TERZİ BABA'DAN TASAVVUFTA CEVAP ARAYAN SORULAR VE CEVAPLAR (1)

Terzi babaya bazı tasavvufi bazı sorularımız var eger cevaplandırırsanız memnun oluruz selamlar.
 TERZİ BABAYA BAZI SORULAR
1- Mürşidi vefat eden bir talebe ne yapması gerekir mürşidi onu kabirden irşat edebilirmi.
2-Bir talebe mürşidi sağ iken izinsiz başka bir mürşide intisap etse ne olur mahsuru varmı .
3-Cemaatlerle tarikatların farkı nedir talebeye aynı seyri suluk yaptıra bilirlermi
4-Biat nedir biattan dönülürmü dönülürse ne olur.
5-Peygambere biat nedir mürşidi kamile biat nedir. her mürşidim diyene biat edilirmi .
6-Cemaat liderlerine biat edilirmi
not- kendileri tasavvuf ehli boşa konuşmaz soru sorulursa konuşur dedigi için bunları soruyorum . sonsuz saygılar sevgiler selamlar.
TASAVVUFTA CEVAP ARAYAN SORULARA CEVAPLAR
Terzibaba'nın Cevabı:
Küçük bir giriş ile devam edelim:
 Evvelâ bu soruların sorulma gayesinin ne olduğu hakkında küçük bir tahlil yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Aslında bu tahlilin yapılabilmesi için soruları soran “eğer belirtilen isim yanlış değilse” sayın (Tıkandı Baba) kardeşimizin hayat seyrini az da olsa daha sağlıklı cevaplayabil-memiz için bilmemizin gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde verilecek cevaplar kendisi hakkında yeterli olmayabilir. Ne yazıkki keşif yönündende fazla zenginliğimiz olmadığından o yol ilede kendisini tahkik etmemiz kolay olmuyor. Ancak sorulan sorular ve sorulardaki mevzular az da olsa kendisi hakkında bir fikre sahip olmaya yadımcı oluyor.
Sağ olsunlar lütfetmişler bu kadar zahmetlere girmişler talepte bulunmuşlar el verdiğince bu talebi karşılamak bize düşüyor. İnşeallah faydalı olur. Ancak sorulan sorular kısaca bir kaç cümle ile geçiştirilecek şeyler değildir. Bir kaç cümle ile cevaplansa bile hemen anlaşılp kısa sürede yaşam sahnesinde hemen tatbik edilmeye başlanabilecek türden de değildirler.
Genelde (Tasavvuf) kelimesinin ifade ettiği manânın (esmâ-tarikat) mertebesi itibariyle yaşanan hayatın (tasavvuf) yaşantısı olduğu sanılır, ancak bu yaşantı gerçek tasavvufun henüz daha girişidir. Bu giriş kemale erip çıkış zannedilmektedir.
Şunu baştan belirteyim ki ben kimseyi eleştirmem vede zaten “kimseler?” le de işim yoktur. (Kimse?) de görmem ki, işim olsun, ancak bizimle işi olanlar olabilir Allah (c.c.) lühü onlardan da razı olsun. Aslında ben isimsiz vasıfsız da biriyim Alim fazıl bir kişi de değilim, sadeca Terziyim, biraz yaşımız olduğundan sıradan bir isim olan, kardeşlerimiz (Terzi Baba) demişler, aslında bu isim bile bize çoktur, ismimiz sadece babamın verdiği (Necdet’tir) Bunları söylemekten kasdım ben okadar değer verilecek bir kimse değilim verdiğimiz cevaplar yetersiz olursa kusura bakmayın, gayemiz hayat boyunca edindiğimiz bazı küçük deneyimlerimizi taleb edenler ve alma kaabiliyyet-i olanlara dünyadan ayrılmadan aktarmaya ve meraklısına imkân dahilinde yardımcı olmaya çalışmaktır, başka da bir niyetimiz yoktur. Bazı söz ve yazılarımız belki bazı kimselerin anlayaşına ters veya yanlış gelebilir, olabilir, kendi düşünceleridir hörmet edilir, onlar da sağ olsunlar, herkes herkesin sözünü ve anlayışlarını kabul edecek diye bir kuralda yok zaten, her kez herkesi hoş görürse meselede yok zaten.
