Seçilmişlik (Terzi Baba Muhtelif Sohbetlerinden)

Terzi Baba Muhtelif Sohbetlerinden, Seçilmişlik Üzerine bir bölüm
 
Terzi Baba: … Seçilmişlikle iş bitmiyor. Akşam da öyle bir mevzuu vardı biraz bu hususta, seçilmişlik tehlikeli bir hal alıyor ayrıca. Şimdi diyelim ki bir futbol takımı 11 kişiyle oynanıyor, 1 de yedek, 12 kişi, yani asli kadro 13-15 kişidir zannediyorum yani herhangi bir şekilde bir yedek bir yedek daha ama onlar 25-30 kişilik bir kadro kuruyorlar genel kadro kuruyorlar. 25 kişi diyelim, 15 kişi asli kadro, diğerleri de yedek kadro ve 25 kişinin hepsi seçilmiş, ama bu seçilmişlerin içinden kaç tanesi sahada harekete geçebiliyor, bu antrenörün görüşüne kanaatine bağlı oluyor. Yani seçilmişliğin içinden seçilmiş olabilmek için azami derecede o kişinin o seçilmişliğe layık olması gerekiyor, yani yukarıdan seçildiği zaman bu hangi durumda olursa olsun sahaya sokulmuyor gönderilmiyor, işte seçilmiş eşittir liyakat ve çalışma. Onun için, öyle demişler “bu yolda çalışanlar kazanamadı ama kazananlar çalışanların içinden çıktı” diyor bakın, aradaki fark o işte. Yani mutlaka seçilmiştir de buraya gelecektir değil. Nasıl o aday adayları var belediye reisi adayları var başbakan cumhurbaşkanı adayları var, o adaylar bir çok aday, her parti evvela kendi içerisinden adaylarını çıkartıyor, adayların içinden seçilmiş oluyor bakın aday olmayanlardan seçilme yok. Kişi ben adayım diye oraya söylemesi gerekiyor.
 
 (Dinleyenlerden biri: Seçilen tarafından bakalım yani seçildiğini farketmesi lazım)
 
 Terzi Baba: Haliyle, farketmesi lazım, yoksa o görevi yapamaz. Bir de kabul eder mi etmez mi ayrıca. Bazıları ben olacağım demiyor da dışarıdan seçiliyor, tebliğ ediliyor, davet geliyor, kabul eder mi etmez mi. Tarihte bunu görüyoruz, bir sürü insanlar var gel şuraya diye seçiyorlar, hayır ben oraya layık değilim yapamam diyor ya tevazuundan ya korkusundan ya herhangi bir şeyden.
 
 (Dinleyenlerden biri: Hayır diyebilme şansı var mı peki?)
 
 Terzi Baba: İlahi ma’nada Hakkın seçtiği bir kimsenin hayır deme şansı olmaz zaten. Çünkü Allah yanlışlık yapmaz, seçtiyse doğrudur, ve bunu görüyoruz zaten, seçtiği o şey artık başka bir talep oraya gelmiyor. Bu seçilmişlikte biraz kaderle de ilgili burası, kaza, kader, a’yan-ı sabiteyle de ilgili. Çok mühim hadiselerden bir tanesi, belki dikkatini çekmiyor olabilir, tabi çekmişler de vardır da yani genelde okunup geçiyor, Musa (a.s.) işte bu seferki mevzumuz o zaten burada Musa (a.s.) karın kardeşi ki fiziken ağabeyi olduğu söyleniyor Harun (a.s.)’ın peygamber olmasını Musa seçiyor, bakın çok enteresan bir hadise. Peygamber olmasına sebep Musa (a.s.)
 
 (Dinleyenlerden biri: Aşağıdan yukarıya karışıyor)
 
 Terzi Baba: Aşağıdan yukarıya karışıyor. O halde bu bir de şeyi gösteriyor ki, bütün program yukarıda tam yapılıp burada uygulanmıyor, buranın da kendine haline göre ana programlar giriyor.
 
 (Dinleyenlerden biri: Tasarruf sahibi olanlar var o zaman )
 
 Terzi Baba: Burası da tasarruf yeri bir bakıma.
 
