz-zâdemdir” denilerek Mustafa Sâfî Efendi tarafından hoş görülmüş, iltifatta bulunulmuştur.  

          Şeyh Ahmed Rüştü Efendi: Musatafa Sâfî Efendi‟den zikre me‟zûn olarak icâzet almıştır. Dağıstânî Şeyh Şerâfeddin Efendi ve Celvetiyye‟den Şeyh Gülşen Efendi‟nin halifelerindendir. Bursa‟da İsmail Hakkı el-Celvetî Âsitânesi Şeyhliği yapmıştır. Ulemâdandır.

          Terlikçi Osman Efendi154(Osman Zeki Yücebilgiç):

          Galata Perşembe pazarında ayakkabı imâlathânesinde ticaretle meşgûl olmuştur. Kadirî ve Rıfâî tarîklerinden de icâzet almıştır. Yirmi-otuz dervişiyle birlikte Mustafa Sâfî Efendi‟ye gelerek seyr ü sülûk görmüş ve Uşşâkî tarîkinden de hilâfete nâil olmuştur. Manisa‟da Ali Naîlî Dergâhı meşîhati kendisine verilmiştir. Osman Efendi Ģiirlerinde “Hâdî” mahlasını kullanmıştır. 1963 yılında vefât etmiş ve vefâtından sonra şiirleri avukat Avni Onat tarafından derlenerek yayımlanmıştır.

          Şeyh Cemâl Efendi:

          Pîr-i sânî Cemâleddîn-i Uşşâkî Âsitânesi Şeyhliği yapmıştır. Babasının irtihâlinde postuna sâhib olabilmek için Mustafa Sâfî Efendi‟den bir icâzet almış, sülûkunu tamamlamak şartıyla tâc ve hırka giydirilmiştir.  

          Şeyh Ali Dede:

          Mersinlidir. 1342/(1923) senesinde hilâfete nâil olmuştur. Mustafa Sâfî Efendi‟ye muhabbet ve bağlılığı şiddetli olanlardandır. 

          Şeyh Molla Ahmed Efendi: 

          Şeyh Fahreddin-i Himmetî‟den intikāl eden dervişlerdendir. Mustafa Sâfî Efendi Fındıkzâde Dergâhı Şeyhi iken kendisine hilâfet vermi ştir. Keçeciler Dergâhı meşîhati boş kalınca buranın meşîhatına tâlip olmuştur. Ancak bu dergâha tayin olunacak Şeyhin, Âsitâne-i Uşşâkî‟de post-nişîn olan zâttan hilâfet almış olması şartı olduğundan ve Ahmed Efendi de bu şarta uymadığından talebi gerçekleşmemiĢtir. Bunun üzerine yukarıda ismi geçen şeyh Emin Efendi ve Sâfî Efendi‟nin pîrdaşı şeyh Mustafa Efendi ile birlikte Mustafa Sâfî Efendi hakkında, yaşlılıktan ne yaptığını bilmiyor, vesâyete muhtaçtır diyerek tutanak oluşturmuşlardır.160 Bu sırada Molla Ahmed vefât eder, Vassâf, Şeyhinin nazarına uğradığından öldüğünü söylemektedir. Mustafa Sâfî Efendi yine de ona acımış ve rûhunun şâd edilmesi için Fâtihâlar okunmasını emretmiştir.  

          El- Hâc ġeyh Muhammed İzzeddîn Safiyyullah Efendi:

          Mustafa Sâfî Efendi‟nin ilk mürîdi ve ilk halîfesidir. 1324/(1906) târîhinde Mustafa Sâfî Efendi‟ye intisâb etmiş ve 1334/(1916) senesinde hilâfete nâil olmuştur. İnegöl‟de Hamîdiyye Medresesi müderrisliği yaparken, hilâfet alınca burada neşr-i tarîkate başlamıştır. Halkın teveccühüne mazhar olarak birkaç yüz ihvan toplamıştır. Fakat İstanbul‟da Keçeciler Şeyh Bedreddin Dergâhı meşîhati boşalınca, buraya Âsitâne-i Uşşâkiyye‟den halifelik almış birinin tayin edilmesi gerektiğinden İzzet Efendi münâsib görülerek tayin edilmiştir. Birkaç sene burada Şeyhlik yaptıktan sonra zarûrete binâen mürşidinin izni ile dergâh meşîhatinden ferâgat ederek İnegöl‟de ikāmet etmeyi seçmiş, burada hem müderrislik hem de Bursa Vilâyet Genel Meclisi‟nde azâlık yapmıştır. Arapça, Farsça, Türkçe ve Gürcü dilleri ile okuryazardı. 

