PEYGAMBERİMİZİN (S.A.V.) İN HIRKA-İ ŞERİFİNİN HAZRET-İ ÜVEYS'E VERİLİŞİ

Hazret-i Üveys hirka-i seşifi tekrar öptü kokladı ve yüzüne gözüne sürdü. Sonra:
- Siz burada bekleyin, dedi. Hazret-i Ömer ile Hazret-i Ali'nin yanindan ayrıdı. Hırkayı yere bırakıp mübarek yüzünü yere koydu.
- Yarabbi!
.Sevili Peygamber Hazretleri ben fakir, zayif aciz kuluna Hazret-i Ömer'ül-Faruk ve Hazret-i Aliyyül Murtaza ile mübarek vücuduna giydiği bu hırkayı göndermiş! Günahkar olan bütün ümmet-i Muhammed bağışlanmadıkça ben bu hırkayı giyemem, dedi. Niyaz etmeye, yalvarıp ağlamaya başladı.
Onun bu münacaatı üzerine:
- Ya Üveys, bu ümmetten şu kadar günahkar kulu bağışladık. Hırkayi giy! diye Cenab-ı Hak'dan hitab-i izzet erişti.
Hazret-i Üveys tekrar Allah'u Teala'nın hacet kapısında niyaz etmeye, yalvarıp yakarmaya basladı. - Ya ilahi! Zat-i uluhiyyetin hürmetine, ilahi nurun şerefine, günahkar ümmetini, mahrum kullarını ateşte yakma. Onları şiddetli azabınla cezalandırma. Bırkaçını değil, hepsini mağfiret et.
İkinci defa tekrar:
- Birkaç günahkarı daha bağışladık! diye hitab-i ilahi erişti.
Hazret-i Üveys tekrar gönül kapısını Hak Teala'nin afv ü mağfiretine açtı. Daha şiddetli bir arzu ile yalvarıp yakarmaya, ağlayıp sızlamaya basladı. - Ey alemlerin rabbi olan yüce Allah'ım! Senin keremin sonsuzdur. Lütfunun nihayeti yoktur, bağışlaman boldur. Ben aciz, fakir, hakir bir kulunum. Huzuruna dopdolu elle gelmedim. Sermayem yoktur. Yalnız o tükenmez, afv ü mağfiret dolu hazinenden lutuf buyurarak günahkar olan ümmet-i Muhammedi af ye mağfiret etmeni ümid ederek geldim. Yalvarıyorum; benim ümidimi yıkma, beni boş döndürme. Ümmet-i Muhammed'den birkaç günahkarı değil, ümmet-i Muhammedin bütün günahkarlarını affet onları bağışla!
Hazret-i Üveys ümmet-i Muhammeden günahkar olanların afv buyurulmasını niyaz ederken Hazret-i Ömer ile Hazret-i Ali Cenab-i Üveys Hazretleri'nin nereye gittiğini merak buyurarak araştırmaya çıktılar. Bir de baktılar ki, Hazre-i Üveys aşk ve vecd içinde hıçkıra hıçkıra dua etmekte ...
- Yarabbi, yarabbi! Sen ümmet-i Muhammedden olani günahkar kullarının hata ve günahlarına bakma. Onları mağriret et. Onlarin hata ve isyan dolu olan defter-i amallerine afv kalemini çek.
Yakınına kadar geldiler. Üveys onları görünce aniden:
- Ahh! Niçin geldiniz? Biraz daha sabretseydiniz olmaz mıydı? Allahü Teala Hazretleri'ne yalvarıyordum. Günahkar ümmet-i Muhammedin hepsi bağışlanıncaya kadar Cenab-i , Peygamber Efendimiz'in (aleyhisselam) mübarek hırkasını giymeyecektim. Sabretmediniz, geldiniz, dedi.
'Sonra Cenab-ı Peygamber, Efendimiz'in mübarek hirka-i saadetlerini giydi. Cenab-i Hakk'ın lütf ü kereminden Rebia ve Mudar kabilelerinin koyunlarının tüyü adedince günahkar kimse (Muhammed ümmetinden) afv ve mağfiret olundu, inşaallahu teala.
Üveys Hazretleri daha sonra secde yerinden ayrıldı. Yavaş adımlarla Hazret-i Ömer ile Hazret-i Ali'nin yanlarına geldi. - Ey halife-i müslimin, dedi; bilirsin ki Sırat köprüsü kıldan ince, kılıçtan keskincedir. Ve bir dik yokuştur.,O yokuşu çıkıp da oradan geçebilmek kolay bir iş değildir; Bu, herkese nasib olmaz. Oradan ancak imanı tam ve bütün olan kimseler geçebilirler. Sırtında ağır günah yükü bulunan kimseler oradan geçmeyi başaramazlar.
