HAZMİ TURA'NIN HUZURUNDA

( 23.8.1988 )

Gitmiştim bir gün Nusret Tura'ya,

Gönderdi beni Hazmi Tura'ya,

Yazdı verdi elime bir kâğıt,

Sanki içinde bin türlü ağıt,

 

Gidip Fatih'e girdim dergâhına,

Alıp içeri oturttu yanına,

Okudu elimdeki kâğıdı,

Çözülen ayağımın bağıdı.

 

Oğlum dedi, hergün şunları yap,

Gittiğin dünyadan hemen sap,

Görünce o muhterem Hak dostu,

O günüm bilsen ne hoştu.

 

Hadi oğlum Allah Selâmet  versin,

Yoluna  güle  güle  gidersin,

Çıkarma bizi  sakın  gönülden,

Gaflette kalırsan ne gelir  elden.

 

Hazmi Tura ilk mürşidim oldu,

İhsanları fakire çok boldu,

Bir gün yine gittim dergâhına,

Oturttu beni hemen karşısına.

 

Anlat  bakalım  gördüklerini,

Değerlendirelim   hallerini,

Anlattım tüm gördüklerimi,

Başımdan  geçirdiklerimi.

 

İki şeye sevindim dedi bana,

Bunları anlatayım sana,

Biri unutmamışsın bizleri,

Diğeri gitmişsin  hayli ileri.

 

Okuturdu mesnevi Bayezitte,

Bir gün nasip oldu orda ziyarette,

Anlatıyordu hakikati  Nuh'dan,

Nasıl kurtulunur o tufandan.

 

 

 

 

 

 

 

 

Sanki şu anda görür gibiyim,

Ruhaniyetini sezmiş gibiyim,

Bakıyor sanki yazdıklarıma,

Tebessüm ediyor anlattıklarıma.

 

Tekrar yine gittiğimde dergâha,

Ulaşamadan o padişaha,

Hacdan gelince pek hastalanmış,

Hemen Rahmeti Rahmana dalmış.

 

O anda sanki sıddıkın sözü,

Muhammed öldü ise Allah baki,

Şimdi ne yapacağız dedim,

Nusret Bey'e gideceksiniz dediler.

 

Daha  evvel  dükkânda çalışıyorken,

Sanki geldi karşıma duvar içinden,

Coşturdu beni tevhid ile,

Bende şaştım o zaman bu işe.

 

Sonra baktım yere iyd yazılmış,

Sanki bir el hat kazımış,

Anladım ki o an bayrammış,

Fakire lütfen vedaya gelmiş.