          Şeyh Osmanzâde Hüseyin Vassâf Efendi:

          Sefîne‟de, Vâkıat adlı eserinde de nasıl hilâfete nâil olduğunu anlattığını söyler  ve Mustafa Sâfî Efendi hazretlerinin irtihâlinden sonra, yukarıda zikredilmiş olan hulefâsından  İnegöl müftüsü Şeyh Muhammed İzzeddîn Safiyyullah Efendi‟nin İstanbul‟a gelerek seyr ü sülûkunu tamamlatıp, 18 Zilhicce1344/(30 Haziran 1926) târîhine kendisine icâzetnâme verdiğini ve beş sene önce gördüğü rüyasına müsteniden, işâret-i ma‟nevîyye ile Şeyhinin tâc, kemer ve ferâcesinin kendisine tekbîrlendiğini aktarır. Mustafa Sâfî Efendi‟ye müntesib olup  sülûkunu tamamlamayan sâlik ve sâlikeler Hüseyin Vassâf Efendi‟ye havâle edilmiştir. PostniĢînliği sırasında Pötürgeli Ali Rızâ Zühdî Efendi,  Sivaslı Muhammed Ömer Rüşdî Efendi, Göreleli Ali Osman Sıdkî Efendi, Ankaralı Ahmedî Hamdî-i Tevfîkî Efendi‟ye icâzet vermiĢ ve hanımlardan da İffet Sâdıka Hanım, Müzeyyen Hanım, Seher Hanım ve Ferîde Hanım‟ın sülûklarını tamamladıklarını kaydetmiştir.

          Şeyh Mehmed Hazmî Efendi: Çalışmamızın konusunu oluşturan zâttır.

          C. ŞEYH MAHMUD BEDREDDÎN DERGÂHI POSTNŞİNLİĞİ

          Şeyh Mahmud Bedreddîn Dergâhı‟nın kurucusu ve ilk postnişini, Uşşâkiyye tarikatının ikinci Pîri (Pîr-i Sâni) kabul edilen Cemâleddin-i Uşşâkî (ö. 1164/1751)167 hazretlerinin halifelerinden, Şeyh Mahmud Bedreddin Efendi‟dir. Dergâh 1179/(1765-66) senesinde Fatih /Yenibahçe‟de Keçeciler caddesinde inşâ edilmiştir. Tekkelerin kapatılmasına kadar Uşşâkîliğin Cemâlî şubesine bağlı kalmıştır. Şeyh Mahmud Bedreddin Efendi İstanbulludur. 1196/(22 Ağustos1782) yılı Ramazan ayının onüçünde Perşembe gecesi çıkan büyük Cibâli yangınından bir sene sonra 1197/(1783)‟te vefât ederek vazîfe yaptığı tekkesine defnolunmuştur. 

          Aynı yangında pîrdaşı Salahaddîn-i Uşşakî hazretlerinin dergâhı da “dil-i Uşşâk” gibi yanmıştır. Salahaddîn-i Uşşakî hazretleri, Mahmud Bedreddîn Efendi ile aynı sene içinde vefât etmiştir. Anlatıldığına göre, Mahmud Bedreddîn Efendi dergâhına yakın bir bakkal dükkanı önünden geçerken orasının bir gün tekke olacağını söylemiş, hakîkaten bir müddet sonra o dükkanın bulunduğu yere Kādirî Tekkesi yapılmıştır. Hüseyin Vassâf Efendi, Şeyh Mahmud Bedreddin Efendi‟nin gâyet ârifâne ve âşıkāne yazılmış şiirlerini içeren bir dîvânını gördüğünü nakleder. Halifeleri; ġeyh Mehmed Edîb-i Uşşâkî (v. 1220/1805) ve ġeyh Zuhûrî-i UĢĢâkî (v.1172/1759)‟dir. 

          Şeyh Mahmud Bedreddin Efendi dergâh meşîhatinin belirlenmesi işini, çocukları, torunları, halîfeleri ve onların halîfelerinden de ehliyetli kimseler bulunmadığında, Şeyhliğe gelecek kimsenin Âsitâne-i Uşşâkiyye‟de postnişîn olan zâttan hilâfet almış olması esâsı üzerine te‟sîs ettiğinden, tekke ve zâviyelerin kapatılmasına kadar bu şarta riâyet edilerek Şeyh ataması yapılmıştır. 

