RASÛLULLAH’I GÖRMEYEN GÖZ NEYE YARAR?

Abdullah Fârukî el-Müceddidî
Rasûl-i Kibriyâ (s.a.v.) Efendimiz’i görmek birçok çeşittir:
1- Rasûl-i Ekrem Efendimiz’in rûhâniyetini rüyâda görmek; dünyâ ve âhiret saâdetidir. Rasûl-i Ekrem Efendimiz’i rüyâsında gören bahtiyarlar, muhakkak uyanıkken açıktan da görecektir. Zîrâ Efendimiz (s.a.v.): 
“Beni rüyâsında gören uyanıkken de görecektir. Çünkü şeytan benim kılığıma giremez.” buyurmaktadır. Bu hadîsten de anlaşılıyor ki Efendimiz (s.a.v.)’i rüyâda bir kimse gördüğü zaman o haktır ve gerçektir. Er veya geç açıktan da muhakkak görecektir. Bu hayatta iken de olabilir, hâlet-i nezi’de (ölüm hâlinde) de olabilir.(1)
2- Rasûl-i Ekrem Efendimiz’i görmek hakkındaki diğer bir görüş de; O’nu ahlâkî yönden görmektir. O’nun terbiyesi ve eğitimi bizâtihî, doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk tarafından yapılmıştır. Zîrâ bir hadîs-i şerîflerinde Rasûl-i Muhterem Efendimiz:“Beni Rabbim terbiye etti ve edebimi ne güzel eyledi.” buyurmaktadır.
Cenâb-ı Hakk Azîmüşşân Hazretleri Kur’ân-ı Kerîm’in çeşitli yerlerinde Rasûlullah Efendimiz’in insanlara karşı nasıl davranacağını ve insanların da nasıl hareket edeceklerini bizâtihî emretmektedir. İşte Efendimiz’in ahlâkı, davranışı ve hareketlerine sünnet-i seniyye diyoruz. Yâni O’nun sünnetlerini yaşayınca insanda ne kibir, ne hased, ne şehvet, ne cimrilik, ne korkaklık ve ne de kaba hareketler görülmez. Çünkü; Efendimiz’in gâyesi insanlar arasında; sevgi, kardeşlik ve hoşgörü ilkelerini yaymaktır. Bir gün Sahâbe’den üç kişi Hazret-i Âişe (r.anhâ) vâlidemizin huzurlarına gelerek:
“Ey mü’minlerin annesi! Bizler Rasûlullah’ın gece ve evdeki hareketlerini göremiyoruz, onun için size geldik. Çünkü siz devamlı Efendimiz’i görüyorsunuz. Bize onun ahlâkından haber verin ki bizler de onlardan istifâde edelim.” diyerek arz-ı hâl ettiler. Mü’minlerin annesi Hazret-i Âişe (r.anhâ) onlara:
“Siz Kur’ân okumuyor musunuz? Efendimiz’in ahlâkı Kur’ân’dı.” diyerek durumu anlattı.
Daha sonra bu üç Sahâbî Hazret-i Âişe vâlidemizin yanından ayrılırken: “Biz Rasûlullah gibi olamayız.” dediler. Birisi: “Ben ömrümün sonuna kadar oruç tutacağım.”, diğeri: “Ben de geceleri uyumayıp ibadet edeceğim.”, bir diğeri ise: “Ben de hanımlarıma yaklaşmayacağım.” dediler. Rasûlullah Efendimiz gelince olanları Hazret-i Âişe vâlidemiz Rasûl-i Kibriyâ’ya anlattı. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) Mescid-i Nebevî de bir hutbe îrâd etti ve:
“İçinizde Allah’tan en çok korkanınız benim, Allah’ı en iyi bileniniz de benim. Böyle olduğu hâlde; kimi zaman oruç tutarım, kimi zaman iftar ederim, kimi zaman hanımlarımla beraber olurum, kimi zaman da geceleri ibâdet ederim, bazen de uyurum. Kim benim sünnetimi terk ederse benden değildir.” buyurdu.
