"Saflarınızı sık tutun"

Yusuf (a.s) zindandadır o zaman, zindan arkadaşlarının tabir ettiği rüyâları yorumladığı gibi çıktı, o zaman işte o hayatta kalan kişi diyor ‘ben size birisini tavsiye edeyim rüyâya doğru yorum yapıyor’ diye, Mısır Hükümdarı da onu çağırtıyor yorumlatıyor rüyasını nasıl bu rüyâ diye, Yusuf (a.s.) da diyor “7 sene bolluk olacak, arkasından 7 sene kıtlık. O bolluk senelerinde ürettiklerinizi toplayın 7 sene kıtlıkta 1 sene 1 sene kullanırsınız” diye yorum yapıyor. Bu, o zamanın Fir’âvn’unun aklına yatıyor, ama aynı rüyâyı onun adamları karışık rüyâlar diye tabir etmiyorlar neden güçleri yetmiyor çünkü. İşte bu âlemi gerçek ma’nada idrâk etmek, bu âlem rüyasını tâbir etmektir, ve bu bir ömür süren bir rüyâdır. Kim bu rüyâyı tâbir etti, işin hakikâtine erdi, kim tâbir etmedi veya bu sahadan haberi olmadı, nefsi benliği üzerinde yaşadı gitti, yani tahta geldi tahta gitti. Tahtta geldi tahtakonduda gitti. Ama kim ki bu rüyâyı tâbir etti ve bu rüyânın hakikâtine ulaştı tâbirinden hakikâtine ulaştı, ki onun hakikâti de; mahluk gibi görülen Hâlik olduğunu anladı bu âlemin, o zaman aslı itibariyle tabir etmiş oldu rüyâyı. Yani mahluktaki Hâlikı tâbir etti, mahlukun bâtınındaki Hâliki buldu, o zaman gerçek âleme ulaştı, yani bu âlemin gerçeğine ulaştı. Birisi maddi âlem, diğeri izâfi rüyâ âlemi, diğeri de asli olan ilâhi âlem. Bu âlem ilâhi âlemdir aslı olarak. Benzetmelerimiz yapmalarımız hepsi rüyâ içindeki âlem, nefsimiz ve madde olarak kabul ettiğimiz bu âlem madde âlemi, ama hakikatiyle kabul ettiğimiz bu âlem işte şehâdet âlemi o aslında. Neyin şâhitleri oluyoruz, Uluhiyyet şâhitleri oluyoruz bu âlemde ve onlar uyanık kimseler oluyor işte ve Allâh ehli. Bu dünyayı Allâh’ın evi olarak görür isek ki âlemler onun evi zaten Beytullâh bütün âlem Beytullâh, o halde irfan ehli Beytullâh’ın dışına çıkmaz. Ömrü Beytullâh’ta geçer. Beytullâh sadece oradaki bilinen yerde merkezde Mekke’deki değil, onlar birer simge hepsi. Eğer Allâh’ın evi sadece oraya mahsus olsa gidemeyenlere haksızlık olur. 
Gerçekten de ne kadar huzur buluyor insan değil mi bu tür anlatışlarda anlayışlarda sohbetlerde, Dünya cennetidir işte bu hal zaten. Mümkün olan saflarımızı sık tutalım. Hani hocaefendi diyor ya “saflarınızı sık tutun”, Peygamberimizin de sünnet-i seniyyesi, sık tutacağız diye omuzlarımız yıpranıyor, bir saf var önde arkası boş câmiinin geliyor koşturarak orada var 10 cm aralık giriyor oraya, ben diyor hadisi uyguluyorum safları sık tutacağız. Hay Allah mübârek ya arka taraf boş işte. Ama yine Efendimiz diyor ki “Lâ salâta illâ bîhuzûr’ûl-kalb.” yani kalp huzurda olmadıkça namaz olmaz diyor, e ne oldu şimdi bütün safı şişirdin, geldin hepsinin huzuru gitti namazları da gitti, aldı iki puan sıkışmaktan, 200 puan zarar etti, e nerede bunun ticareti şimdi. Dur arkada ne olacak, hadi sağda solda durmadın tavsiye imamın arkasında dur ikinci sırada dur, orası da çok sağlam. Nereden başlıyor ikinci sıra üçüncü sıra dizilmeye nereden başlıyor? Şimdi arkadan koşturarak geldi bir saf oldu, ikinci saf nereden başlıyor sıraya?
(Dinleyenlerden biri: Sağ taraftan)
İmamın arkasından başlar saf. Çünkü orası en çok sevap kazanılan yerdir, biri sağa biri sola, biri sağa biri sola, böyle açılır.. Bu halleri kişi gerek kendi tefekküründe gerek kitaplarıyla gerek işte ufak tefek zikirleriyle yaşaması gerekiyor kendi gönlünde. Bu halden çıkıp da gürraaa dik tepe dünya içine nefsin içine atladığımız zaman saflarımız bozuluyor. “Saflarınızı sık tutun” dediği, saf hallerinizi sıklaştırın. Şimdi biz diyelim saat 10:00’da aklımıza geldi bir müddet Rabbımızla hani elimiz işte de gönlümüzde Rabbımızla olduk, ay oraya koş buraya koş zil çaldı kapı açıldı, unuttuk gitti akşam oldu saat 5 eyvah bir aklımıza geldi Bismillâhirrahmânirrahim tekrar bak safın arası kaç saat açıldı. Saflıkların arası, o saf dediği. Sıra safı değil sadece. Onunla birlikte safiyet, saf hallerinizi sıklaştırın diyor. Yoksa birbirinizin omzunu sıkacak kadar safı sıklaştırın demiyor, ama ehl-i zâhir de işin kolayına zâhirine bakıyoruz ötekinden haberimiz olmuyor. Çaresiz olursa ayrı, Cuma namazlarında sırtına da secde var yani ama zaruret olduğu zaman var.

Terzibaba'nın Muhtelif Sohbetlerinden yazıya dökülen bir bölüm