Tül perdeyi bir aralasa.. fakat heyhat, 40-50 sene böyle geçmekte..

Aklımca bir temsil hazırladım; kısacık, fakat kuş dili ile. Bir adam evlenme çağına gelmiş. Giydirmişler, kuşatmışlar bir odaya sokmuşlar; otur burada demişler, sevgilin gelecek. Genç adam oturmuş, gözü kapıda bekliyor. Halbuki kendi etrafındaki tül perdeleri açsa, çepeçevre geniş bir yatak kuş tüyünden, arkada hamam ve lavabolar aynalı. Dilber, gencin tam arkasında hafif bir perdeyi itmesini bekliyor ki boynuna sarılsın. Firkat ve iştiyâk sona ersin, vuslat tahakkuk etsin. Heyhat! Beş vakit namaz kılar, orucunu tutar ve bekler, yıllarca bekler. Bir başka adam daha var. Bu adam evlenme çağına gelmiş. Dilberin vuslat odasına koymuşlar, fakat câhil genç, hem kılığını kıyafetini cânânın istediği gibi düzenleyememiş. Bir tulumbacı haliyle sultanla evleneceğini, sıra beklediğini rastgele söylüyor. Kendi hâli düzgün değil, ötekinin berikinin tıraşına, sakalına, elbisesine, pabucuna bakarak tenkitlerde bulunuyor. Onlara da yanlış öğretiyor. Çünkü etrafın hatasını görmekten kendisinin şeklini tanzim edemiyor. Heyhat, o da kaybetmede.
Diğer üçüncü, dördüncü gençlerde bahse lüzum yok. Onlar saâdeti abonozda veya galetada arıyorlar veya günlük mâişetlerini teminden âciz, pis ve süflî kimseler.
Bursa’da derslerini bitirmiş yaşlı hanımlar var. Şeyhleri ve rehberleri Hakk’a yürümüş, fakire soruyorlar: “70.000 çekiyoruz. Râbıtaya sizi alalım mı? Misafirlikte iken farzları yarıya indirelim mi?” diye. Onlara biraz çıkıştım. Allah ve Resûlüne muhabbetiniz varsa, beşe beş katın. Yoksa dört rekati ikiye indireceğinize hiç kılmayın. Huzurunuzu yetmiş binde değil, yüz binde yani her nefeste bulmaya çalışın. Yoksa yetmiş bin, seksen bin dersen aklınızı oynatırsınız, olur biter.
Birinci hikâyeyi onlar için tanzim etmiştim. Yirmi yaşında gelinliklerini giymiş, süslenmiş, tellenmiş, pullanmış zâhir kaydında bekliyor, câfiân gelecek diye, duvağımı açsın diye. Kendi duvağını bir açsa, tül perdeyi bir aralasa, genç ve güzel bir erkeğin kolları arasında can vermeye razı olacak; fakat heyhat, 40-50 sene böyle geçmekte.