İşte dîn, Rasûl-i Ekrem Efendimiz’in getirdikleridir. İşte göz de bunu görmelidir. Kim ki O’nun getirdiklerinin dışına çıkıp yeni bir şey îcâd ederse o merdûddur. Allah indinde makbûl değildir. Allah’ın hoşuna giden ameller, Allah indinde makbûl olan ameller Rasûlullah Efendimiz’in sünnetleridir.
3- Diğer bir görme şekli de şöyledir: O’nun getirdiği âhkam-ı ilâhiyyeyi görmek, kabûl edip yaşayarak yaymaktır. Allah’ı zikredip Rasûlü’ne salât ü selâm getirdikten sonra Allah’ın emirlerini ve Rasûlü’nün sünnetlerini yaşamaktır. Bütün hâl ve hareketlerini O’na uyarak tanzîm etmektir. İşte Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.)’den, O’nun sevgisinden, O’nun sünnetlerinden bîhaber olan insan kördür. Böylece Cenâb-ı Hakk’ın emirlerini, Efendimiz’in sünnetlerini bilmeyip, öğrenmeyen, yaşamayan insana o taşıdığı gözler yüktür. Asıl görmeyen, kör olan insan Cenâb-ı Hakk’tan, Rasûlullah Efendimiz’den uzak olan insandır. Zîrâ Cenâb-ı Hakk Tâ-hâ Sûresi 124. âyetinde:
“Kim de beni anmaktan (ibâdetleri yerine getirmekten) yüz çevirirse şüphesiz onun için sıkıntılı bir hayat olacak ve biz onu kıyâmet gününde kör olarak haşredeceğiz” buyurmaktadır. Kul Cenâb-ı Hakk’a sorar: “Ya Rabbi! Hâl bu ki ben dünyâda iken görüyordum. Niçin beni kör olarak haşrettin?” Allah Teâlâ buyurur ki: “Hayır, sen dünyâda iken benim emirlerimi görmüyordun, onun için ben seni kör haşrettim.”
Hac Sûresi 46. âyetinde ise şöyle buyurulur:
“(Sana karşı çıkanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı, elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki; gözler kör olmaz. Lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur.”
Nitekim Rasûlullah Efendimiz: “İhsân; Allah’ı görürmüşçesine ibâdet etmektir.” buyuruyor. Kul Cenâb-ı Hakk’ın farz ve emirlerini yaptıktan sonra Rasûl-i Ekrem Efendimiz’in sünnetlerini o denli yaşar ki Cenâb-ı Hakk onun bu hareketlerinden râzı olur. Râzı olunca da onun gören gözü, işiten kulağı, şiddetle kavrayan eli olur.(2) Bundan sonra da o kul cennette en yüksek makamlara eriştirilir. İşte dünyâda iken Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’i görmek; getirdiği ilâhî ahkâmı yaşama ve sünnetlerine uymaktır. Bu görüş kendisini Cenâb-ı Hakk’ın yakınlığına erdirir. Ve hadîs-i kudsînin sırrına mazhâr eder. Ve bu sünnetleri yaşama ile Cenâb-ı Hâkk onun gören gözü olur. Böylelikle ihsân mertebesi hâsıl olur. Yâni kul, Rasûl-i Ekrem’in getirdiği esaslara inanıp yaşayarak görme ve inanma mertebelerine erişmesi, kendisini hadîs-i kudsîdeki esrâra sâhip olmaya iletir.
Ayrıca İmâm-ı Rabbânî Hazretleri bu konuyla ilgili olarak Mektûbât’ında: “Sâlikler seyr-ü sülûklerini ikmâl ederken yapmış oldukları sünnetlerle cennette dereceleri ziyâdeleşir.” buyurmaktadır. Görüldüğü gibi bu şekilde görmek daha kapsamlı ve daha faydalıdır.
Ve’s-selâmu alâ men ittebe’a’l-Hüdâ.
Kaynaklar:
 1. Dağıstânî, Zübdetü’l-Buhârî, 1483.
 2. Bk. Buhârî, Rikâk: 38; Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihîn, c.I, s.147.