Rabbânî Tecellî Hakkında

“Rabbânî tecellîde görüş olduğundan fenâ içinde fenâ zâhir olup emmâre nefs tamamıyla ölü hükmünde olup emînlik oluşur. Ve rabbânî tecellî iki türlüdür: Biri zâtî, diğeri sıfâtîdir. 

-  Zâtî tecellî, ulûhiyyet ve rubûbiyyet tecellîsi olup; 
     •   Ulûhiyyet tecellisi cenâb-ı fahr-i risâlet Efendimiz’e olmuştur ki, buna “İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâhe” ya’nî “Muhakkak ki sana bîat edenler Allah’a bîat ederler” (Feth, 48/10) âyet-i kerîmesiyle işâret edilmiştir.
     •   Ve rubûbiyyet tecellîsi Hz. Mûsâ efendimize olmuştur ki, “fe lemmâ tecellâ rabbuhu lil cebeli cealehu dekkan ve harra mûsâ saıkan” ya’nî “Ne zamanki Rabbi, dağa tecellî etti, onu paramparça etti ve Mûsâ, baygın olarak düştü” (A'râf, 7/143) mübârek sözüyle bu makâma işâret edilmiştir. 

-   Sıfâtî tecellîye gelince: Bu da iki tür üzere olup ya cemâlî veyâ celâlidir. Bunlardan her biri de zâtî ve kalbî olur. 
     •   Eğer tecellî “mevcûdiyyet” sıfâtıyla olursa “fenâ içinde fenâ” zâhir olur. Nitekim bu tecellî Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerine zâhir olduğunda “Vücûd ancak Allâh’ın vücûdudur” buyurdu. 
      •   Eğer tecellî “vâhidiyyet” sıfâtında zâhir olursa vahdet zâhir olur. Nitekim Ebû Saîd hazretlerine olduğunda ba'zı sözler söylediler. 
      •   Eğer “kâimiyyet” sıfâtından tecellî ederse “kıyâm bi’n-nefs ya’nî nef-siyle kâim” zâhir olur. Nitekim Bâyezîd’e olduğunda “kendimi tenzîh ederim, şânım ne yücedir” buyurdu. 
      •   Ve eğer “âlimiyyet” sıfâtından tecellî ederse ledünnî ilim  oluşur. Nitekim Hz. Hızır (as)’a olmuştur ki, “ve allemnâhu min ledunnâ ilmâ” ya’nî “ve Biz ona ledün ilmimizden öğrettik” (Kehf, 18/65) âyet-i kerîmesi bu makâma işârettir.
      •   Eğer “mürîdiyyet” sıfâtında tecellî ederse irâde zâhir olur. Nitekim Ebû Osman hazretlerine zâhir olduğunda: “Otuz seneden beri Allah’ın murâdı benim murâdımdır” buyurdu. 
      •   Eğer “kâdiriyyet” sıfâtında tecellî ederse kudret zâhir olur. Nitekim Efendimiz (sav) hazretlerine olmuştur ki, “mâ remeyte iz remeyte ve lâkinnallâhe remâ” ya’nî “attığın zaman sen atmadın, lâkin Allah attı” (Enfâl, 8/17) âyet-i kerîmesinde bu makama işâret edilmiştir. 
      •   Ve eğer “bakā” sıfatından tecellî ederse ikiliğin kalkması gerekir. Ni-tekim Hüseyn ibn Mansûr’a zuhûrunda: “Seninle benim aramda sı-kıntı verici olan ancak benim; beni Vücûd’unla aradan kaldır!” bu-yurdu. 
      •   Ve eğer “râzikıyyet” sıfâtında tecellî ederse ihsân olarak rızık verilir. Nitekim cenâb-ı Meryem’e zuhûr etmiştir ki, “Ve huzzî ileyki bi ciz’ın nahleti” ya’nî “Ve hurma ağacının gövdesini üzerine silkele” (Meryem, 19/25) âyet-i kerîmesi bu makâma işârettir. 
      •   Ve eğer “hâlıkıyyet” sıfâtında tecellî ederse halk ile birlik zâhir olur. Nitekim Îsâ (as)’a olmuştur ki, “ve iz tahluku minet tîni ke hey’etit tayri” ya’nî “topraktan kuş şeklinde sûret yapmıştın” (Mâide, 5/110) âyet-i kerîmesi bu makâma işârettir. 
      •   Ve eğer “azamet ve kibriyâ” sıfâtında tecellî ederse varlık eserlerinin mahvolması zâhir olur. 
      •   Ve eğer “cebbâriyyet” sıfâtında tecellî ederse son derece  heybetli bir nûr zâhir olur. 
      •   Ve eğer “kahhâriyyet” sıfâtında tecellî ederse fenâ içinde fenâ zâhir olur. 
      •   Ve eğer “azîziyyet” sıfâtında tecellî ederse iki yurdun saâdeti hâsıl olur.”

cenâb-ı Şeyh-i Ekber ve kibrît-i ahmer efendimiz Muhyiddîn ibnü'l Arabî (r.a)
Kitâbü Tuhfeti’s-Sefere ilâ Hazreti’l-Berere isimli eserinden

Tayfun