          Kendisinden sonra halîfesi Şeyh Mehmed Edîb Efendi, ondan sonra oğlu Sirac Mahmud Efendi (v. 1267/1850), sonra da Mahmud Efendi‟nin oğlu Mehmed Sâlih Efendi (v. 1271/1854) postnişin olmuştur. Daha sonra postnişin olan Edirneli Şeyh Mehmed Sıdkî Efendi tekkenin ikinci ve son bânisidir ancak dergâhı yeniden inşâ işlemi bittikten bir hafta sonra 1272/ (1856) yılında burada vefât etmiş ve bir dönem Şeyh vekilliği yaptığı Âsitâne-i Uşşâkîyye‟ye nakl olunarak Hz. Pîr türbesinde defnolunmuştur. Arkasından oğlu Mehmed Said Efendi Şeyh olmuş fakat bir sene vazife yaptıktan sonra, verem hastalığından 1274/ (1857)‟de vefât ederek, dergâhta ġeyh Mahmud Bedreddîn‟in yanına defnolunmuştur. Tekke meşîhati boş kalınca dönemin Şeyhülislamı vasıtasıyla Sa‟dî meşâyıhından Hasan Hilmî Efendi (v. 1306/1888) meşîhata tâyin olunmuştur. Bu tâyin dergâha atanma şartlarına aykırı olduğundan tartışmalara sebep olmuş, Sa‟dî Şeyhi olan Hasan Efendi‟ye usûlen Uşşâkî tâcı giydirilmiştir. Bir müddet sonra vefât etmesiyle Uşşâkî  Asitânesi postnişilerinden ġeyh Cemâl Efendi‟den halifelik almış olan Filibeli Hâfız Şeyh Ahmed Efendizâde ġeyh İsmail Efendi posta oturmuş, 1316/(1898) yılında vefât ederek dergâh bahçesine defnolunmuştur. Ardından, yine Cemâl Efendi‟nin halîfelerinden İkinci Şeyh İsmail Efendi meşîhate geçmiştir.  

          Bu zâttan sonra dergâh meşîhati boş kalınca, Mustafa Hilmi-i Sâfî Efendi ile pirdaş olup aynı anda hilâfet alan, Mustafa Sâfî Efendi‟nin Fındıkzâde Dergâhı ve sonrasında Hz. Pîr Dergâhı meşîhatinde bulunması ile rekabet hisleri uyanan Hacı Mustafa Efendi boş kalan bu dergâha tâyin olunabilmek için Mustafa Sâfî Efendi‟nin aracı olmasını istemiş ve ondan; “Şart-ı vâkıf îcâbınca Âsitâne-i Uşşâkiyye‟den müstahlef olmak şarttır. Şartu‟l-vâkıf kenassı‟ş-şâri‟ nazariyesine göre sizi oraya inhâ etmek vakfa karşı hıyânettir” cevâbını alınca, öyleyse kendisine ayrıca hilâfet vermesini talep etmiş, Mustafa Sâfî Efendi de bunun üzerine; “Azîzimin masbata-i irfânında yan yana bulunduk, rahle-i tedrîsinde berâber bulunduk. O size hilâfet vermiş. Ben onu ibtâl ile yeniden size hilâfet verebilir miyim? Rûh-ı azîz titrer, halk güler. Ehlu‟llâh la‟net eder” diyerek özür dilemiştir. Mezkûr şarta münâsib olarak Mustafa Sâfî Efendi‟nin halîfelerinden Muhammed İzzeddin Safiyullah Efendi dergâhın Şeyliğine getirilmiştir. Şeyh Mahmud Bedreddîn Dergâh‟ının İzzeddîn Efendi‟den sonra boşalmasıyla, Hacı Mustafa Efendi, bu kez de Molla Ahmed Efendi ismindeki halîfenin buraya geçmesi için ısrar etmiştir. İstekleri yerine gelmeyince Mustafa Sâfî Efendi‟nin “ateh getirdiği”ne dair bir tutanak oluşturmuşlarsa da, yetkililer bunun kötü niyetlilerce hazırlanmış olduğunu anlayıp geçersiz bulmuştur. Böylece, dergâh meşîhatinin belirlenmesi sürecinde Mustafa Sâfî Efendi‟yi çokça üzmüşler, o ise bu iller hiç olmamış gibi kendilerine muâmelede bulunmuştur. Bütün bu olayların arkasından, İzzeddîn Safiyyullah Efendi‟den sonra münhal bulunan Şeyh Mahmud Bedreddin Dergâhı‟na postnişin olan kişi Mehmed Hazmî Efendi olmuştur. Hazmî Efendi imtihanda ehliyetini göstermiş ve Şeyhi Mustafa Hilmî-i Sâfî Efendi‟nin delâleti ile dergâhın meşîhatı kendisine verilmiştir. Pirdâşı Hüseyin Vassâf Efendi: “ahîran azîzimin damad-ı muhteremi urefâ vü fuzalâdan ġeyh Muhammed Hazmî Efendi bi‟l-istihkak buranın meşîhatine revnak-fezâ olmuş…. ve bu vesîle-i hasene ile silsile-i zerrîn-i Uşşâkiyye‟ye dâhil olmuştur” demektedir. Tâc ve hırka giydirme merâsimi 17 Rebîulevvel 1343/(1924) târîhinde Perşembe günü, Kasımpaşa‟da Âsitâne-i Uşşâkiyye‟de, bir mevlid-i Şerîf cemiyeti ve dönemin meşâyıhı huzûrunda, Mustafa Sâfî Efendi tarafından icrâ edilmiştir. 