Bu kısa özet girişten sonra yavaş, yavaş tefekkür ufkumuza doğru yol almaya ve küçük bilgileri hatırlatmaya çalışalım. Bilindiği gibi İslâm tasavvufu (4) ana mertebede faaliyyet göstermektedir. Onlarda sırasıyla (1) “Ef’âl-şeriat mertebesi” (2) “Esmâ-tarikatmertebesi”
(3) “Sıfat-hakikat mertebesi” (4) “zât-marifet mertebesi” dir. Bu mertebeler bilinmez ve hangisi hangi yerde geçerli olduğu ayırdedilemesse, konuşulan bütün tasavvuf mevzuları bir bilgiden öte geçmez, yaşanarak müşahede edilemez sadece zanda ve tasavvurda kalır bu anlayışta gerçek tasavvuf olmaz ve kişiniz özbenliğine nüfûz edemez, öz benliğe nüfûz edilemiyen şeyde dışarıda kalır dışarıda kalan ise afaktır afak ise kişinin sahip olduğu şey değildir. Belki geçici olarak sahip olduğunu zanneder ancak belirli süre sonra elinden gider çünkü bünyesine nakş edilmemiştir.
Genelde tarikat yaşantısı düzeyi (tasavvuf) zannedilir, halbuki orası daha henüz başlangıçtır. Eğer oranın önder kişisinin hakikat ve marifet müşahedeleri varsa kendisine yönelenleri yukarıya (Mi’râca) doğru yükseltir, eğer o kişi sadece tarikat mertebesini yöneticisi ise çevresindekilerle birlikte orada kalırlar ve bunu da tasavvuf zannederler.
Bilindiği gibi yukarıda belirtilen (4) mertebenin önderleri, “şeriatta- imamlar” “tarikatta-şeyhler” “hakikatte-Ârifler” “marifette ise Ârifi billâllahlardır,” işte sıkıntı buradadır, her Ârifi billâh şeyhlik yapabilir ancak, her şeyh arifi billahlık yapamaz ve bu eğitimi veremez çünkü kendisi bilmez ancak çevre bu gerçeğin bilincinde oladığından belirli bir kıyafete görüntüye sahip olan kimselerin bu mertebelerin hepsini bildiği zannedilir.
Şimdi yukarıda bahsedilen hususu belirtmeye çalışalım. Bizce bu soruların sorulmasında iki yön olabilir. Birincisi bu konular soran kardeşimiz tarafından çok iyi bilindiğinden belki bizim durumumuzu tahkik ediyor olabilir, ve ya bütün bunların hepsi hakkında tereddütleri vardır mutmain olmak için araştırma yapılıyor olabilir. Her iki halde de ne olursa olsun özetle cevaplamağa çalışırız İnşeallah. Bu soruların gerçekten yaşam ve faaliyyete geçmesi için epey ter dökmek ve epey zaman geçirmek lâzım gelmektedir.
Küçük bir misal verdikten sonra cevaplarımıza geçelim inşeallah.
Gidenler bilirler, Medine-i Münevvere de, Mescid-i Nebevinin (1) no lu (Bab-üsselâm) kapısı vardır, oradan girildiğinde tam karşı istikamette de çıkışta (41) no lu (cennet-ül bâki) kapısı vardır. Bu iki kapı arası içeriden bakılınca (12) aşamalı bir korüdordur, bu korüdor normalde sadece (5) dakikada biraz daha uzatılırsa (15-20) dakikada dualarıyle birlikte geçilir. Gerçek bir seyr-ü sülûk ile geçmek için ise en az (15-20) sene lâzımdır. Bunun gibi aşağıdaki soruların cevaplarıda (15-20) biledin yarım saata kelâmen bulunabilir amma yaşamı için en az yarım insan ömrüne ihtiyaç vardır. İşte bu uzun sürede tahsil edilebilecek hususların kısa kısa bir kaç cümle ile yaşanması mümkün değildir ancak bir fikir vermesi bakımından faydalı olur düşüncesindeyiz. Bu kısa özet bilgilerden sonra cevaplarımıza geçmeye çalışalım cenâb-ı anlayış ve idraklerimizi genişletsin.