 (Dinleyenlerden biri: Ama tasarruf eden de burada direk seçilen. Hz. Musa direk seçilen, dolayısıyla onun bir de tasarruf edebilme kabiliyeti de var)
 
 Terzi Baba: Hz. Musa direk seçilen, seçme kabiliyeti var, Cenab-ı Hakka rica ediyor bir bakıma istiyor istemesi tavsiye etmesi de aynı zamanda. İşte Harun’un peygamber olarak gönderilmesi Musa tarafından seçilmiş olmasından. Cenab-ı Hakk Harun (a.s.)’ı ezelde programında peygamber olarak o sırada yok, seçmemiş, ama şu gelebilir akla, ona yine onu ilham eden Allah değil mi, Musa (a.s.)’a kardeşini peygamber olarak iste benden diye ilham eden Allah değil mi, Allah ama bu başka bir hadise, yani bu işin bir başka tarafı.
 
 (Dinleyenlerden biri: Farkın içinde fark yaratmak gibi)
 
 Terzi Baba: Değişik sebeplerin faaliyet aleminde ortaya çıkmasına sebep olan muharrikler, mekanizma onlar. Ama biz burada bu alem, görüntü alemi, zahir alemi, zuhur alemi, görünen ve lisanen söyleyendir burada mes’ul veya mükafatlanan, yani o isimdir şahsiyet ve selahiyet sahibi buradaki isimdir. Batınen şu geldi bu geldi o ayrı konu, gelmemiş de olabilir bilemiyoruz ki biz Musa (a.s.)’ın içinde yaşamadık ki, ilhami mi olarak geldi ona yoksa akli olarak mı kendi tefekkürüyle mi ona çıkardı, yani büyük ihtimal kendi tefekkürü ile çıkarmış olmasıdır. Eğer Cenab-ı Hak ona ilham edip de deseydi ona gerek yoktu sana kardeşini de ben verdim yardımcı olsun sana diye söyleyebilirdi, yukarıdan olsaydı.
 
 (Dinleyenlerden biri: Hayır deme şansı var mı dedim ya hayır demedi ama hani Hz. Allah Hz. Musa’yı görevlendirdiğinde peygamber olarak onun önerisi bana bir yardımcı ver)
 
 Terzi Baba: Ama işte bu Musa (a.s)’ın kendi bireyselliğinden çıktı, yani o günkü beşeri ihtiyacının..
 
 (Dinleyenlerden biri: Kendini tam tanımaması diyebilir miyiz o sırada?)
 
 Terzi Baba: Şundan istedi onu, Musa (a.s)’ın dili biraz kekeme imiş yani ifadesini tam yapamıyormuş, peygamberlik gücü var kelam gücü zayıf, kelam sıfatı zayıf.
 
 (Dinleyenlerden biri: Hz. Allah Hz. Musa’yı direkt görevlendirdiği vakit senin reddetme şansın yok zaten, ama yardımcı istiyor, ama Hz. Allah yardımcı vermedi ona, onun talebi var)
 
 Terzi Baba: İşte onu belirtmek istiyorum, yani burada da, buranın kaynaklı bu alemde bir faaliyet sahası var, yani programın dünyadan çıkan, dünya ile ilgili faaliyet sahası var. Yani bütün herşey ayan-ı sabitede oldu da bitti de burada herşey ayniyle zuhura geliyor demek değil yani oradaki programın burada hemen her şeyle birlikte zuhura geliyor demek değil. Gerektiğinde kombinasyon olabiliyor hale göre şartlara göre burada uygulama yapılabiliyor, onu anlatmak istiyorum.
 
 (Dinleyenlerden biri: İlaveler yapılabiliyor, çıkartmalar yapılabiliyor.)
 
 Terzi Baba: İlaveler yapılabiliyor, çıkartmalar yapılabiliyor. O iradeyi Adem’e vermiş işte Cenab-ı Hak. O mesele. Eğer böyle bir şey burada yapılmamış olsa halifelik iradesi, muhtariyet, böyle bir şey verilmemiş olsaydı bütün bu insanlar memur olurdu sadece memur olurdu, memur da mazurdur o zaman ne cennete ne cehenneme hiçbir şeye ihtiyaç yok.
 
 (Dinleyenlerden biri: Ama bu özgürlük tanımlanamıyor değil mi yani bu değişik bir özgürlük)
 
 Terzi Baba: Mutlak ma’nada bir özgürlük değil, süreli bir özgürlük. Eğer mutlak ma’nada bir özgürlük olsa Fir’avnlaşır insanların hepsi, o kendini öyle özgür zannetti ve kendini ilah edindi neticede, o mutlak ma’nada iradesiz ve irfaniyetsiz bu özgürlüğü almış insanlar kullanmış olsalar herkes çıkar kendisini ilah ilan eder, nefsi emarenin en büyük hazzı odur zaten, benlik üzerine ve kendisine herkes tabi olsun ister, onun için kargaşa olurdu.
 