          Hazmî Efendi‟nin postnişin oluşu hususunda, Hüseyin Vassâf Efendi Dîvân‟ında: “Müderrisîn-i fuzalâdan, Azîzim Mustafa Sâfî hazretlerinin damadı şeyh Muhammed Hazmî Efendi Keçecilerde Bedreddîn Dergâhı Meşîhatine tayin olunmuştu. İstirkâb yüzünden bazı bed-hahlar bu tâyine aleyhdâr oldular. Hakkın galebesi cümlesi vâdi-i hüsrânda kaldılar. Bunun üzerine muhabbeten sunûh etmişti” diyerek şu beyitlere yer vermektedir:

Dergeh-i Hazret-i Bedreddîn‟e Post-nişîn oldu

Muhammed Hazmî Bütün erbâb-ı hased cebhesine

Sedd-i Çin oldu Muhammed Hazmî

Gül-Şen-i aşka düşünce râhı

Kâm-bîn oldu Muhammed Hazmî

Pûte-i akşda olunca sâfî

El-emîn oldu Muhammed Hazmî

İlm ü irfânını teslîm ederim

Pek metîn oldu Muhammed Hazmî

Neş‟e-yâb etsin onu Hazret-i Hak

Aşk-mekîn oldu Muhammed Hazmî

İrişüp Hazret-i Pîr‟den ona feyz

Dâne-çîn oldu Muhammed Hazmî

Oldu dâisi onun Vassâf‟ı

Zü‟l-yakîn oldu Muhammed Hazmî  

         Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ‟sında da, Uşşâkî şuârasından Behçet Dede ile birlikte, Hazret-i Pîr Dergâhı‟nda, Hazmî Efendi‟nin Keçeciler‟deki dergâha tâyini münasebetiyle bir manzûme-i tarihiyye tanzîm ettiklerini anlatmakta ve aşağıdaki beyitlere yer vermektedir:

Vassâf: Muhammed Hazmî-i Uşşâkî Şeyh oldu bu dergâha

Behçet: Makâmında olup dâim irişsün pek büyük câhâ

Vassâf: Kulûb-ı âşıkānı nûr-ı irşâd ile kılsın şâd

Behçet: Cemâl-i pertev-i ikbâli dönsün bedr olan mâha

Vassâf: Harîm-i bezm-i irfâna girüp cânânı bulsunlar

Behçet: Dutanlar destini vâkıf olup sırr-ı yedu‟llâha

Vassâf: Geçüp dervîşleri tevhîd ile âsâr-ı kesretten

Behçet: Olup âzâde-i elvân boyansın sıbğatu‟llâha

Vassâf: İrişsün himmet-i Pîr‟im bütün ihvân u yârâna

Behçet: Husûsan Hazmî âşık ola makbûl-ı feyiz-gâha

Vassâf: Yazup bu nazm-ı târîhi muhibbi Behçet ü Vassâf

Behçet: Temennî kıldılar cândan irişsün cümle di‟l-hâha

Vassâf: Füyûz-ı tâmme târîh-i güşâdı bâb-ı irfânın - 1342

Behçet: Buyursunlar salâdır cümleten uşşâk-ı âgâha 

         Dergâhda Salı günleri âyin icrâ edilmakteydi.Tekke ve zâviyelerin kapatılmasından sonra işlevsiz kalan tevhidhânesi 1932 yılında bakımsızlıktan çökmüştür.Hazmî vefâtına kadar dergâhın ahşap meşrûtasında ikāmet etmiştir. Vefâtından sonra 1977 yılında burası da yıkılmış ve arsa haline gelmiştir. Bugün tekkeden geriye, şeyh Mahmud Bedreddîn Efendi‟nin yenilenen türbesi ile yanındaki küçük hazîre dışında bir şey kalmamıştır. 

Kaynak: http://www.islamvetasavvuf.org/content/53-hazmi-tura  - Sena Yönlüer Doktora Tezi