Son bir şeyi daha merak ettim: Soruları soran kardeşimin ismi yukarıda da bahsettiğimiz gibi acaba? Bir yanlışlık eseri olarak mı? Yazıldı yoksa (Tıkandı baba) gerçek ismi mi? Bunu anlayamadım. Eğer gerçek ismi ise İnşeallah (tıkanmamıştır) ancak isimlerin manâlarının mezahirde tesiri olduğundan korkarım onu tıkayabilir-yani perdeleyebilir, inşeallah biz bu kelimenin tam zıt karşılığı olan (açıldı baba) diyelim, inşeallah da öyle olur. Not=Özet cevaplar soruların altlarına yazılacaktır.
TASAVVUFTA CEVAP ARAYAN SORULAR
 tıkandı baba tarafından Cum, 07/25/2008 - 13:54 tarihinde gönderildi.
Terzi babaya bazı tasavvufi bazı sorularımız var eger cevaplandırırsanız memnun oluruz selamlar.
 TERZİ BABAYA BAZI SORULAR
 BİSMİLLÂHİRRAHMANİRRAHİYM:
1- Mürşidi vefat eden bir talebe ne yapması gerekir mürşidi onu kabirden irşat edebilirmi.
(1) Cevap Mürşidi vefat eden talebe, Mürşidi tarafından bir vekil bırakılmışsa ona tabi olarak yoluna devam etmesi lazımdır. Eğer geriye bir vekil-halife bırakmamışsa kendisinin yeniden kâmil bir mürşit arayıp bulması lâzımdır. Eğer bulamassa kendi gerçek idrak ve şuuru ile şeriat mertebesinden hayatına kaldığı yerden devam etmesi daha uygun olacaktır. Bir mürşidin kabirden saliki derslerinin sonuna kadar sistemli olarak götürmesi pek mümkün değildir. Bazı istina-i zuhuratlar ve ilhamlar olsada mutlak sağlıklı bir eğitim olamaz. Çünkü vehmin araya girmesi çok muhtemeldir. Ne yazıkki tarikat duygusallığı içinde bu hususlar oldukça abartılı konuları teşkil etmektedirler, Bu konuda onların başlıcalarındandır. Bu hususta belki pek nazik bir benzetme değildir ama böyle misal verilmiştir. (Hayatta olan tilki ölmüş aslandan yeğdir) derler. Ancak buna karşılık İrfan ehli ölmez derler oda doğrudur. Ancak o kişi gerçekten irfan ehli ise! Dünyayı terk eden ervah ikinci berzaha gitmektedirler, buradan ise geriye yani dünyaya dönüş yoktur. Olsa da çok enderdir buda ancak berzah âleminde olur buda çok zor bir hadisedir. Bu hususta daha geniş bilgi(Muhyiddîni Arabinin Füsûs-ül Hikem cilt 4 sayfa 311 de Berzah peygambari, Halit bin Sinan fassı)n da bulabilirsiniz. Okumak faydalı olur.
2-Bir talebe mürşidi sağ iken izinsiz başka bir mürşide intisap etse ne olur mahsuru varmı .