 (Dinleyenlerden biri: Örneğin Hz. Allah Hz. Musa’ya görev verdiğinde, Hz. Musa kendi özelliğinden fiziki özelliğinden dolayı dara düşeceğini endişe ederek Hz. Harun’u önerdi. Bu Allah’ın fikrine %100 tam inanmamasından mı kaynaklandı? Yani orada şey var, Allah zaten ona bu görevi tebliğ ettiğine göre o zaman onun sendeki donanımı bildiği için ona bunu verdi, bunu yanına bir yardımcı istemesinin sebebi kendi beşeriyetinden dolayı mı, beşer eksikliğini hissettiğinden dolayı mı, yoksa algılamasında bir korku mu var bir endişe mi var?)
 
 Terzi Baba: O endişe var zaten hep, çünkü ,Fir’avn’un zahiren yaptıkları ortada, vuruyor asıyor kesiyor kimse de bir şey diyemiyor, o kadar da büyük bir gücü var, kolay bir şey değil. Şimdi, sizin çalıştığınız şirketlerde yerlerde size karşı olan birisinin olduğunu bilseniz ve de daha yüksek makamda olduğunu bilseniz ki her zaman yaşanan haller, e biraz tedirgin olur oradaki insan yani onun karşısına çıkacağım da bana şunu derse bunu derse nasıl cevap vereceğim gibi, o zaman karşı tedbiri almayı düşünürsünüz, ve diğer çevrelerden de buralardaki kişilerden de taraftar toplamaya başlarsınız, mecburen yani arkada bir güç ki o güçle birlikte ona karşı durabilmek dayanabilmek veya kendi düşüncelerini oraya aktarabilmek, kendi haklılığını mantıki yollarla misallerle anlatacak şekilde bir hazırlık yapmayı gerekecek işte Musa (a.s.)’ın hali öyleydi, zaten oradan çıkmış bir gurbet yaşamış ve Fir’avn’un kucağında hayat bulmuş çocukluğu orada geçmiş 40 yaşına kadar, yani kargaşa bir hayat yaşamış, Kıptilik mi Beni İsrailik mi, ikisinin arasında kalmış, tabi İsrailliği seçmiş kendi fıtri asli hali olduğundan, Kıptilik yani Fir’avn’ilik büyük bir güç orada o zaman, onun ikisinde çabalayıp duruyor, görev verilmiş Fir’avn’a karşı duracaksın diye, e bakıyor kendi gücüne kendi imkanlarına kabiliyetlerine, dilde zayıflık var e orada da en büyük konuşma dil gerekiyor, o zaman Harun da çok güzel konuşurmuş, o zaman kardeşi Harun kelamlarda konuşmalarda vekil istiyor kendisine, görüşmek için işte Fir’avn’a beraber gidilsin diye. Evvela “Vastana’tuke li nefsî” (20/TÂHÂ-41) “Seni nefsim için seçtim” diyor Cenab-ı Hak ona, o kadar açık hadise, nefsim için seçtim diyor. Nefsim için seçtim, ruhum ilmim aklım için seçtim demiyor, nefsim için seçtim diyor. Demek ki Cenab-ı Hakkın..
 
 (Dinleyenlerden biri: Nefs derken burada özüm için mi diyor?)
 
 Terzi Baba: Nefsten kasıt aslında esma-i ilahiyyenin hepsinin zuhur ettiği mahaldir, ama biz bunları nefsi emmare yönüyle nefsin istikametinde kullandığımızdan veya o bizden kaptığından bu sahayı, biz emmare yönüyle kullanmış oluyoruz, ama Cenab-ı Hakkın “kaimi bi nefsihi” diye kendi zati hakikati var, nefsiyle kaim hakikati var, nefs o şeyin hakikatidir diye ifade edilmiş zaten.
 
 (Dinleyenlerden biri: Bambaşka bir pencereden bakabilir miyim şimdi, Hz. Musa’nın Harun’u seçmesinin sebebi kendini belki çok iyi bildiği için seçmiş olabilir mi?)
 
 Terzi Baba: İşte o yüzden onu seçiyor ya, istiyor yani.