kitap dört türlüdür

ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ 

       (2) Zâlikel Kitab'u lâ raybe fiyh, hüden lil müttekıyn;

Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.

       Bir yönüyle bakıldığında kitap dört türlüdür;

       Birincisi, elimizdeki Mushaf-ı Şerif,

       İkincisi, Elif, Lâm, Mim’in içerisindeki bütün muhteviyat bir kitaptır yani bu üç harfin içerisinde  bütün İlâhi ilim mevcuttur,

       Üçüncüsü, dışarda gördüğümüz bütün bu mükevvenat başlı başına bir kitaptır. dört kitap derken bunlar birbirinden ayrı dört kitap değildir, birbirlerinin tamamlayıcısı veya özeti olan dört kitabımız vardır ve bunların dördünün de verdiği mânâlar aynıdır, birbirine zıtlığı yoktur.

       Dördüncüsü, ise “Kûr’ân-ı nâtık-konuşan Kûr’ân” olan “İnsân-ı Kâmil”dir.

       Zâlike,  “böylece veya bu” mânâsı ile Elif, Lâm, Mim’e atıf yapıyor,    

       El Kitab’u, işte bu kitap, lâ raybe fîh, içerisinde şüphe yoktur.  “Bu kitaplar hakkında hiçbir şüphe yoktur” diyerek Cenâb-ı Hakk daha baştan tasdik ediyor yani elimizdeki kitapta Hakk’tan geldiğine, Hakk’ın kelâmı olduğuna dair hiçbir şüphe yoktur, Elif, Lâm, Mim’inde bunun özeti olduğuna dair hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerinde bir kitap olduğunda hiç şüphe yoktur ve Elif, Lâm, Mim İnsân-ı Kâmil’in bir ismi olduğundan dolayı İnsân-ı Kâmil’de bir kitaptır.

       Diğer bir yönüyle bakıldığında da kitap iki tânedir       

       Birincisi, Kûr’ân-ı Sâmit-Mushaf, (susan Kûr’ân), dır.

       İkincisi, Kûr’ân-ı Nâtık (konuşan Kûr’ân) dır. Eğer bu iki kitap birbirini tamamlamamış olsa ne Kûr’ân-ı Sâmit  okunur, ne Kûr’ân-ı Nâtık okuyabilir yani bu yazılı nüsha elimizde olmasa Kûr’ân-ı Nâtık bunu nutk edemez,yani okuyup söyleyemez fakat Kûr’ân-ı Nâtık yani konuşan, söyleyen Kûr’ân olmasa, Kûr’ân-ı Sâmit kapalı kalır, perde arkasında bâtında kalır, mevcudiyeti bir işe yaramaz, onun içindir ki Kûr’ân-ı Kerîm’in hakikaten okunabilmesi için hem Kûr’ân-ı Sâmit, hem Kûr’ân-ı Nâtık gerekiyor. Kûr’ân-ı Kerîm’i alıp okuyoruz,  bizim merte-bemiz ef’âl (fiiller) mertebesi, esmâ (isimler) mertebesi, sıfat mertebesi, zât mertebelerinden hangisindeyse o mertebeden okuyoruz yani ondaki mânâları ortaya çıkarabilmek için, Kûr’ân-ı Kerîm’i okuyan kişinin mertebesi önemlidir.

       Kûr’ân-ı Kerîm’den bir çok hutbeler veriliyor, birçok yazılar yazılıyor, bunlar Kûr’ân-ı Kerîm’in açıklamaları olduğu halde hepsi neden tesir etmiyor?  diye sorduğumuzda bu sorunun cevabı onu okuyan ve anlatan kişilerin mertebeleri itibarıyla olduğundandır.

       Aynı şekilde sohbetlerde de, sohbet yapılıyorken dört kanaldan o sohbetin verilmesi lâzım, ki o her kişi kendi kanalını bulsun alacağını oradan alsın;

- Sohbette ilk önce ses gidiyor, bu sesin içerinde

- mânâsı yüklü

- rûh’u yüklü

- nûr’u yüklü

gerçek Kûr’ân-ı Nâtık olan bunları sesine yükleyip karşısındakine gönderir, işte “ve nefahtü” denilen hâdise, yani insânlardan aktarılan budur, çünkü o orada kendinden konuşmuyor o anda, Kûr’ân-ın zât mertebesinden konuşu-yor. Ses mânâsını yüklenmiş olarak ruhu ile karşı tarafa giderse orada hayat meydana getiriyor, sonra bu yaşantının birde müşahedesi gerekiyor, yani kişi bunu alıyor, yaşıyor, kendi bünyesinde harman yapıyor, yoğuruyor ve aldığı bu bilgilerle bakışında bir değişiklik meydana geliyor, ki öyle olması lâzım gelir, bu da o nefha içerisindeki nûru’dur, ve böylece değişen bakış açılarımızla gözümüz hakikati gören bir göz haline gelmiş olur, aksi halde bunun dışında bir sohbet olmadıkça, gözümüz ne nûrlanır, ne rûhlanır, ne de mânâlanır, sürekli madde beden âleminde yaşayarak, ötelerde olan bir Allah’a yönelmiş oluruz oysa Cenâb-ı Hakk ben ötelerde değilim sizinle beraberim diyor fakat ne yazık ki İslâm âlemi olarak bizler tenzih akidesini ön plâna almışız ve Rabbi âlâ’mızı arşın üzerinde tahtında oturur hâle getirmişiz, tabii ki Rabbimizin o hâli de var fakat Cenâb-ı Hakk bize Ben sizinle beraberim diyor, (Enfal 8/46.Âyet)“inAllahe meas sâbirin” vb. bir çok Âyetlerde bizimle birlikte olduğunu beyan ediyor.

       İşte “Zâlikel kitâbe lâ raybe fiyh” bu kitap hakkında bu anlatılan şekliyle şüphe yoktur, yeter ki biz bunun böyle olduğunu idrak edelim, müşahede edelim, sadece lâfzen, kelâmen değil mânâsıyla, rûhuyla, nûruyla birlikte böyle olduğunu idrak edelim. Bu kitap yani anlatılan kitap hidÂyettir, kimin için? Hüden lil mütte-kıyn; İttika sahipleri için, sakınanlar için bir hidâyettir.

İttika, şüphelilerden sakınma demektir, bu şeriat anlamındaki ittikadır, vahdet yolunda olan kimselerin ittikası yani ittikanın hakikati ise kendi varlığının beşeriyetine düşmekten sakınmadır yani nefsâniyyetine inmekten sakınmadır. Kendi varlığındaki hakikati idrak ettikten sonra tekrar geriye dönüp nefsaniyetine, beşeriyetine düşmekten sakınmadır. Âlemdeki varlıkların Hakk’ın birer zuhurları olduklarını düşünüp sonra tekrar onların başka ayrı varlıklar olduklarını düşünmeye yönelmekten sakınmadır, yani varlıklara ayrı birer kimlik vermekten sakınmadır.