(2) Cevap. Evet bazı oluşumlar üzere doğru olmaz. Ancak ayrılmak istemeside o talebenin şahsi hakkıdır. Bir talebenin mürşidinden ayrılmak istemesi eğitiminin yeterli olmadığının anlaşılması üzerine olabilir. Bu durumda o talebenin yapması gereken şey, bireysel iradesini toplayıp mürşidinden görüşme izni istesidir, bu izni aldığında mürşidine kırıcı olmadan şöyle bir konuşma yapabilir. “Efendim Allah sizden razı olsun epey zamandır benimle ilgilendiniz bilmediğim bazı şeyleri öğrettiniz hakkınızı helal ediniz. Ancak müsaadeniz olursa bundan sonra ben bu yoldan ayrılmak istiyorum hoş görünüz.” Deyip halini ifade etmesi ve helâllaşması lâzım gelir. Çünkü ayrılmakta o kişinin tabii hakkıdır kimse kimsenin kölesi değildir. Böylece o talebe üstüne düşeni yapmış olur. Şimdi sıra mürşidinin davranışına kalmıştır, ya hayır der veya peki der peki derse zâten sorun kalmaz ancak hayır der ve hakkını helâl etmesse o kendisinin bileceği bir iştir. Eder veya etmez özür dileyen talebeyi etkilemez bunun mes’uliyyet-i de olmaz ve vicdanende sorumlu olmaz. Zâten gerçek bir mürşitte hemen helâllaşır eğer helallaşmıyorsa o mürşidin daha henüz mürşitlik vasfına ulaşmadığı sadece adının mürşit olduğu anlaşılır çünkü bu oluşum nefsinden kaynaklanmaktadır diye düşünülür. Bu muameleden sonra ancak gerçekten inandığı ve kendisine faydalı olacağını tahmin ettiği bir mürşide o mürşidin de rızası ile bağlanmasında sakınca yoktur şartı eski mürşidinden helallık taleb etmasidir. Eski mürşidi helallık vermase bile geçerli değildir. Hani bazı sözler vardır (minareden düşenin parçası bulunur, gönülden düşenin bulunmaz) derler. Keşke o gönlü bulsakta içinden hiç çıkmasak. Acaba gerçek manada gönül dediğimiz yer (Kâ’be’mi?) yoksa (puthane’mi?) puthane ise zaten durulmaz hemen dışarıya çıkmak lazımdır. Yeni bir Kâ’be bulup hemen içine girmek akıllıca bir iş olacaktır.
3-Cemaatlerle tarikatların farkı nedir talebeye aynı seyri suluk yaptıra bilirlermi
(3) cevap: Cemaatler daha ziyade şeriat’in zahiri ve günümüze uygulanmış hizmet halidir kalıp ve kıyafet kaydında kalmamışlardır, ancak düşünce kaydında kalmışlardır. Yani ma’neviyatın batınına olan yolculukları yoktur. Zahirde hizmet ehlidirler oldukça güzel bir yaşamdır ancak kendilerine ulaşmaları zordur belki çok savap kazanabilirler ancak kendilerini kazanamazlar bu da ayrı bir konudur.
Tarikatler ise daha ziyade kalıp ve kıyafet şartlanmasından kurtulamamışlardır, tabiiki bunlar çok iyi niyetlerle yapılan işlerdir her şey kendi bünyesinde doğrudur ancak genel doğrular çok başkadır kimse yaptığından şartları içerisinde oluyorsa sorumlu tutulamaz mertebeler vardır ve bu mertebelerde birileri tarafından yaşanacaktır çünkü bu âlem kesret-çokluk âlemidir. Tarikatlerin Cemaatlardan diğer bir farkı da cehri veya hafi zikirleri olmasıdır. Ancak şu veya bu tarikat ismi ile eğitim yapan gurupların başında bulunan kimse hangi mertebede ise oraya kadar çevresini götürebilir daha yukarıya götüremez çünkü yaşantısını bilmeyebilir. İşte bu halin çok iyi değerlendirilmesi yapılmalıdır. Geçmişte ve zamanımızda öyle abartılı konuşma ve yazılar varki o durumda olan kimselerin nasıl bu sözleri söyleyebildilerini anlamak gerçekten biraz zor oluyor. Gayemiz eleştiri değil sorunun cevabı 0larak tespit etmeye çalışmaktır.
Aslında cemaatler tarikat düzeyi olmadığı için seyr-ü sülûkları da o manâda olamaz ancak kendilerine göre üstlerine kendi sistemleri içinde belki bağlılık kuralları vardır onları ben bilmiyorum araştırmadım da. Tarikatlerde ise belirli bağlılık şekilleri vardır, ançak gerçek manâda (seyr-ü sülûk) pek kalmamıştır belirli zikirler yapılır böylece güzel bir vakit geçirilmiş olur ki oldukça güzeldir, sağda soldu heba edilecek olan bu değerli zamanlar oralarda zikir ve menkıbe sohbetleriyle değerlendirilmektedir ancak gerçek bir irfaniyyet eğitimi değildir. Bu hususta daha geniş bilgi aynı sitede yayımlanan (İrfan mektebi Hakk yolunun seyr defteri ve şerhi) isimli kitabızdan faydalanılır diye düşünüyorum, bakanlara inşeallah fayda sağlar.