Yarın kiyamet gününde günah-sevab terazisi kurulacak ve herkes işlemiş olduğu amelinin karşılığını görecek. İşte ben yüce peygamberimizin emr-i serifiyle Allah'u Teala'nın dergahına yüz tuttum. Onların bğışlanması için niyazda bulundum. Yolunu saşıran, asi kulları doğru yola getirmek için Allahü Teala'nın habib-i kibriyasi da ne kadar çok dua etmişti ... Ah! Ne acı, ne hazin bir tecelli imiş ki, onun mübarek cemalini görmek bana nasib olmadi. Ah derdiyle yanan gönlümün bacasından ah dumanları çıktı. Onun aşkı ile ağladım, inledim, gözyaşları döktüm. Ne diyeyim, ne söyliyeyim; talihim bana yar olmadı. Baht bana ikbal külahını giydirmedi. Hicran geceleri bitmedi. Ama bir gün ayrılık gecesi de hicran günü de elbet sona erecek. Elbet bir gün onun mübarek cemalini görmekle serefyab olacağım.
Hazret-i Ömer (R.A) Uveys Hazretlerinin bu sözlerini dinledikten sonra:
- Ya Üveys, dedi; madem Efendimiz'e aşıktın. Niçin onu görmek için gelmedin?
- Geldim. Geldim ama onu hane-i saadetlerinde bulamadım. Onu aramam için de müsaade yoktu. Hasta olan annem, onu hane-i saadetlerinden başka yerde görmeme izin vermemişti. AhhL Onu hane-i- saadetlerinde bulup mübarek elini öpemedim, ayağına yüzümü gözümü süremedim.
Cenab-i Üveys Hazretleri bir müddet daha durduktan sonra Hazret-i Ömer ile Hazret-i Ali'ye:
- Ey emirü'l-mü'minin" siz onu gördünüz mü? diye sordu
Hazret-i Ömer (R.A):
- Gördük elhamdilillah! .
- Onun mübarek kaşı açık mıydi, çatık mıydı?
····························
Hazret-i Ömer bu Suale bir cevap veremedi.
Hazret-i Üveys tekrar sordu:
- Siz onu sever misiniz?
- Evet,severiz.
- Sevmenin bir şartı vardir. Seven, sevdiğinin her haline muvafakat. eder, onun haliyle hallenir. Kişi sevdiğinin hali ile hallenmedikten sonra, seviyorum demesi boştur. Onu ben dünya gözüyle göremedim. Fakat onun her haline muvafakat' ettim. Ona muvafakat dindir, onun haliyle hallenmektir .
Hazret-i Üveys bir müddet sustuktan sonra tekrar Hazret-i Ömer ile Hazret-i Ali'den yana dönerek tatlı bir sesle onlara şöyle sordu:
- Sizler o iki cihan güneşinin en yakınları ve dostları değil misiniz?
- Evet, onun en yakınları ve dostlarıyız.
- Uhud gazasında Allah Resülünün mubarek dişleri krılınca sizler de üzerinize düşen, vazifeyi yerine getirdiniz mi?
Hazret-i Ömer ile Hazret-i Ali'nin hayretle kendisine baktıklarını görünce sözlerini şöyle izah etti:
- Ey Allah Resülünün dostları! Hazret-i Resül'ün mübarek dişleri kırılnca ona muvafakat için niçin siz de dişlerinizi kırmadınız? Niçin aynı acıyı siz de tatmadınız?
Sonra mübarek ağzını açtı, kırık dişlerini gösterdi:
- İşte, bakınız! dedi. Ben iki cihanın sevgilisini görmek, onun cemaliyle müşerref olmak saadetine erişemedim., Fakat onun başına gelen ızdırablı hadise beni teessüre gark etti. Duyunca, ona mvafakat için ben de dişlerimi kırdım. Dişlerimi kırmadan, onun çektiği acıyı çekmeden yapamadım. Ancak dişlerimi kırmak ve acı çekmek suretiyle biraz gönül ferahığına kavuştum.
Adalet örneği Hazret-i Ömer ile Allah'ın arslanı Hazret-i Ali (Radiyallahü anhüma) Üveys Hazretleri'nin Resulüllah'a olan aşk ve muhabbetine hayran kaldılar. Kendi kendilerine:
- Bu ne büyük, ne yüce bir aşk! Ne ulvi bir muhabbet ve ne kudsi bir sevda! Biz Habibullah'a bağlılığımızı, layik-i vechile yerine getiremedik. Ona aşk ve muhabbetle dostluk edemedik!. diye ağlaştılar.