Vermeyince Mabud Neylesin Mahmud ?

Her hikayede olduğu gibi bu hikayede kıssadan hisse bulunmaktadır. Hisse almasına bilenedir. "Anlayana sivrisinek anlamayana davul zurna az" diye boşuna demeşişlerdir. Bu hikayede hepimizin alacağı bir ders olduğunu düşünüyorum. Sayğıdeğer Necdet Ardıç beyfendi'nin sohbetinde dinlediğim ve hepimizin kulaktan dolma bir şekilde aşina olduğumuz bu kıssayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Cenab-ı Allah'tan hepimizi hissedar olmayı Hakk'ıyla idrak eden ve Hakkıy'la kulluk vazifesini ifa edenlerden eylesin. Amin... Ya Muin...       

Gelelim hikayemize ; Sultan mahmud zamanında bir fakir sarayın önünden geçermiş. Ya Mahmud! Ya mahmud! Ya Mahmud! diye bağırırırmış. Kapıdan geçerken eline üç beş akçe verip günlük ihtiyacını karşılatırlarmış. Padişah Mahmud bunu bu adamın her gün böyle geçtiğini görmekteymiş.Şuna bir iyilik yapalımda bir daha burlarda dolaşmasın demiş. Hemen ahçıya tembih etmiş. Oturtma tatlısı yapın, içinede her tatlının altına bir tanede sarı lira koyun yarın geçerken tepsiyi ona hediye edersiniz. Kırılmasın, incinmesin doğrudan doğruya altınları hediye edersek, belki gururuna kibirine yediremez.Peki yapalım diyorlar. Öylece O tatlıyı hazırlıyorlar. Yine Ya Mahmud! Ya mahmud! diye geçerken gel gel diye aşçı çağırıyor.Padişahımız sana bir tepsi tatlı yaptırdı. Al onu evine götür. Çoluk çocuğunla yersin. Sevinerek alıp evine giderken yolda bir adama rast geliyor. Adam selam verdikten sonra; Nedir bu tepsinin içinde ki Mehmet Efendi diye soruyor? Tatlı, eve götürüyorum. Bana bunu satar mısın? Satarım, Kaça satarsın? Bir altına satarım. Bir altın çok değerlidir. O günün şartlarına göre bir tepsi tatlı için bir altın çoktur. Mesela bu gün bir tepside üç dört kilo baklava varsa 60-70 liradadır. Ama sarı lira 200 lira civarında burdan kıyas yapabiliriz. İş yaptım diye, sevinerek bir altını alarak eve geliyor.       

Ertesi gün yine sarayın önünden yine Ya Mahmud! Ya Mahmud! diye geçiyormuş. Ne fiilsiz, ne doymaz, tükenmez adam diye padişah Mahmud kızmış! Yakalayın şunu diyor. Tutup getiriyorlar. Sana bir tepsi baklava vermiştik. Ne yaptın o bir tepsi tatlıyı diye soruyor? Efendim dün yolda bir adam karşıma çıktı. Benden tatlıyı satmamı istedi. Ben de bir altına tatlıyı sattım. O zaman Sultan Mahmud "Vermeyince Mabud, neylesin Mahmud diyor.       
Burdan şu sonuca ulaşabiliriz. Değerli şeylerin bazen çok ucuza satılabildiğidir. İşte biz de en değerli varlığımız olan zamanımızı en küçük şeyler karşılığında hemen satıveriyoruz. Bozuk para gibi harcıyoruz. Bizim yeğane varlığımız sadece vaktimiz. Malımız, mülkümüz, çoluk çocuğumuz hiç bir şey değil vaktimiz, zamanımız. Bu dünyadan bizi aldıklarında anda ne olur. O kadar çok malımız olsa, yüzlerce çocuğumuz olsa kızımız torunumuz olsa hepsi biter tükenir. Çünkü onların hepsi geçici bizim aslı hayatımız oda zamanımıza bağlıdır. Allah hepimizin zamanlarını kendisiylen harcamamızı nasip etsin.

23/11/2007