Sen çık aradan, kalsın yaradan

26. MEKTUP
...
Cenâb-ı Hakk ve Tekaddes hazretleri de, “Ben mekânların mekânıyım. Benim sevgimden başka sevgi olmayan gönüllerde mekân kurarım. Ben kırık gönüllerde hazır ve nazırım.” buyuruyor. Hatta bir velî de “Hüznünle perde et gönlümü, ta kalmasın efkârım.” buyurmuş. Âşık olanın gözü de ma‘şûktan başka varlık görmez. Gördü mü o âşık değildir. Okuyacaksan diriye oku ki aks-i sedası çabuk gelsin, sen de diri olasın. Ölülere okumakla geçecek fazla vaktimiz yok. Hem nöbet tutar, titremeler yapar.
Taşdelen suyunu dışı kirli bir şişeye korsanız rağbet bulmaz. Tertemiz bir şişeye kirli su korsanız yine rağbet görmez. Hem şişe, hem su temiz olmalı. Fakat içecek olanlarda şüphe uyandırmaması için de “Taşdelen Menba Suyu” diye bir de etiket ister.
Su ruh gibidir. Haddi zâtında temizdir. Kabdan kaba geçerken ve temiz olmayan şişelere konursa, suda içilme kabiliyeti kalmaz. Ağzını kapalı tutmalıdır ki şişenin içine bir şey gitmesin. Şişenin dışı yani vücûd, kirlense de çabuk temizlenir. Daha evvel de arz ettiğim gibi tecessüsden vazgeçmek lazım. Altı cihetin kapılarını kapamak lazım. Kâ‘be yolcuları, yani hacı namzedleri o niyetle yola çıksalar da, kafilenin konakladığı şehirlerde fazla eğlenseler, gaflet uykusuna dalsalar, kervan hareket eder. Onlar kalır. Oysa hedefe vardıktan sonra, her tarafın zevki muhterem hacılarındır.
Fâtihâ-i Şerife’ye gelince. Hazret-i Mevlânâ diyor ki: “Ben hastayım diye gelip, iyi olmam için Fâtihâ okuyorlar. Bilmiyorlar ki ne yaptı ise bana Fâtihâ yaptı. Beni bu hale koyan Fâtihâ’dır.”
Malum ya! Hazreti Mevlânâ dost sevgisiyle yemedi, içmedi, uyumadı. Hâlden hâle, makamdan makama yükseldi. Vücûd zayıfladı, takatten kesildi.
Fâtihâ ise Hakk’a giden yolların açılması, perdelerin kalkması, ruhun yükselmesi ve dolayısıyla cesedin çile doldurması demektir. Gönül halinden anlamayanlara Fâtihâ, cesedlerine sıhhat verir. Fakat gönül ehlinin de yollarını açar.
Ruhun K‘âbe yollarından kolayca geçebilmesi için vücud ağırlığından kurtulması lazımdır. Yani nefsin ruha isyan etmemesi lazımdır. Köpekler gibi saldırmaması lazımdır. Köpeğin ahlâkı sahibine sadâkat göstermesidir. Ama nazarlarını kemiğe diken bir mahlûktur. Başını gönül semasına kaldıramıyor. Hep süfliyâta bakıyor demektir. Dünyayı bize verseler, bir fil kadar yiyemeyiz, içemeyiz; bülbül gibi ötemeyiz, gül gibi kokamayız. Horozlar kadar da cinsî kuvvetimiz yoktur. Nihayet öteki tarafa da bir şey götürecek değiliz. Şu halde bir an için yokluğu, aczi kabul etmek lazım. Bir müddet sonra bütün varlıkların bizde son bulduğunu müşâhede edeceğiz.
Neye yarar ol namaz ki niyazı yok
Neye yarar ol gönül ki râzı yok.
Boyun bükerek, yaş dökerek yapılmayan ibadetler kilisede yapılan saf ibadetten de aşağıdır. Puta tapar gibi bir şeydir. Gönülde aşk ve muhabbet olmazsa orası bir kilisedir; cami değil, kıble değil, nazargâh-ı İlâhî değil. “Herkes gider Mersin’e biz gideriz tersine” olmasın. Cenâb-ı Mevlâ’dan gönül temizliğinde size zâhir olmasını niyaz eyleyerek gözlerinizden öperim.
Kesâfet âleminde şimşek çakacağına, güneşli havada bir kaç bulutun gözüküp kaybolması daha iyi değil mi? Maamafih Sarıyer’den avdet de manidar; çünkü renklerin de delâlet ettikleri makamlar vardır. Artık şehrin dedikodusu bitmiştir. Aşk deryası ruhunuzu doldursun. Esasen yazılar da ona dairdir. “SEN ÇIK ARADAN KALSIN YARADAN”(*) benim aceleci yavrum?
el-Fakîr M. Nusret

(*)Sabri Bey bu söz ile ilgili olarak, pek herkesin bilmesini istemediği ilginç bir şey anlatmıştı. Hem kendisi ve hem de Mürşidi bugün için Hakk’a yürüdüklerinden, ben de bu mektubları neşrederken mürşidinin kerâmetine dair olan bu gerçeği nakletmekte fayda mülâhaza ettim. Açık denizde seyrederken Sabri Bey tarikat dersini gerçekleştirmeye başlar. Rabıta esnasında “Şeyhini çıkar aradan, ona ne oluyor?” gibi bir fikir gelir ve diline “Sen çık aradan kalsın yaradan” sözünü nakarat eder. O hal ile dersini tamamlar. Bu hadiseden bir iki gün sonra şeyhinden aldığı bu mektupta aynı ibareler ile kendisinin ikaz edildiğini görünce, gerçeği anladığını ve çok utandığını nakletmişti.