Mutlak teslimiyyet, meselenin gerçekliğini anladıktan sonra olmalıdır

Diyelim ki bu metin gerçek mânâda sahih zâti bir tecellidir. O halde bu metin sadece bir şahsa ait sırda olan saklanması gereken özel bir emanettir. Mahviyyette saklanması lâzım gelen bu emânetin ikinci ve üçüncü şahıslara açılıp ortalığa dökülmesi, dolayısı ile “eğer gerçekten öyle ise” Zat âleminden emânet edilen şahsa ait bir sırrın alenen ortaya getirilmesi hemen kişinin beşeri benliğinin ortaya çıkmasının ifadesi olduğu kolayca anlaşılmaktadır. Allah muhafaza etsin. Bu da gösteriyor ki o varlıklar bu iş ile ilgili ve sahalarını kaptırmak istemeyip az da olsa çıkış yapıp kendilerini ele veriyorlar. 
 …"Seyri Fillâh" "Allah'da seyr" de iki yön vardır, biri "Allah'ın varlığı ile Allah'da" seyr diğeri ise "kendi İlâh-î varlığı ike Allahda, seyr" dir. Birincisi, "fenâfillâh" ikinici'si, "Bakabillâh"tır. Daha sonrada, "seyr-i anillâh" vardır ki, bilindiği gibi Hakk'tan halka'dır. Zannediyorum artık bu halin yaşanması gerekmektedir. Daha evvelde belirttiğiniz kayıtlarda, gelen mutlak Haktan'dır anlayışı ile bunlar geldi veya geliyor anlayışı ile, iyi niyet ile aslında farkında olmadan tam bir teslimiyyet ile gelenleri "Hakk" zannı ile olduğu gibi kabul ediyordunuz. Daha evvel gönderdiğiniz metinlerde de benim bazı değişiklikler yapmam gerektiğinden onları size birkaç defa bildirmiştim. Demek ki mutlak teslimiyyet meselenin gerçekliğini anladıktan sonra olması lâzım geliyormuş. Bu ve bu arada bana gönderdiğiniz metinlerdeki ifadelerde B... yoktu,! vardı! ancak gelen her şeyi geldiği gibi kabullenen bir B... vardı ki, buna B... denmezdi, ismi ne olursa olsun ona sadece ‘kabul mahalli’ denirdi, bu ise kimliksiz yönetilen bir yer olurdu, yani diğer ifade ile, gelen yerin neresi ise "emir kulu" tabiri ile belirtilen kullardan olurdu ki bu da kimlik kaybıdır. Evveliyyette gerçek seyr'de beşeri nefsimiz kimlik kaybına uğrayacaktır zâten başka yolu da yoktur, ancak artık buraları kimlik kaybı yerleri değil kimlik bulma oluşturma, bakabillâh ve seyr-i Anillâh hakikatlerinin kişinin bünyesinde ancak dışarıdan hiç bir şekilde anlaşılmayacak bir kimlik oluşturulmasının lâzım geldiği safhalardır.

Terzibaba Necdet Ardıç Uşşaki k.s.
HAYAL VÂDÎSİ’NİN ÇIKMAZ SOKAKLARI Kitabından alıntıdır