"Suyun rengi kabının rengidir"

...Ya'nî sâhib-i itikadın tahayyül ederek nâzır olduğu ilâh kendi tarafından tasnî olunmuştur (düzenlenmiştir,suretlenmiştir). Ve bu ilâh-ı muhayyel (hayalde oluşturduğu ilahı), bu kimsenin san'atından ibârettir. Bu ilâh üzerine senâ ettiği vakit, kendi nefsi üzerine senâ etmiş olur. İşte bundan dolayı o kimse, kendi itikadında îcâd ettiği ilâhtan başkasını kabul etmez (çünkü kendi icad ettiğinden onu savunmak zorundadır,kendi sanatını savunuyor) ve başkasının itikadında mec'ul olan (ceal edilmiş,meydana gelmiş olan) ilâhı da zemmeder (kötüler). Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de ashab-ı itikadın (kendine hâs inanış sâhiplerinin) hâline işâret olarak buyurulur: “Yekfuru ba’düküm bi ba’din ve yel’anu ba’düküm” (Ankebût, 29/25) ya'nî "Ba'zınız ba'zısını tekfir, ve ba'zınız ba'zınızı tel'in eyler (küfreder ve lânet eder)." 
 Ve eğer bu mutekad (itikad sahibi) insaf ede idi, itikadlardan (kendilerine mahsûs inanışlardan) hiçbirini zemmetmez idi. Şu kadar var ki, bu itikadında tahayyül ettiği ma'bûd-u hâssın sâhibi, Allah hakkında başkalarının itikad ettiği şeyde kendi inanışının gayrına i'tirâzından dolayı bu zemminde şüphesiz câhildir. Çünkü Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerinin “Suyun rengi kabının rengidir” kavline ârif olsaydı (bu hakikati idrak etmiş olsaydı) her bir itikad sâhibinin itikadında tahayyül etmiş olduğu ilâh-ı mûtekadidi de teslîm eder idi. (Yani onların da hakkını verirdi, hepsini hoşgörür ve kimseyi suçlu görmezdi) Fakat Hakk'ın, mezâhirin isti'dâdı hasebiyle (zuhurda olanların özelliğiyle) zahir olduğunu bilmedi. Hakk'ın kendine olan tecellîsini tasdîk, ve kendinin gayrı bulunan mezâhirde tecellîsini inkâr etti. Ve Allah Teâlâ’yı her sûrette ve her mûtakadde ârif olmadı. Binaenaleyh bu ma'bûd-û hâs sâhibi , sahib-i zandır, âlim değildir. 
 İşte ashâb-ı itikaddan her birisi sâhib-i zan olduğu için Allah Teâlâ "Ben kulumun zannı indindeyim" buyurdu. Ya'nî abd Hakk'ı kendi itikadında ister ıtlak ve ister takyid etsin (ister mutlak olarak ve ister kayıtlı Hak olsun), Hak ona ancak kendi itikad etmiş olduğu sûrette zâhir olur, demektir. Ya'nî abd, cem-i mûtekadâd sûretlerinde (cem-i itikad eden sûretlerde: bütün kendine mahsûs inanış sûretlerinde) Hakk'ın mütecellî olduğunu itikad ederse, ona ıtlak üzere (mutlak olarak ,gerçeği ile) tecellî eder. Ve eğer kendine itikad-ı hâs ile takyid ederse (kendine has bir inanış ile kayıtlarsa) o kimseye onun itikad-ı mukayyedi sûretinde tecellî eder (itikad ettiği kayıtlı Rab sûretinde tecelli eder). 

Füsus'ul Hikem Tercüme ve Şerhi / A.Avni KONUK - Muhammedîyye Kelimesindeki “FERDİYYE HİKMETİ” Fassı 
Terzibaba Necdet Ardıç (k.s.) 29.05.2014 tarihli sohbetinden bölümdür