4-Biat nedir biattan dönülürmü dönülürse ne olur.
(3) Cevap: biat çok özel bir hal ve oluşumdur. Gerçek bir sünnet ve bu yoldan hakka bağlanmaktır. Ancak bağlanmaya vesile olacak kişinin mutlaka, evvelâ Hakk’ta fâni, sonra da Hakk’la baki olma hakikatine ermiş olması lâzımdır yani kişinin şahsında kendi nefsinden bir bakiye kalmamış Hakk’ın zuhuruna bir mahal olmuş olması lâzımdır. Bunun dışında olan zuhurların nefislerinden kurtulmamış olacaklarından onlara biat Hakk’a değil nefislerine biad edilmiş olurki taş değil ama canlı put edinilmiş olur allah muhafaza, Biat oldukça mes’uliyyetli bir iştir, Fetih Sûresinde belirtilen (Seninle biat edenler ancak Hakk ile biat etmiş olurlar, onların ellerinin üstünde Allah’ın eli vardır) hükmü İlâhisinin gerçek bir eğitim ile gerçek bir Ârifin nezaretinde yaşanması için yaklaşık (15-20) seneye ihtiyaç vardır ayrı bir eğitimdir. Eğer biat edilen kişinin zaten bu hususiyyetleri yoksa o biat sadece şekilde olmuş olacağından dönülmesinin bir mes’uliyyet’i olmaz, Eğer Biat gerçek yere yapılmışsa bu biattende istisnalar dışında kolay kolay dönülmez.
5-Peygambere biat nedir mürşidi kamile biat nedir. her mürşidim diyene biat edilirmi .
(5) Cevap: Şu anda zahiren Peygambere biat diye bir şey söz konusu değildir çünkü şu anda (fiziki Muhammed-î aramızda değildir) bu yüzden o yol kapalıdır ancak varisleri kanalıyla ona ulaşmak mümkündür. Doğru silsilesi olan bir Ârife biat vekâleten peygamberimize oradanda Hakk’a yapılmış olur, ancak şartları vardır. İlk şartı biad edileck kişinin yol kurallarından olan (fenafişşeyh, fenafirrasûl, ve fena fillâh) mertebelerini bünyesinde ihdas etmiş olması gereklidir. Bu şartlar olmassa yapılan biat (bir nefisten bir nefse) olurki gerçek biatla hiç ilgisi olmayan nefs-î ve beşeri bir biat olduğundan yapanlara gerçek mana da fayda sağlamaz hatta ilâhi manayı taklitten dolayı mes’uliyeti vardır. Daha evvelcede belirttiğimiz gibi her( şeyh ve mürşide hemen biat edilmez) çünkü arştırmak gereklidir o vasıflarda olmayabilirler. Eğer gerçek mana da Ârif olduğu anlaşılırsa biat edilir. Her şeyh ve mürşit denilen kimseler hangi mertebede iseler oraya kadar irşad edebilirler daha yukarıya çıkaramazlar.
6-Cemaat liderlerine biat edilirmi
(6) Cevap: Cemaat liderlerine, hangi yönde görev yapılacaksa o görevi yapacağına dair söz veilebilir bu da zahiren dünyevi olarak o kişiye biattır, yani o hususta söz vermedir. Ancak ilâhi biatla bir ilgisi yoktur İlâhi biat’ın şartları kendi içindedir. Ve bunlara bu manada biat edilmesi söz konusu olamaz. Ama bilemem eden eder sonu ne olur bilemem. Sevgili sorucu kendisini (tıkandı baba) diye tanıtan bizden inşeallah karşılığı olan (açıldı baba) kardeşime inşeallah bu özet izahlar umarım faydalı olur. Gerçek tasavvuf gerçekten hemen bulunup yaşanak bir güzellik değildir araştırması eğitimi gayreti vardır Cenab-ı Hakk cümlemizi gerçek manada Hakk ve zât ehli olan kimselerden eylesin. Âmin. Bu husular sadece yazı ile değil yüz yüze açılmları çok daha (nefha) ile tesirli olur. Gerekirse Tekirdağında da misafirimiz olarak bunlar ve benzeri sorularını bekleriz. Hüdaya emanet olunuz. Necdet ardıç (Terzi Baba)